BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir ülkenin adı 11 yılda dört defa değişir mi?!.

Bir ülkenin adı 11 yılda dört defa değişir mi?!.

Birçoklarının hâlâ Zaire olarak bildiği Kongo Demokratik Cumhuriyeti (DR CONGO), toprak genişliği bakımından Sudan ve Cezayir’den sonra Afrika’nın üçüncü büyük ülkesi. Nüfus yönünden de Afrika’daki dördüncü en kalabalık ülke. 69 milyonluk DR CONGO, aynı zamanda Fransızca’nın resmî dil olduğu en kalabalık Afrika ülkesi...



> Kinshasa Birçoklarının hâlâ Zaire olarak bildiği Kongo Demokratik Cumhuriyeti (DR CONGO), toprak genişliği bakımından Sudan ve Cezayir’den sonra Afrika’nın üçüncü büyük ülkesi. Nüfus yönünden de Afrika’daki dördüncü en kalabalık ülke. 69 milyonluk DR CONGO, aynı zamanda Fransızca’nın resmî dil olduğu en kalabalık Afrika ülkesi... DR CONGO’yu komşusu olan Kongo Cumhuriyetinden ayırmak için pek çok ad kullanılmış. Başşehirden ötürü, Congo Kinshasa, Belçika Kongosu ve Zaire... 1885’e kadar Belçika Kralı Leopold II’nin şahsi mülkü statüsünde olduğu için Congo Leopoldville ismiyle anılmış. 1885 Berlin Kongresinden sonra adı Congo Free State olmuş. Ama hiçbir zaman ismi gibi serbest devlet filan olmamış tabii. Sadece Kralın özel mülkü olmaktan çıkmış, Belçika Devleti’nin sömürgesi olmuş.... Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ziyaret etmekte olduğu DR Congo, 1998’de başlayan ikinci iç savaş sebebiyle o kadar tahribata uğradı ki, kıtanın en fakir ülkesi haline geldi. Kişi başına milli gelir yalnızca 329 Dolar!.. Oysa yer altı kaynakları bakımından Afrika’nın en zengin ülkelerinden biri. Bu ülkenin başına gelenler -amiyane tabiri ile- pişmiş tavuğun başına gelmemiş. 1885 ila 1908 arasında ortalama 10 milyon insan çevre kirliliği ve açlıktan ölmüş. Belçika’nın Kauçuk üretimi ve diğer çalışmalar sebebiyle ülkede yaptığı tahribat ve insanlığa karşı işlediği suçları, ünlü yazar Mark Twain başta olmak üzere pek çok kalem ehli protesto etmiş. Mesela Joseph Conrad, Heart of Darkness (Karanlığın Kalbi) romanını, buradaki acılar üzerine kurmuş... 1885’ten önce Belçika Kralı, sırf kauçuk kotalarını ayarlamak için yerel halkın kollarını kesmiş!.. İşte Avrupa’nın çirkin yüzü... 1960’ta bağımsızlığına kavuşan DR Congo’nun yakasını felaketler hiç bırakmadı. Önce ülkenin ilk Cumhurbaşkanı Kasavubu, Sovyetler Birliği’nin açıktan destek verdiği Patris Lubumba’yı görevden aldı. (Bu bahis uzun ama kısa geçiyorum.) Ardından 1964’te Batı’nın (ABD ve Avrupa) komünizme karşı müttefik olarak gördüğü General Joseph Mobutu, Kasavubu’yu devirdi ve ülkenin başına bir kasvet gibi çöktü... 1997 yılında Lawrent Kabila tarafından devrilip kaçana kadar, yaklaşık dört milyar dolarlık bir servet edindi!.. Mobutu sadece bununla kalmadı, 11 sene içinde ülkenin adını tam dört defa değiştirdi. Sadece ülkenin adını değil, pek çok şehrin ve yerin de ismini değiştirdi. 1971’de hızını alamayıp kendi adını da değiştirdi. Mobutu Sese Seko Kuku Ngbendu Wa Za Banga... (Yani zaferden zafere koşan yenilmez savaşçı!) Abdullah Gül’e ev sahipliği yapan Joseph Kabila Kabange, Mobutu’yu deviren Lawrent Kabila’nın oğlu. Babası 2001 yılında iç çatışmalarda öldü. Mobutu’yu devirmekte kendisine yardım eden Rwanda’lı Tutsileri barındırdığı için Hutu militanları tarafından sıkıştırılan Kabila’ya karşı, Rwanda ve Uganda unsurları savaş Lordu Jean-Pierra Bemba ile iş birliği yapıp harekete geçince, ortalık kan gölüne döndü. Diğer taraftan Angola, Zimbabwe ve Namibya ülkeleri de; Kabila’ya destek vermek için savaşa karışınca, “Afrika’nın Dünya Savaşı” koptu. Bu savaşta 5.4 milyon insan hayatını kaybetti ki, II. Dünya Savaşından sonraki en büyük insan zayiatıdır... Ama her şeye rağmen hayat devam ediyor. Ülkede yaklaşık 250 etnik grup var. Kongo, Luba ve Mongo’lar çoğunlukta. Kongo, Tshiluba, Swahili ve Lingala dilleri başta olmak üzere yaklaşık 700 ayrı dil ve lehçe konuşuluyor. Cumhurbaşkanına eşlik eden kalabalık bir iş adamları heyeti, DR Congo’da iş bağlantıları yapmak için uğraşıyor. Ne diyelim, bravo bu modern akıncılara!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT