BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bağışla bizi Nazım Hikmet!

Bağışla bizi Nazım Hikmet!

Bağışla bizi Nazım Hikmet! Sen, Moskova’da toprağa düştüğün gün doğanlar, bugün 37 yaşındadırlar. Yıllar ne de çabuk geçip gitti. Eğer yaşamış olsaydın, büyük topluluklar halinde karşına gelir, derin bir üzüntüyle el bağlar ve hep bir ağızdan özür dilerdik: “Bağışla bizi Nazım Hikmet” derdik.



Bağışla bizi Nazım Hikmet! Sen, Moskova’da toprağa düştüğün gün doğanlar, bugün 37 yaşındadırlar. Yıllar ne de çabuk geçip gitti. Eğer yaşamış olsaydın, büyük topluluklar halinde karşına gelir, derin bir üzüntüyle el bağlar ve hep bir ağızdan özür dilerdik: “Bağışla bizi Nazım Hikmet” derdik. Bağışla bizi ey Dünyanın ve ey gelmiş geçmiş zamanların en büyük şairi! Seni anlayamadık! Kadrini bilemedik. Yolundan gidemedik. Seni ve senin o, “hayata hep bilimsel bakışını” önce Mustafa Kemal kavrayamadı. Sen ki, biz, Milli Mücadele için bir ölüm kalım savaşı verirken Moskova’ya kadar yorulmuştun, orada: “24 saat Lenin, 24 saat Marks, 24 saat Engels okuyarak ve komünizmi virgülüne-noktasına kadar yüreğine koyarak yaşamıştın. Ama Mustafa Kemal bile seni anlayamamıştı. Üstelik şöyle demişti: “Biz ne bolşevikiz, ne de komünist. Ne biri ne diğeri olamayız. Çünkü biz milliyetperver ve dinimize hürmetkârız. Hülâsa bizim hükümet şeklimiz tam bir demokrat hükümetidir. Ve dilimizde bu hükümet ‘halk hükümeti’ diye anılır. Türk milletinin toplumsal düzenini bozmağa yönelen didinmeler boğulmaya mahkumdur. Türk milleti kendinin ve memleketin yüksek menfaatleri aleyhine çalışmak isteyen bozguncu, alçak, vatansız ve milliyetsiz, beyinsizlerin saçmalamalarındaki gizli ve kirli emelleri anlayamayacak ve onlara müsamaha edecek bir topluluk değildir. O, şimdiye kadar olduğu gibi doğru yolu görür. Onu yolundan saptırmak isteyenler ezilmeye, kahredilmeye mahkûmdur. Bu hususta köylü-işçi ve bilhassa kahraman ordumuz candan beraberdir bunda, kimsenin şüphesi olmasın!” -Ayın tarihi: Cilt. 20. sayı: 65. sayfa: 4791- Bağışla bizi Nazım Hikmet! Görüldüğü gibi Atatürk, sana ve seninle birlikte olan bütün yoldaşlara: “Bozguncu! Alçak! Vatansız! Milliyetsiz! Beyinsiz!” diyordu. Sizin daima “ezileceğinizden, kahredileceğinizden” bahsediyordu. Biz de senin yeni yoldaşların olarak ondan intikam almak için “Atatürkçü olduğumuzu” söylüyoruz. Bağışla bizi Nazım Hikmet! Biliyoruz ki sen sağ olsaydın, kasketini ensene doğru kaydırır, kıllı göğsünü kabartır hepimize birden gürlerdin: -”Yuf olsun hepinize ulan kaltaban herifler!” derdin “Bu nasıl iştir? Siz hem beni seviyor, benim heykelimi dikiyor, şiirlerimi okuyorsunuz; hem de bana ve benim gibilere hatta size, hepinize, ‘Bozguncu! Alçak! Vatansız! Milliyetsiz! Beyinsiz!’ diyen Atatürk’ü baştacı ediyorsunuz! Ulan sizlerin Atatürkçü olduğunuza inanmak için gerçekten alçak, beyinsiz, milliyetsiz, vatansız olmak lâzım!” Bağışla bizi Nazım Hikmet! Bu millet senin bütün heveslerini kursağında bıraktı. Sen ki Türkiye’yi Sovyet Rusya’nın bir peyki haline getirmek istiyordun. Olmadı. Türkiye orak-çekiçli bayraklar altında hür, bağımsız ve gerçekten tam bağımsız yaşamak yerine faşizmi seçti. Bağışla bizi Nazım Hikmet! Bir takım gerici, iktisatçılar diyorlar ki: “Dünkü Federal Almanya, dünkü Sovyet Rusya’nın yetmişbeşte biri kadardı. Yeraltı, yerüstü zenginlikler bakımından, Sovyet Rusya, Batı Almanya’dan belki de bin misli daha zengindi. Ama bütçe bakımından Federal Almanya Sovyet Rusya’dan yüzyirmibeş misli daha zengindi. Marksizmin iptidailiği yüzünden Sovyet Rusya bir büyük çıkmaza girince Batı Almanya, Doğu Almanya’yı milyarlarca mark ödeyerek satın aldı. Dünya’da, kazanmış olduğu toprakları para karşılığında satan en çaresiz devlet Moskova’dır!” İyi ya işte! Bu adamlar bir karış önlerini göremeyecek kadar zavallıdırlar. Bağışla bizi ey koca şair! Eğer sen de Türkiye’ye komünizmi getirebilseydin Boğazları ve Doğu Anadolu’yu satışa çıkarır, aldığımız paralarla gül gibi geçinir giderdik işte. Sen sadece bizi değil. Ruslar’ı da bağışla Nazım Hikmet! En yakın arkadaşlarından Zekeriya Sertel yazdı. Milliyet Yayınları arasında çıkan “Nazım Hikmet’in Son Yılları” isimli kitapta da belirtildiği gibi, Ruslar sana kat’iyyen inanmadılar-güvenmediler. Laz İsmail gibi bir adamı sana tercih ettiler. Nereye gittinse arkana sivil polisler taktılar. Sen onlara “gölgem! pasaportum” diye isimler koydun. Ruslar senden o kadar çok şüphelendiler ki, evinin içinde bile seni takibe aldılar. Hastalanıp hastahaneye yattığında yanındaki karyolaya bir KGB ajanı uzattılar. Ama sen Moskova’ya ve “Gözünün ışığını borçlu olduğun Stalin’e” o kadar bağlıydın, o kadar hayrandın ki bir güne bir gün şikayette bulunmadın: “Yahu bu sizin yaptığınız ayıptır! Ben ki ömrümün en güzel yıllarını -komünizme gönül verdiğim için- Türkiye’de hapishanelerde geçirmiş bir adamım! Bana neden inanmıyorsunuz?” demedin. Ruslar, senin bu kayıtsız şartsız teslimiyetini anlayamadılar. Sen ki, her defasında “Moskova’yı çok sevdiğini, Moskova’da çok mesut yaşadığını” yazıyor ve söylüyordun. Bağışla bizi Nazım Hikmet! Senin şahsında, komünizmi yeniden sevdirebilmek için, anlatılmaz bir gayret içindeyiz. Bizim bitmez-tükenmez çalışmalarımız neticesinde, Türkeş bile bir MHP kongresinde senden mısralar okudu. Bazı Fazilet Partili milletvekilleriyle bazı MHP milletvekilleri senin “vatan haini olmadığını” söylediler. Bazı CHP’li bakanlar, heykelini diktirdiler. Senin için ‘Bağışla Bizi Nazım Hikmet’ kampanyası açtılar. Eserlerini Devlet Tiyatrolarında sahnelere koydular. Şiirlerini Devlet yayınları arasında bastılar. Önce seni, sonra senin şahsında Komünizmi gençliğe sevdirebilmek için her çareye baş vurdular. Şimdi Devletin üst makamlarında olan bazı kişilere de senin için güzel sözler söylettik mi, önümüz daha çok açılacaktır. Sıra Nazım Hikmet caddelerine, Nazım Hikmet Meydanlarına, Nazım Hikmet liselerine ve Nazım Hikmet Üniversitelerine gelecektir. Belki biraz yavaş gidiyoruz ama ne yapalım. Adımız Hıdır. Elimizden gelen budur! Bağışla bizi Nazım Hikmet!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT