BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Değişimin mimarı 3. Selim Han

Değişimin mimarı 3. Selim Han

Asya-Afrika tarihinde Avrupa’ya dönük kökten reform başlatan ilk kişi olan 3. Selim, yalnız orduda değil, devletin bütün kademelerinde değişim için çalıştı



Üçüncü Sultan Selim, bütün Asya-Afrika tarihinde, Batı’ya (Avrupa’ya) dönük radikal (kökten) reform (açılım) başlatan kişidir. Japonya’dan, Mikado Mutsu Hito’dan tam 75 yıl önce (1793-1868). Mısır’da valimiz Mehmed Ali Paşa, İran’da velîahd Abbas Mirza Kaçar gibi reformistler, Üçüncü Selim’den ilham ve kuvvet almış, Avrupa’dan uzmanlar getirerek, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmaya çalışmışlardır. Bugün bu düzeye Japonya’dan başkasının ulaşamamış bulunması başka bir bahistir, bir cumartesi sohbetimizde onu da yazarız... Üçüncü Selim, 24 Aralık 1761’de İstanbul’da doğdu ve 28 Temmuz 1808’de şehîd edildi. 46 yaşını 7 ay, 5 gün geçmişti. Üçüncü Mustafa’nın (1757-1774) oğlu ve Birinci Abdülhamîd’in (1774-1789) velîahdı (ulu-şehzâde) olup, Batı’ya dönük reform çalışmalarına amcasının saltanatı yıllarında başladı. Velîahdlığında, kültür ve san’atı ile Avrupa’nın öncü devleti Fransa’ya Kral 16. Louis (Lui)’ye özel olarak İshak Bey’i gönderip mektuplaşmak derecesinde kararlı açılımcı oldu. 7 Nisan 1789’da amcası, Ukrayna’da Özü kalemizin düşmesi ve kaledeki Türklerin Ruslar tarafından kılıçtan geçirilmesi hakkındaki sadâret arîza’sını (başbakan tezkeresini) okurken, onuruna yediremeyip ar damarı çatladı ve beyin kanamasından öldü. Sonraki asırlarımızda milyonlarca vatandaşımızı harcayıp kahraman geçinenlerle mukayese edip istediğiniz mânâyı çıkarabilirsiniz. Böyle bir facia sonunda Sultan Selim, Türkiye hâkanı ve İslâm halîfesi oldu. 27 yaşını 3 ay, 14 gün geçiyordu. Saltanatı 18 yıl, 1 ay, 22 gündür. Büyük Fransız İhtilâli 14 Temmuz 1789’da, Sultan Selîm’in tahta geçmesinden tam 3 ay, 7 gün sonra koptu. Avrupa karıştı, az zamanda dünya altüst oldu. Batılı tarihçilere göre Yeni Çağ sona erdi ve Yakın Çağ başladı. NİZÂM-I CEDÎD Genç padişahımız, yalnız orduda değil, hemen hemen devletin bütün sektörlerinde değişim, açılım, yenileşme için acele ve kesin davrandı. Avrupa’nın epey arayı açtığını iyi kavramıştı. Daha önce Avrupa tarzında bahriye, topçu, istihkâm subayı yetiştiren askerî okullar açılmıştı (ki bugünkü Deniz Harb Okulu ve Teknik Üniversite’dir). Ama piyade ve süvari, artık çok eskimiş ve üstelik bütün disiplinini kaybetmiş metotlarla devam edip gidiyordu. Sultan Selim, içlerinde çok ünlü Avrupalı danışmanların da bulunduğu kalabalık Türk devlet ve ilim adamlarından oluşan bir hey’etle çalışıp raporlar hazırlattı. 24 Şubat 1793’te Nizâm-ı Cedîd’i ilân etti, bugünkü Türkçe’de Yeni Düzen demek. Bu suretle Osmanlı (Batı/Türkiye/Anadolu) Türkü, Nizâm-ı Âlem (Pax Ottomana) rejimi ile dünyaya yön vermek iddiasından vazgeçiyor, büyük devlet durumunu korumak için yeni bir düzene geçiyordu. Şairlerimiz, bestekârlarımız, tarihçilerimiz, ilim ve fikir adamlarımız, genç hâkanın kesin kararını, samimi hevesini desteklediler, yeni düzeni alkışladılar. Dâhî bestekârımız, 1793’te en büyük bestekâr sayılan Sâdullah Ağa, Devr-i Kebîr usûlünde Hicâzkâr Beste’sini, sevgili padişahına şu mısrâları besteleyerek sundu: Ey şehenşâh-î cihân-ârây-i nev-tarz-î usûl Nev-be-nev, âsâr-ı lutfun hayret-efzây-î ukuul 2 mısrâ içinde 3 defa (nev=yeni) kavramı kullanılmasından yenileşme arzûsunun heyecanını, okuyucularım fark edeceklerdir. Ammâ ve-lâkin bu yenileşmeye tereddüt, şüphe, hattâ husûmet ve kîn ile bakanlar çoğunlukta idi. Cihan devletine erişmiş bir düzene, yenileşmezse yıkılmaya mahkûm olduğunu kabûl ettirmek kolay değildir. Bu yolda “Genç” denen İkinci Sultan Osman şehîd edilmiştir (20 Mayıs 1622) ki Üçüncü Selîm’in büyükbabasının babasının amcasıdır. Hem de Sultan Osman, Kaanûnî devrine dönük bir inkılâb istiyordu. Sultan Selîm’in ise, Avrupa’ya dönük çağdaşlaşma istediği açıktı, zaten açıkça “Frenk kâfirinin Osmanlı’ya takaddümünden” bahsediyordu. Fâtih’in 1475’te kurduğu düzen bozularak Kırım kaybedilmiş ve Karadeniz’de Osmanlı tekeli sona ermişti. Sultan Selim, yeni rejimi, Fransız İhtilâli’nden sadece 3 yıl, 7 ay, 11 gün sonra ilân etti. Bugün Nizâm-ı Cedîd’in 214. yılındayız. Hâlâ Atatürk’ün tek millî hedef olarak özümleyip özetlediği muâsır medeniyet seviyesine geçmiş değiliz, günümüz diliyle çağdaş uygarlık düzeyine... Sultan Selim tahttan indirildikten sonra 14 ay yaşadı. Tekrar tahta geçirilmek teşebbüsü sırasında alçakça şehîd edildi. Halefi Sultan Mahmud, bu cinayete katılan, karışan veya sadece duygusuz kalan 1000 kadar kaatili hemen öldürttü, 10 kadarı kadındı, Osmanlı düzeninde kadınlar idam edilmediği için bunlar boğulup taş bağlanarak açık denize atıldı. Dünya tarihinde kansız inkılâp yoktur. Sultan Selîm’in şehîd edilmesi, tarihimize Hâile-i Osmâniye diye geçen Genç Osman faciasından 186 yıl sonra gerçekleşti. Yeniliklere karşı direnmenin her türlüsünü göze almak hususunda 2 asır içinde mizacımızın değişmediği bu iki karakteristik örnekle sâbittir. Biz tarihçi olarak böyle görüyoruz. 15 Haziran 1826 Vak’a-i Hayriye’sine kadar 19 yıl kocaman imparatorluğumuz tam bir irticâ (geriye dönüş) dönemi yaşadı. Bu 19 yıl içinde Avrupa öyle bir mesafe aldı ki, bugüne kadar yetişmeye soluğumuz kifâyet etmedi. SAN’AT HAYATI Üçüncü Selim, Lâleli Camii’nin cadde üzerindeki türbesinde, babası Üçüncü Mustafa’nın yanında yatıyor. Günde on binlerce Türk önünden geçerken ne kadar büyük bir şahsiyetin huzurunda bulunduklarını bilmiyorlar. Üçüncü Selim, İlhâmî mahlasıyla dîvân sahibi şairdir. Bestelerinde de Selîm Dede mahlasını kullanmıştır. Mevlevî muhibbi, Şeyh Gaalib’in dostu ve Dede Efendi’yi yetiştiren kudretli mesen’dir (sponsor). Padişahların hepsine şehzâdeliklerinde 3 dilde edebiyat ve musiki dersi verilmiştir. Yarısı şair, haylisi bestekâr, üçü büyük hattat (3. Ahmed, 2. Mahmud, 1. Abdülmecid)’dır. Ancak bir san’atta dehâ mertebesine ulaşmış tek padişah, musikide Üçüncü Selim’dir. Musikide bile reformcudur. İki ayrı nota sistemi yaptırması, büyük ihtiyacı karşıladığı için doğrudur. Yeni makamlarla zenginlik sağlamak istemesi ise bir teşebbüstür. Bu suretle 15 makam bulup isimlendirmiştir. Bunlardan Evcârâ ve Şevkefzâ günümüzde de kullanılıyor. Fakat asıl Sûz-i Dilârâ makamı meşhurdur. Tanbûrî, neyzen, hânende, musiki bilginidir. Dinî, dindışı, saz ve söz, büyük ve küçük bütün formlarda 108 parça eserinin notasını Fatih Salgar yayınladı (İstanbul 2001). Değerli klasik parçalardır. Musikimizde bir döneme Üçüncü Selim Ekolü (Dönemi) ismini ben verdim. Pek anılmayan, pas geçilen, pek çok büyük bir hizmeti, hiç çocuğu olmayan Sultan Selîm’in, kendisinden 24 yaş küçük amca oğlu İkinci Mahmud’un yetişmesinde gösterdiği özendir. Son 14 aylık hayatında da devam etmiş musiki dersi vermek bahanesiyle hemen her gün Velîahd-Şehzâde Mahmûd’u dairesine alıp, yeni bir düzen getirmenin imparatorluğun bekası için şart olduğunu, kendisinin nerelerde hata yaptığını da anlatarak telkin etmiştir. Sultan Mahmûd’un, Kaanûnî’den sonra (1566) bütün padişahların en büyüğü sayılması ve açık dehâsı, bu suretle oluştu.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT