BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir seçkin insan!

Bir seçkin insan!

İnsaların dünyaya geliş ve gidişleri kendi tercihlerine bırakılmamıştır. Buna rağmen doğum ve ölüm arasında yapılacak tercihlerde çok zaman “hayat” tercih edilir. Doğum kutlu ve neşeli bir ân. Ölüm mutlu da olsa; soğuk ve hüzün verici...



İnsaların dünyaya geliş ve gidişleri kendi tercihlerine bırakılmamıştır. Buna rağmen doğum ve ölüm arasında yapılacak tercihlerde çok zaman “hayat” tercih edilir. Doğum kutlu ve neşeli bir ân. Ölüm mutlu da olsa; soğuk ve hüzün verici... Bu yüzden ölümü düşünmek en büyük nasihat olarak görülmüştür. Gece ve gündüz gibi, ölüm ve doğum birbiri ile var; ancak birbiri ile zıttır. Bu zıtlık birbirlerine duydukları ihtiyaç oranında artar. İnsanların neşeyle dolu oldukları doğum anlarında, şuursuz bir seyahate çıkan bebeğin çığlıkları bile hüzün vermez!.. Aksine sevinç yağar çevreye... Ölüm öyle midir? Belki tam tersi... Ancak kalanların hıçkırıklara boğulduğuna da aldanmamak gerekir. Ölenin neşe ve süruru ayrı bir âleme geçişin rahatlığı ve saadeti de olabilir. Bu konuya nereden geldik derseniz, bendeniz her doğum gününde, aynı duygularla haşir neşir olurum. Önceki gün 10 Şubat 2000 perşembe... Doğum çığlıklarımdan bu yana tam 53 yıl geçmiş. Acısı ve tatlısı ile dolu dolu bir ömür!.. Sevinçler ve acılar unutulmuş, giderek üzerimize sinen “toprak kokusu” daha da keskinleşmiştir. Hayatın gayesini çözebilmek ve bu gayeyi tahakkuk ettirmek hiç de kolay olmamaktadır. Hele doğrular ve eğrilerin bunca grift hale geldiği çağımızda; insanlar büyük zorluklarla boğuşmakta, huzuru ararken hüzünle kucaklaşmak zorunda kalmaktadırlar. Toprağa ve tarıma bağlı şanslı dönemler çok gerilerde kaldı... Mânâyı hedef alan hayat tarzları, yerini maddeye bırakarak çekip gittiler... Kâmil insanlar görevlerini ifâ ederek birer birer terk-i hayat ederken; sathî ve sığ insanlar çoğalıp iktidar oldular... Bu zor şartlarda yaşamak için mücadele veren saf ve sade vatandaşlar bu cedelden bîtap düştüler. Yine de ümitler solmadı... Gözleri gelecek hayırlı haberlere hasret, ufuklara kilitlendiler! Bir müjdeye, bir hayırlı iş ve habere susamış insanlar; kenetlenip beklediler... İyiye, doğruya, güzele hasret insanlar yarınları kurtuluş olarak gördüler... Dünden korkan, bugünden kaçan insanlara yarınların ne faydası olabilir ki? Bilinmez tabii... Giyinik mi, çıplak mı olduğu anlaşılamayan; transparan kurtarıcılar istilâ etti ortalıkları. Güneşin parıltısı kaybolup, akşamın hüznü çökerken, dert topladı yürekler. Bu dertli yüreklerin basıncına dayanamayan göz pınarları ağlamaktan yorulup kurudu, susuz toprak misali... Güneş batınca yanan kandiller, hüzünlü yüzleri ve dertli yürekleri ferahlatmasa da, bir ölçüde rahatlattı... Açıldı çatlak nasırlı eller semaya hıçkırıklar tuttu cihanı... Ölüm ve hayat arasında sıkışıp kalan kararsız insanlar yine de yaşamayı seçtiler. Ölüm soğuk ve ürkütücü geldi bizlere. Belli mi olur? Ha geldi, ha gelecek diye bekldiğimiz “ölüm” yerine; “nusret” ulaşmaz mı bizlere? Herşeyin, ama herşeyin bittiği bir zamanda, semaya açılan ellerin ve mânâya dönen kalplerin gücü belli mi olur? Olmaz elbet! Kurtuluş yakın... İki rahmetten biri çok yakın. Öyle ki; “Belki yarın, belki yarından da yakın!”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT