BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Maraş, ilk gazi şehir

Maraş, ilk gazi şehir

Fransız işgalcilere ve onların işbirlikçisi yerli Ermeniler’e karşı, yedisinden yetmişine topyekûn bir savaşa giren Maraş halkı, üç buçuk aylık mücadeleden sonra zafer bayraklarını dalgalandıracaktı. İstiklâl harbi destanımızın ilk şeref sahifesini bu kahramanlar yazıyordu.



O, bir kuvay-ı milliye hareketi idi. Ama, delikanlıların yanısıra beli bükülmeye yüz tutmuş ihtiyarların, evinde ve tarlasını hayatını geçiren kadınların, gelinlik giyme çağındaki kızların, hatta sokak aralarında koşturan çocukların bile görev aldığı bir kuva-yı milliye hareketi... Bu halk, Maraş halkı, canını dişine takarak, harîm-i ismetine sokulmuş olan zalim işgalciye ve onun yerli işbirlikçilerine karşı amansız bir ölüm-kalım savaşına girmişti. Ve şehitlerini kalbine gömerek, yaralılarını bağrına yatırarak yürüttüğü o kanlı mücadeleyi sonunda zaferle taçlandırıp, Millî Mücadele tarihimizin ilk destanını Türk milletine hediye edecekti. Seksen yıl önce bugün, Fransızlar’ı kovan ve şehirde yeniden Türk bayraklarını dalgalandıran kahraman Maraşlılar, ileride bütün haşmetiyle yurdu ışıtacak olan istiklâl güneşinin müjdecileri ve öncüleri idiler. İlk kurşun Sütçü İmam’dan Uğursuz mondros Mütarekesi’nin birinci yıldönümüne rastlayan 30 Ekim 1919 günü, Fransız işgal kuvvetleri Maraş7a girmiş, yerleşmişlerdi. Şehirde kahredici bir matem havası esiyordu ama, tıpkı İzmir’in işgalinde yerli Rumlar’ın yaptığı gibi, Maraşlı Ermeniler de çılgın bir bayram sevincine yakalanmışlardı. Çünkü, Avrupa’nın öte ucundan kalkıp gelen bu yeni Haçlıları, muhayyel Ermenistan’ı kurup gidecek taşeron gibi görüyorlardı. Aradan henüz 24 saat bile geçmemişti... Fransız askerlerinin kılavuzluğunu üstlenerek orada burada taşkınlık yapan Ermeniler, ertesi gün Uzunoluk mahallesinde hamamdan çıkan Müslüman kadınlara sarkıntılık etmeye kalkışınca, ortalık karışıverdi. Bu serseriler, kendilerini engellemek isteyenlerin üzerine de rastgele ateş açmış, birkaç kişinin yaralanmasına sebebiyet vermişlerdi. Derken, 35-36 yaşlarındaki bir adam da silahına sarılıp tetiğe bastı ve saldırganlardan birini, ânında cansız yere serdi. Bu, Uzunoluk camiinde müezzinlik yapan, geçimini süt satarak sağladığı için “Sütçü İmam” diye anılan kahramandı. İşte o kurşun, Maraşlının yazacağı şanlı direniş destanının startıydı. Sütçü İmam, kargaşa ve panikten yararlanarak kaçmayı başaracak ve kurtuluş gününe kadar mücadelesini dağlarda sürdürecekti. Zulüm kol geziyor Müteakip günlerde, şehirdeki Fransız nüfusu arttıkça, halka yapılan eziyet ve işkence de yoğunlaşmıştı. Ermeniler ise, hamilerinin gölgesinde kudurdukça kuduruyorlardı. Kasım ayı sonlarında, yeni Fransız komutanı, yılışık ve şıllık bir Ermeni kızının gönlünü hoş etmek için kaledeki Türk bayrağını indirince, millî galeyan doruk noktasına vardı. Avukat Kısakürek Mehmed Ali Bey, yazıp teksir ettiği heyecan verici bir beyannameyi cuma namazına gelenlere dağıtmış, imam efendi de “Kalesinde bayrağı dalgalanmayan esir bir ülkede cuma namazı kılınamayacağını” söylemişti. Bunun üzerine namazdan vazgeçen cemaat, toplu halde kaleye yönelecek ve alkışlar, dualar arasında şanlı bayrağımızı tekrar gönderine çekecekti. Ama, Fransız-Ermeni saldırganlığı da dallanıp budaklanarak genişliyordu. 4 Ocak 1920 günü, Islahiye-Maraş yolu üzerindeki Cumalar ve Sarılar köyleri yakılıp yıkıldı ve bazı köylüler öldürüldü. Fransızlar ve Ermeniler, oradan başka hedeflere de yöneleceklerdi şüphesiz. Ancak, Maraş’ta tüfeğini, bıçağını kapan koşacak ve başıbozuk bir ordu hükmünde olmalarına rağmen, katiller gürûhunu yok edeceklerdi. Olay, Maraş’ta adeta yıldırım hızıyla bir kuva-yı milliye teşkilâtlanmasına yol açtı. Çeşitli direniş müfrezeleri kurulmuş, bunların koordinasyonu işini, Mustafa Kemal Paşa’nın gönderdiği Kılıç Ali Bey üzerine almıştı. Şehirdeki müfrezelerin komutanı ise, Elbistanlı polis komiseri Hasan Bey-zâde (Toğuz) Arslan Bey idi. Sakarya provası gibi 20 Ocak günü, öğretmen Hafız Veliyeddin Efendi ile din âlimi Mustafa Efendi’nin şehit edilmeleri, Maraş’ı bütünüyle ayağa kaldırdı. Hemen jandarma deposundaki silâhlar halka dağıtılmış, mahpuslar salıverilip silâhlandırılmış, alelacele siperler kazılıp barikatlar oluşturulmuş, sokak sokak, ev ev çarpışma tedbirleri alınmıştı. Sadece gençler değil, yaşlılar, kadınlar ve çocuklar da bu kutsal savaşın neferleri idiler. Tıpkı Sakarya muharebesininin müddeti kadar, 22 gün 22 gece sürecek bir şanlı mücadelenin perdesi açılmıştı. Mustafa Kemal Paşa’nın tavsiyesine uyularak, 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa’nın gönderdiği bol cephaneli iki dağ topu ve 3. Kolordu komutanı Selahaddin Bey’in gönderdiği iki top ve iki ağır makineli tüfekle takviyeli süvari birliği yetişince, Maraşlının morali daha da güçlendi. Birkaç gün içinde, şehir dışındaki düşman birlikleri temizlenmiş, sıra 2 bin Fransız askerinin işgalindeki şehrin kurtarılmasına gelmişti. Şimdi, tam bir cehenneme dönmüştü Maraş. Türk mahallelerine yağmur gibi bomba yağıyor, Ermeniler ise evleri kundaklayıp duruyorlardı. Tabiî, kuva-yı milliye milisleri de mukabele ediyordu. Frünsızlürın elindeki bazı binaları geri almış, bu arada iki top ve 10 kadar mitralyöz ele geçirip düşmana kendi silahlarıyla zarar vermeye başlamışlardı. 8 Şubat’ta, sahra toplarıyla donanmış bir Fransız imdat müfrezesinin çıkıp gelmesi ve içeri girmeyi başarması, dengeyi iyice bozar gibi olmakla beraber, neticeyi etkilemedi. Maraşlı, yedisinden yetmişine el ve gönül birliği etmiş, bir iman seline dönüşmüştü. Bu selin önünde durulması mümkün değildi. Nitekim, 11 Şubat gecesi gün ışıyana kadar Türk mahallelerini döven düşman topları nihayet sustu ve işgalciler süklüm püklüm, taslarını taraklarını toplayarak çekip gittiler. Üç buçuk aydır kan ağlayan Maraş, 12 Şubat günü, yıkıntıların üzerinde gelincik çiçekleri gibi açan bayraklarla, gurur ve sevinç gözyaşları döküyordu. Bundan 5 yıl 2 ay sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi, Maraş’a kırmızı kordelalı İstiklâl Madalyası verecek, Cumhuriyetimizin 50. yılında da şehrin adı artık Kahramanmaraş olacaktır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT