BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Keşfedilmemiş dev hazine: Kastamonu

Keşfedilmemiş dev hazine: Kastamonu

Tarihî Taşköprü, pirinç deposu Tosya, eserleri ve turizm potansiyeliyle İnebolu, yat üreten tersaneleri ile ünlü Cide, Ilgaz ve Küre Dağı Milli Parkı, kanyonları, şelaleleri ve eşsiz güzellikteki diğer varlıklarıyla Kastamonu; mutlaka görülmesi gereken bir yurt köşesi...



Memleketten HABER VAR -138- Behçet FAKİHOĞLU behcet.fakihoglu@tg.com.tr Tarihî Taşköprü, pirinç deposu Tosya, eserleri ve turizm potansiyeliyle İnebolu, yat üreten tersaneleri ile ünlü Cide, Ilgaz ve Küre Dağı Milli Parkı, kanyonları, şelaleleri ve eşsiz güzellikteki diğer varlıklarıyla Kastamonu; mutlaka görülmesi gereken bir yurt köşesi... SARIMSAĞIN ANA VATANI Taşköprü yolunda tarlalarda sarımsak eken kadınlar ilginç manzaralar oluşturuyor. Dünyanın en iyi aromalı sarımsağı Taşköprü’de yetişiyor, burası sarımsağın ana vatanı. Mart ayında ekilen sarımsak, temmuz ayında toplanıyor. Yol kenarındaki sarımsak satış yerleri de ilgi görüyor. Batı Karadeniz Bölgesinin şirin bir ili olan Kastamonu’nun eski çağlardaki ismi ‘Gastumanna’, ‘Gasların şehri’ anlamına gelmekte. ‘Gas’lar, Sümerlerin bir kolu, ‘tumanna’ da şehir demek. Bu isim, zamanla Kastamon, Kastamuniye, Kastamuni şekillerini almış, Cumhuriyet’ten itibaren de “Kastamonu” olarak kabul edilmiş. Kastamonu tam anlamıyla bir açıkhava müzesi gibi. Saat kulesi, kalesi, camileri, merdeseleri, han, hamam ve şadırvanları, bedestenleri, külliyeleri ve geleneksel Türk Evleri’nin yoğun olarak bulunduğu illerimizden. Sadece şehir merkezinde yer alan 534 adet taşınmaz kültür varlığımızın 400 adedi, yaklaşık 150 yıllık sivil mimarlık örneklerinden oluşmakta. İl genelinde ise 1500 tescilli tarihî eser bulunmakta. Ortada akan bir dere, şehrin dayandığı muhkem bir kale ve adım başı tarihî eserlerin bulunduğu şirin bir il. SAVAŞTAKİ ÖNEMLİ ROLÜ Derenin üzerindeki 500 yıllık tarihî Nasrullah Köprüsü inci gerdanlık gibi. Diğer tarafta düzenlenmiş meydan, meydanın ortasında Şerife Bacı Anıtı, arkada tarihî Vilayet Binası, etrafta da başka tarihî binalar. Bütün bu güzelliklerin bir arada bulunduğu başka şehir nerede var ki?.. Şerife Bacı Anıtı o gün de hatıra fotoğrafı çektirenlerle çevrilmişti. Kastamonu hiç işgal görmemiş, ama Çanakkale Savaşında, diğer savaşlarda ve Milli Mücadele sırasında en fazla şehit vermiş 3 ilden biri. Kurtuluş Savaşımızda bu ilimiz büyük rol oynamış. Anadolu’nun tek lojistik yolu haline gelmiş İnebolu - Ankara Lojistik hattında kağnı kollarını çeken Şerife Bacılar, Halime Çavuşlar, Necibe Nineler kurtuluş savaşımızın destansı isimleri olmuş... DESTANSI BİR HİKÂYE Şerife Bacı 16 yaşında evlenir, kocası Çanakkale Savaşı’na gider, şehit düşer. Köyün yaşlıları Şerife gelini, sakata ayrılmış bir asker gazisi ile evlendirir, Elif ismini verdiği bir kızı olur. İstiklal Savaşı’nda İnebolu’dan cephane taşımaya, herkes gibi, 21 yaşındaki Şerife Bacı da kağnısıyla gider, yanına da küçük kızı Elif’i alır. Kar bastırır, Şerife Bacı küçük Elif’i mermilerin arasına, otların üstüne yerleştirir, mermiler ıslanmasın, küçük Elif üşümesin diye tek yorganı sıkı sıkıya örter. Hava da gittikçe soğur, zorlu yolculuğun sonuna doğru, Kastamonu’nun dışındaki kışlaya yakın bir yerde mecali kalmaz, donarak şehit olur. Ama Elif kurtulur, top mermileri yerine ulaşır. O gün bugündür, Şerife Bacı’nın destansı hayatı anlatılır... ASIRLIK ESERLER AYAKTA Kastamonu Hükümet Konağı, 19. yüzyıl anıtsal kamu yapılarıyla birlikte, etrafındaki meydan geçmişe ait bir doku oluşturur. 1902 yılında Mimar Vedat Tek tarafından yapılan bina, önemli bir restorasyon görmemesine rağmen, o zamandan beri aynı maksatla kullanılmakta, Kastamonu ile özdeşleşen önemli sembollerden. Hükümet Konağı arkasında, Sarayüstü Tepesi’nde yer alan Saat Kulesi, 1885 yılında dönemin valisi Abdurrahman Paşa tarafından yaptırılmış. Saat Kulesi’nin etrafı düzenlenmiş, Kastamonu’yu tepeden gören önemli bir seyir yeri haline getirilmiş. Nasrullah Köprüsü’nden geçiyor, derenin karşı tarafında bulunan Nasrullah Camii’ne gidiyoruz. Cami, şadırvan, meydan, köprü ve sonradan eklenen medrese ile Nasrullah Külliyesi... 1506 yılında Nasrullah Kadı tarafından köprü ve şadırvan içindeki su havuzları ile birlikte yaptırılan cami, Kastamonu’nun en büyük camisi... ŞEHRE HÂKİM KALE Nasrullah Camii arkasında yer alan, 1746 yılında Reisül Küttab Hacı Mustafa Efendi tarafından yaptırılmış Münire Medresesi de el sanatları çarşısı olarak düzenlenmiş. Narin minaresiyle uzaktan ilgi çeken İsmail Bey Külliyesi, Kastamonu’nun önemli tarihî eserlerinden biri. Candaroğlu Beyliği’nin son hükümdarı İsmail Bey tarafından yaptırılan külliye; içerisinde, cami, türbe, medrese, han, hamam ve kütüphaneden oluşan yapılar topluluğu, döneminin ticaret ve ilim merkezi... Şehrin batısında, 120 metre yüksekte bir ana kaya kütlesi üzerinde bulunan Kastamonu Kalesi’ne çıkıyor, Kastamonu ve çevresinin güzelliklerine bakıyoruz. Restore edilmiş kale içerisinde sarnıçlar, zindan, kaçış tünelleri bulunmakta. Bir köşede de, fetih sırasında şehit olduğu söylenen Bayraklı Sultan’ın kabri... MANEVİ SAHİPLERİ Kastamonu’nun manevi sahiplerinden, Şeyh Şaban-ı Veli Hazretleri’nin Külliyesi’ne gidiyoruz. 1450-1650 yılları arasında yapılmış Külliye; cami, türbe, asa suyu, şadırvan, kütüphane, dergah evleri ve müzeden oluşmakta. Türbede Şeyh Şaban-ı Veli Hazretleri’nin ve onun 18 potsnişininin sandukaları bulunmakta. Şehirde bulunan diğer tarihî eserleri de geziyor; Kastamonu’nun bir başka manevi sahibi, Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretleri’nin Halifesi, Şeyh Hacı Ahmet Siyahi Hazretleri’nin Kabr-i Şerifine gidip bereketleniyoruz... EŞSİZ GÜZELLİKLER İsmini 6 kemerli tarihî köprüden alan Taşköprü, Kastamonu’nun en büyük ilçesi ve ilk yerleşim yerlerinden biri. Pirinç deposu Tosya; Kurtuluş Savaşında lojistik için kullanılabilen tek liman olması, tarihî eserleri ve turizm potansiyeli ile İnebolu; yat üreten tersaneleri ile ünlü Cide ve her biri ayrı güzellikteki diğer ilçeleriyle Kastamonu, mutlaka görülmesi gereken bir yurt köşesi. Ilgaz Dağı Milli Parkı ve kayak tesisleri, Küre Dağları Milli Parkı, Valla Kanyonu, Horna Kanyonu, Ilıca Şelalesi, Ilgarini Mağarası ve eşsiz güzellikteki diğer varlıklarıyla Kastamonu, turizmimiz için keşfedilmeyi bekleyen bir hazine. Şeyh Şaban-ı Veli Hazretleri’nin Külliyesi Osmanlı Devleti’nin tekstil merkezi Kastamonu, Osmanlı’nın önemli tekstil merkezlerinden biriydi. Bir zamanlar, dokuma ihtiyacının önemli bir kısmının buradan karşılandığı söyleniyor. Yakın zamana kadar her evde bir tezgah bulunur, bütün sokaklarda “taktak” sesi gelirmiş. Hatta söylendiğine göre Denizlili bir tüccar gelir, Kastamonu’da handa kalır, atıl durumdaki bir tezgahı Denizli’ye götürür; Denizli’de dokumacılık bu şekilde başlar. İzmir’e yakınlık, orada enerji ve diğer altyapı ihtiyaçlarının zamanında karşılanmasıyla Denizli kalkınır, bu seviyeye gelir, Kastamonu geri kalır... 1940’lı yılların başında, dönemin valisi bir kooperatif kurmuş, “Dokuyucu, Dokutturucular Kooperatifi”. Balya balya iplikler gelir, sürekli kaput bezi, yelken bezi dokunur. Dokuma işinde makineleşme yayılınca da el dokumacılığı bitme noktasına gelir. 1996’da bir tezgah ve iki yaşlı teyze ile tekrar işe başlanır, dokuma işi yaşatılmaya karar verilir, Valilik öncülüğünde kurslar açılır. Şimdi 85 tezgahta kursiyerler yetiştiriliyor, marka olmuş belli tekstil firmalarına mal veriliyor. Sosyal Yardımlaşma, Dayanışma Eğitim ve İş Atölyesi Müdürü Birsel Üstüntepe’nin verdiği biliye göre; pamuk ipliği balya halinde gelir, burada hasıllanır (kolalanır), sarılır, masuvalara aktarılır, sonra çağa (çivili tahta) dizilir. 1 metre eninde, 100 metre boyunda kumaş çözgüsü kurulur. İplikler tezgaha yerleştirilerek, dokumaya başlanır. 1 kişi bir günde 8-15 metrekare dokuyabilir (desenli ise 1-2 metrekare). Dokunan kumaş ihtiyaca göre parça parça işlenir, kenarları Kastamonu bağı ile süslenir, temizlenir, ütülenir, paketlenir... 80 yaşına rağmen hâlâ tezgâhın başında olan Mahiye Tokalıoğlu ile kurs müdürü Birsel Üstüntepe, dokuma sanatının yok olmaması için büyük gayret gösteriyor. Çekme Helvası Tarihî Yakupağa Külliyesi’ne gidip, Hüseyin Usta’dan Kastamonu’nun Meşhur Çekme Helvası’nın yapılışını hem görüyor, hem öğreniyoruz. Su, şeker ve limon tozu karıştırılır, bakır kazanda 150-155 derece sıcaklıkta 30 dakika karıştırılır; soğuması için mermer tezgaha dökülür, 5 dakika soğumaya bırakılır, sonra da kayışlama makinasında beyazlaştırılır. Diğer tarafta, miyane (unla yağ karışımının pişmiş hali) hazırlamak için unla yağ pişirilir, bir gün dinlendirilir, sonra posta posta ısıtılıp, tepsiye konur. Kayışlama makinesinde beyazlaştırılan şeker ile miyane karıştırılır. Tel tel oluncaya kadar 4 kişi tarafından çekiştirilir, çevrilir. Sonra soğumaya bırakılır. Patos makinesinden geçirilerek, toz haline getirilir, pres makinesinde preslenir, paketlenerek satışa sunulur. Kastamonu’ya has olan Çekme Helvası’nı 10-12 firma üretiyor Türkiye’nin her tarafından gelen talepler karşılanıyor. Hüseyin Usta ve 3 yardımcısı, Çekme Helvası yapıyor.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT