BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kayıp silahlar ve Çiller

Kayıp silahlar ve Çiller

Evet, kayıp silahlar olayının ithalat bölümünde olağandışılık var ancak hadiseyi o günün adeta savaş halini andıran şartları ile değerlendirmek lazım. Bu hadisede Tansu Çiller’e olumsuz bir fatura çıkarılamaz.



Hadise malum: PKK terörü ve de ona karşı yapılan mücadelenin yoğun olduğu dönemde günün Batman Valisi Salih Şarman bir proje geliştirir. Köy korucularını daha etkin kullanmayı amaçlayan bu projeye göre seçme koruculardan kurulacak bir taburla PKK’yla kırsalda mücadele hedeflenir. Salih Şarman kendi ifadesine göre konuyu yine dönemin Olağanüstü Hal Valisi olan Ünal Erkan’a açar. Erkan’ın cevabı olumludur ancak para veremeyeceğini söyler. Şarman bunun üzerine projeyi Başbakanlığa yazar ve hem onay hem de kaynak talep eder. Başbakanlıktan gelen cevap olumludur. Dahası, dönemin Başbakan’ı Çiller Toplu Konut Fonu’ndan istenen parayı da Valiliğin emrine çıkartır. İzni ve parayı alan Salih Şarman da koruculardan 1000 kişilik tabur kurar ve bunları Bulgaristan’dan ithal ettiği fevkalade modern silahlarla donatıp PKK’nın üstüne salar. Koruculardan müteşekkil olan bu tabur Vali görevden alınınca dağıtılır. Silahları da Jandarmaya teslim edilir. Ancak bu teslimatta bazı silahların kayıp olduğu ileri sürülür. İthal edilen 1800 silahın 600’ü yokmuş. Bazı çevreler ima ile bu silahların Hizbullah’a gidebileceğini ihsas ediyorlar. (Bu yönde bir delil yok) OLAĞANDIŞI DÖNEM Hadiseyi özetle bu şekilde sunduktan sonra yoruma geçelim: Evet Batman Valiliği’nin OHAL, Emniyet Genel Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı devreye sokulmadan Bulgaristan’dan silah ithalatı işine girmesi çok normal bir hadise değildir. Hele hele 600 silahın kayıp olduğu iddiaları da Batman-Hizbullah özdeşleştirilmesi ve de malum imalar sebebiyle mide bulandırmaktadır. Dolayısı ile bütün bunların soruşturulması ve açığa kavuşturulması elbette kaçınılmazdır. Ancak burada altı çizilmesi gereken husus; bu dönem savaş hali misali şartların var olduğu bir dönemdir. Dolayısı ile böylesi iklimlerde bazı kuralsızlıklar işin doğası gereği olabiliyor. Mesela “Hamidiye Alayları” misali koruculardan tabur kurulması kağıt üzerinde elbette normal değil. Ancak bu tür mücadelelerde böylesi uygulamalar da olabiliyor. Bize göre yukarıda özetini sunduğumuz olayda belki kuraldışılık vardır da; kasıt, suiistimal ya da ihanet asla yoktur. Hadise olağanüstü şartlarda farklı bir metodun devreye sokulması gibi görünüyor. ÇİLLER NERESİNDE? Gelelim Sayın Çiller’in bu olayın neresinde olduğuna? Açıkçası biz Tansu Hanım’ın bu hadiseyle hedef tahtasına oturtulmasını pek kavrayamadık. Kuşkusuz Sayın Çiller dönemin Başbakanı’dır ve onun onayı sözkonusudur ancak Tansu Hanım’ın attığı imza ve verdiği onay terörle daha etkin mücadele içindir. Bu dönemin PKK ile mücadelede seferberlik dönemi olduğu unutulmamalıdır. Sonuçta verilen onay gizli değil, OHAL ve bölgede görev yapan diğer unsurların da yaşayarak gördüğü bir hadise içindir. Ha Çiller’in verdiği onayla alınan silahların bir bölümü bugün yok ise bunun hesabını verecek olan da herhalde Tansu Hanım değildir. İthalattaki kuralsızlık ise o günün şartları gereği aciliyet ve benzeri şeylerden olabilir. Hadisede Tansu Hanım’ı ilzam edebilecek zerre bir şaibe ya da iddianın olabileceğine inanmıyoruz. Tersine Sayın Çiller’in de dün dediği gibi o dönem gerçekten de PKK ile mücadelede altın bir dönemdir ve eşkıya örgütü düşüşe Öcalan’ın da itiraf ettiği gibi, o dönemdeki kararlı mücadele ile geçmiştir. PKK ile mücadelede teşekkürü hak edenlere karşı bugün takınılan tavır insafla pek bağdaşmıyor.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT