BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çanakkale zaferine dâir...

Çanakkale zaferine dâir...

“Çanakkale Savaşı”, dünyâ târihinin en kanlı ve Türkiye târihinin de en büyük zaferlerinden biridir...



Bugün ve yarın inşâallah bir nebze, güzel yurdumuzun hemen her yöresindeki her evden bir şehîdin bulunduğu [benim de bir dedem ile 2 amcam şehîd ve bir amcam da gâzîdir], Osmânlı Devleti’nin, son bir gayretle yazdığı şânlı destândan, “Çanakkale Zaferi”nden bahsetmeye çalışacağız... Aslında bu yazıyı, [18 Mart 2010 Perşembe günü, “Çanakkale Zaferi”nin 95. yıl dönümü olduğu için] geçen hafta yazmamız lâzımdı. Ama mart ayının başından beri iki hafta boyunca, “Medeniyet”, Müslümânların İspanya’da ve târih boyunca bütün dünyâda kurdukları medeniyetler gibi konuları ele aldığımız için, geçen haftaki iki makâlemiz de o konuyu tamâmlayıcı mâhiyette olduğundan, konunun bütünlüğü bozulmasın diye, Çanakkkale Zaferini ancak bugün ve yarın ele alacağız. [Herhâlde çok fazla gecikmiş sayılmayız, çünkü mart ayı çıkmadan bu mühim mevzûa da temâs etmiş olacağız. Haftada sâdece iki makâle yazabildiğimiz için, diğer yazarlarda da olduğu gibi, maalesef günlü konuları tâm zamanında ele alamıyoruz.] İNGİLİZLERİN KARAKOL BASKINI!.. Evvelâ şunu belirtelim ki, yine bu ay içerisinde [16 Mart 1920’de] güzel İstanbul’umuz, Osmanlı Devleti’nin ve milletinin [o zamanki] târihî düşmânı, sömürgeci İngilizler tarafından işgâl edildi. Şehrin caddelerinde düşmân ordularının subayları, askerleri geziyor, bazı evlerde düşmân bayrakları dalgalanıyordu. Bu işgâl, Anadolu’da büyük tepkiler uyandırmıştır. O zamanki Beyoğlu gibi azınlığın ekseriyette [çoğunlukta] olduğu semtlerde, Osmânlı düşmânları tarafından zafer şenlikleri düzenlenirken, Türklerin oturdukları semtlerde ise halk kan ağlıyordu. İngiliz askerleri şafakla beraber Şehzâdebaşı’ndaki bir karakolumuzu basarak silâhsız bando erlerini süngüleriyle delik deşik etmişlerdi. [İşte bu ay içerisindeki 16 Mart Salı günü de, o acı günün yıl dönümü idi. Fakat “İstiklâl Savaşı”nı kazanmamızı müteakip düşman kuvvetleri, 2 Ekim 1923’te, Türk bayrağını ve donanmasını selâmlayarak İstanbul’u boşaltmışlardır.] Türkiye Gazetesi Başyazarı târihçi Yılmaz Öztuna Beyin de ifâde ettiği gibi, “Çanakkale Savaşı”, dünyâ târihinin en kanlı ve Türkiye Târihi’nin de en büyük zaferlerinden biridir. Bilindiği üzere İngiltere ve Fransa’nın Akdeniz donanmaları, Çanakkale Boğazı’nı cebren geçerek İstanbul’a erişmek istediler. Denizden geçemeyen düşman kuvvetleri, 25 Nisan günü Gelibolu Yarımadası’na asker çıkartarak ünlü Çanakkale Savaşı başladı. Düşman kuvvetleri, 1916 kışında bozguna uğrayarak çekip gittiler. Çanakkale Zaferi, İngilizler’e 205.000, Fransızlar’a 47.000 askere mal oldu; biz de 250.000 şehit verdik. [Tabîî ki Avustralyalı ve Yeni Zelandalılardan da bir haylî ölenler olmuştur.] “ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE” ŞİİRİ “Çanakkale Şehitlerine” şiirinden bazı kısımları sizlere takdîm edersek, bu savaşın nasıl cereyân ettiğini, belki gözlerimizde birazcık olsun canlandırma imkânı bulabiliriz: Şu “Boğaz Harbi” nedir? Var mı ki dünyâda eşi?/En kesîf orduların yükleniyor dördü, beşi./Tepeden yol bularak geçmek için “Marmara”ya/Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya... ......... Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;/O ne müthiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer./Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,/Yıldırım yaylımı tûfânlar, alevden seller./Top, tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler.../Kahramân orduyu seyret ki, bu tehdîde güler!/Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;/Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat îmân? ......... Şühedâ gövdesi, bir baksana dağlar, taşlar.../O rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar. ......... Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber/Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber. [Bilindiği gibi “Makber” kabir demek, “Âğûş” da kucak anlamındadır.]
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT