BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Türk -yunan medya konferansı’nın ardından -3-

Türk -yunan medya konferansı’nın ardından -3-

Tarafların hatalarını kabul etmesi önemli bir merhale oldu. Gazetecilik yapmak yerine askercilik veya diplomatçılık oynamanın doğru ve akıllı bir yol olmadığı, eskiden yapılmış hataları tekrarlamanın da kurulmaya çalışılan dostluk köprülerinin temeline dinamit koymak anlamına geleceği konusunda ittifak sağlandı.



Geldiğimiz nokta iyi değerlendirilmeli Gelelim, Türk-Yunan Medya Konferansı’na katılan diğer panelist ve katılımcıların söylediklerine... Bir kere her iki tarafta da geçmişte yapılan hatalardan dolayı bir pişmanlığın itirafı yapıldı. Şüphesiz tarafların hatalarını kabul etmesi önemli bir merhale. Gazetecilik yapmak yerine askercilik veya diplomatçılık oynamanın pek de doğru ve akıllı bir şey olmadığı konusunda konferans süresince ittifak sağlandı. Bu husus belki de konferansın en müşahhas sonucu oldu diyebiliriz. Ancak bundan sonrası da önemli. Yeniden aynı hatalar tekrarlanırsa kurulmaya çalışılan dostluk köprülerinin temeline dinamit konulmuş olur. Bu hataya düşülmemesi için de, gazetecilerin kendi görevlerini doğru anlayıp ifa etmesi gerekiyor. Nedir gazetecilerin görevi? Kamuoyunu barış ve dostluk yönünde hazırlamak ve gerçekleri doğru yansıtmak... Ve gazeteciler iki ülke arasındaki ihtilafların kendileri tarafından değil, diplomatlar ve politikacılar eliyle çözümleneceğini hiçbir vakit unutmamalıdır. Her iki taraf konuşmacıları da kendilerini amiral veya büyükelçi zanneden gazetecilerin ilişkilere verdiği zararlar konusunda bolca örnekler verdiler. Umarız ki, geçmişte yapılan ve zaman zaman iki ülkeyi savaşın eşiğine getiren hatalar artık tekrarlanmaz. Atina’daki medya konferansında önemli bir kısmı hayata geçirilebilecek somut öneriler de gündeme getirildi. Bunların en başında temas grubunun büyümeye açık olarak devamlılık göstermesi geliyor. İki ülke ile ilgili haber ve bilgileri ihtiva edecek ortak bir Web Sitesinin açılması, iki ülke gazetecilerine karşılıklı olarak Türkiye ve Yunaninstan’da staj yapma imkanı hazırlanması, yine gazete ve televizyonların karşılıklı olarak muhabirlere ülkelerinde çalışma yer ve imkanı hazırlaması, gazeteler arasında makale ve haber değişimi yapılması, herhangi bir gerginlik anında doğru bilgileri doğru kaynaklardan elde edebilmek için, bir “kırmızı telefon” hattı tesis edilmesi. İki ülke televizyonlarının ortak belgeseller yapıp yayınlaması vs. Oktay Ekşi, Yunan gazetcilerinin vizesiz olarak Türkiye’ye gelebildiklerini, artık bu imkanın Yunan Hükümeti tarafından Türk gazetecilere de tanınması zamanının geldiğini söyledi. Nitekim, dönüşte Basın Konseyi üyesi Sadun Çetin havaalanında vize uygulaması yüzünden problem yaşadı. Çetin’in pasaportunda KKTC girişi olduğu için Yunan Konslosluğu vizeyi ayrı bir kağıda vermişti. Bu kağıt kaybolduğu için Çetin para cezası ödemek zorunda kaldı. Konferansta karşılıklı olarak hepsi de mantıklı olan pek çok istek sıralandı. Ancak hemen bütün konuşmacılar daha işin başlangıcında bulunulduğunu ve ilişkilerin normalleşmesi için çok mesafe almak gerektiğini, bunun için de zamana ihtiyaç olduğunu hatırlattılar. Gerçekten yarım asra yaklaşan bir zamandır gergin şekilde devam eden münasebetlerin altı aylık bir dönemde düzelmesi beklenemezdi. Ancak şimdiye kadar bir türlü kurulumayan diyaloğun başlayıp önemli gelişmeler kaydetmesi çok iyi değerlendirilmelidir. Geçen Ekim ayında Yunanistan’dan dokuz kişilik bir gazeteci grubu Türkiye’ye gelmişti. Bu defa elliye yakın gazeteci Atina’ya gitti. Önümüzdeki Eylül ayında İstanbul’da yapılacak Türk-Yunan medya konferansının ikinci etabının daha kapsamlı olması ve kalıcı sonuçlara sahne olmasını bekliyoruz. Küreselleşme sürecinin yönlendirdiği dünya kamuoyu, günümüzde barışı destekleyenleri ve barışa katkıda bulununanları destekliyor. Barış yerine savaş isteyenleri de Yugoslavya, Irak, Suriye, Ermenistan örneklerinde görüldüğü gibi cezalandırıp tecrid ediyor. Kısacası yeni dünya düzeninde barış dünya ile entegrasyon demek, buna karşı olmak da dışlanma ve yalnız kalma ile eşdeğer. Herhangi bir yanlış anlaşılmaya meydan vermemek için şu noktayı da açıkliğa kavuşturmalıyız: Elbette ki, ülkelerin milli menfaati bazen barışı ve hiç istenmese de bazen savaşı gerektirebilir. Önemli olan her ikisine de doğru zamanda ve doğru şekilde karar vermektir. Çeyrek yüzyıl önce Ecevit, “Karaoğlan” sıfatı yanında bir de Yunanlarla kardeş olduğunu terennüm eden şiirin şairi sıfatını taşıyordu. Ama Kıbrısta’ki soydaşlarımızın katliamdan kurtarılması için uluslararası hukukun verdiği haklara dayanarak Kıbrıs’a Barış Harekâtı için karar vermişti. Bugün aynı Ecevit, Yunanistan ile dostluk ve barış için çaba harcıyor. İşte bu sebeple her iki ülke gazetecilerinin kamuoyunu barışçı yönde hazırlayıp idarecilerin işini kolaylaştırması lazım. Zira dış politika oluşturmada idarecilerin arkasındaki en büyük destek de, önündeki en büyük engel de kamuoyudur. İşin özü de sırrı da burada, gerisi teferruat! Bitti
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 99370
    % -0.47
  • 5.6109
    % -2.33
  • 6.3463
    % -2.11
  • 7.3974
    % -2.47
  • 237.819
    % -2.27
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT