BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hesap bilmeyen biter

Hesap bilmeyen biter

Ufacık kasabada üç firma, üçü de aynı saatte araba kaldırıyor. Koltuklar bomboş, manasız bir rekabet sürüp gidiyor.



Bir zamanlar Of’lu bir arkadaşım “Karadenizliler ikiye ayrılır” demişti, “Oflular ve diğerleri!” Ulusoylar benzer şeyi otobüsçülükte söylüyorlar, “Biz ve öbür firmalar” Ulusoylar takaların yolcu çektiği yıllarda (1940’larda) otobüsçülüğe başlamışlar. Bunlar kamyondan bozma, tahta kasalı arabalarmış ve Trabzon’dan İstanbul’a varmak 60 saatlerini alırmış. O yılların şoförleri son derece mahirlermiş, bırakın lastik onarmayı, motor bile indirirlermiş. Rahmetli Mehmet Bahaaddin Ulusoy taşımacılığa gönül koyduğunda oğulları Mehmet Ali, Sefer ve Ali Osman ona destek vermişler. Saffet ve Cemal bizzat direksiyona geçmişler. Menderesli yıllarda yollar bayağı düzelmiş. Ulusoy’lar Scania’larla farklı hizmetler sunmuşlar. Derken Magirus’larla sürat rekorları kırmış, Samsun, Ankara yolunda yıldız olmuşlar. Ulusoylar 302 Mercedeslerin tek kale maç yaptığı yıllarda filolarını büyütmüş sürekli yeni araba almışlar. Bunları tek tip boyamışlar ve kendilerine has koltuklarla donatıp, standartlarını koymuşlar. Daima saatlerinde kalkmışlar ve üç beş yolcu için orada burada oyalanmamışlar. Nitekim Ankara yolunda yüzde 90 doluluk oranını yakalamışlar. Dahası Bosfor’u satın almış ve Deustche Touring ile ortaklığa girerek Avrupa yollarına ipotek koymuşlar. Ancak o yıllarda bir çok firma müşteri memnuniyeti gibi bir kelimenin farkında değilmiş. Garaja düşen çığırtkanların elinden kurtulamıyormuş. Simsarlardan biri bavulunu, birisi kasketini kapıyor “benimle geleceksin” diyorlarmış. Çantası kıymetli olan şapkayı kaptırıyor, kasketine kıyamayan çantadan cayıyormuş. Bazen Ankara yolcuları kendilerini Edirne’de buluyor, Kars’a niyetlenenler İzmir ve Adana üzerinden aktarıla aktarıla şaşkına dönüyormuş. Bilet keserken yolcuya hep “şoför yanı” deniyormuş ama muavin yanında bile yer bulamıyor, taburelerde oturmak zorunda kalıyorlarmış. İşte Ulusoylar bu havadan rahatsız olmuşlar ve garajlardan kopmuşlar. Kendi terminallerini ve kendi konaklama tesislerini yapmış, kendilerine has hizmetler sunmuşlar. Ulusoy ithal 2’nci el arabaların yollarda göründüğü Özal’lı yıllarda yeni bir yapılanma içine girmiş. 302 S ve V6 gibi ara seriler yerine uzay çağının çizgilerini taşıyan Neoplanlar’la ortaya çıkmış. Şimdi 2000’li yılların hazırlığı içindeler. Sürekli eğitim, yenilenme ve değişim peşindeler. İnsan hayatı gibi büyük bir emanetin ağırlığını hissediyorlar. Kalite belgesi, internetten bilet satışı ve rezervasyonda otomasyon gibi yenilikleri kovalıyorlar. Soruyoruz “Peki diğerleri nerede yanlış yaptılar?” UCUZLA NELERİ KAÇIRIYORSUNUZ? Mustafa Yıldırım bey “Bir kere hesap bilmiyorlar” diye söze başlıyor, “En düz mantıkla 5 milyondan 40 kişi atsam 200, dön geri 400 gibi bir beklenti içine giriyorlar. Bunun yüzde 30’unu firma alıyor, yüzde 15’i KDV’ye gidiyor. Kaldı mı yüzde 55. Bununla mazot, ikram ve personel giderlerini karşılayamıyorlar. Sonra bir gün arabayı yenilemek zorunda kalacaklarını düşünmüyorlar. En ufak kasabada 3 firma var ve aynı saatte araba kaldırıyorlar. Çoğu kez boş gidiyor ve mânâsız bir rekabetle birbirlerini bitiriyorlar. Türkiye’de 700’ü aşkın firma var. Çoğu beşte bir doluluk oranıyla çalışıyor, milli serveti heba olup gidiyor. İnsan taşımak sorumluluk işidir. Firma kurmak bakkal açmaktan kolay olmamalı. Taksi ve minibüslere bile tahdit var, ama çok daha büyük kaynak tüketen otobüsçüler başlarına buyruklar. Halkımızın pahalı ile neyi satın aldığını, ucuzla neleri kaçırdığını bilmesi lâzım. Yani sınıflandırma şart. Ama bütün bunlara rağmen şuurlu büyüyen ve ne yaptığını bilen firmalarımız da var. Hoş Türkiye otobüs taşımacılığında tartışmasız dünya lideri. Ama herşey çok daha güzel olabilirdi” diyor. BİTTİ
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT