BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çanakkale ve diğer harplerdeki müşterek manevî ruh

Çanakkale ve diğer harplerdeki müşterek manevî ruh

Bu zaferlerde şehîd düşen herhangi bir şehîdimizin rûh hâletini anlayabilmemiz için, 2 Haziran 1916’da, bir İngiliz mermisiyle yaralanmış ve Çanakkale Askerî Hastahânesi’nde şehîd olmuş, Bölük Komutanı Kolağası (Ön Yzb.) Mehmed Tevfîk Beyin [Baba Adı: Alî Rızâ, Doğum Târihi: 1296 (1881), D. Yeri: İstanbûl] son mektûbunu sizlere takdîm edeceğim:



Bu zaferlerde şehîd düşen herhangi bir şehîdimizin rûh hâletini anlayabilmemiz için, 2 Haziran 1916’da, bir İngiliz mermisiyle yaralanmış ve Çanakkale Askerî Hastahânesi’nde şehîd olmuş, Bölük Komutanı Kolağası (Ön Yzb.) Mehmed Tevfîk Beyin [Baba Adı: Alî Rızâ, Doğum Târihi: 1296 (1881), D. Yeri: İstanbûl] son mektûbunu sizlere takdîm edeceğim: BİR ŞEHÎDİN SON MEKTUBU “OVACIK KARÎBİNDEKİ ORDUGÂH’TAN, 18 MAYIS 1331, PAZARTESİ (Ya’nî sene: 1916) Sebeb-i hayâtım, feyz ü refîkım, Sevgili Babacığım, Vâlideciğim; Arıburnu‘nda ilk girdiğim müthiş muhârebede sağ yanımdan ve pantolonumdan hâin bir İngiliz kurşunu geçti. Hamd olsun kurtuldum. Fakat, bundan sonra gireceğim muhârebelerden kurtulacağıma ümîdim olmadığından bir hâtıra olmak üzere şu yazılarımı yazıyorum: Cenab-ı Hakk’a hamd ü senâlar olsun ki, beni bu rütbeye kadar îsâl etti (ulaştırdı). Yine mukadderât-ı İlâhiye olarak beni asker yaptı. Siz de ebeveynim olmak dolayısıyla, beni vatan ve millete hizmet etmek için ne sûretle yetiştirmek mümkün ise, öylece yetiştirdiniz. Sebeb-i feyz ü refîkım ve hayâtım oldunuz. Cenâb-ı Hakk’a şükreder ve sizlere çok teşekkürler ederim. Şimdiye kadar milletin bana verdiği parayı bugün hak etmek zamânıdır. Vazîfe-i mukaddese-i vataniyeyi îfâya cehdediyorum. Rütbe-i şehâdete suûd edersem (yükselirsem, kavuşursam), Cenab-ı Hakk’ın en sevimli kulu olduğuma kanâat edeceğim. [Dikkat buyurun, “Eğer şehîd olabilirsem, Allah’ın sevgili bir kulu olduğuma kanâat getireceğim” diyor.] Asker olduğum için, bu benim için her zaman pek yakındır... Sevgili babacığım ve vâlideciğim! Göz bebeğim olan zevcem Münevver ve oğlum Nezîh’ciğimi evvelâ Cenab-ı Hakk’ın, sâniyen sizin himâyenize tevdî’ ediyorum. Onlar hakkında ne mümkün ise lütfen sa’yediniz. Servetimizin olmadığı mâlumdur. Mümkün olandan fazla bir şeyi isteyemem. İstesem de pek beyhûdedir. Refîkama [eşime] hitâben yazdığım melfûf [ekli] mektûbu lütfen kendi eline veriniz! Fakat çok müteessir olacaktır. O teessürü izâle edecek veçhile veriniz. Ağlayacak, üzülecek tabîî, tesellî ediniz. Mukadderât-ı İlâhiye böyle imiş. Matlûbât [isteklerim] ve duyûnâtım [borçlarım] hakkında, refîkamın mektûbuna leffettiğim [eklediğim] deftere ehemmiyet veriniz! Münevver’in hâfızasında veyâhut kendi defterinde mukayyet duyûnât da doğrudur. Münevver’e yazdığım mektûbum daha mufassaldır. Kendisinden sorunuz. Sevgili baba ve vâlideciğim! Belki bilmeyerek size karşı birçok kusûrlarda bulunmuşumdur. Beni affediniz! Hakkınızı helâl ediniz! Rûhumu şâd ediniz. İşlerimizin tesviyesinde refîkama muâvenât ediniz ve muîn olunuz. Sevgili hemşirem Lûtfiye’ciğim! Bilirsiniz ki sizi çok severdim. Sizin için ve sa’yimin yettiği nisbette ne yapmak lâzımsa isterdim. Belki size karşı da kusûr etmişimdir. Beni affet, mukadderât-ı İlâhiye böyle imiş. Hakkını helâl et, rûhumu şâd et! Yengeniz Münevver hanımla oğlum Nezîh’e sen de yardım et! Hepiniz, her gün beş vakit namazınızı kılınız! Bir namazı kaçırmamaya çok dikkat ediniz. Rûhuma Fâtiha okuyarak beni sevindiriniz! Sizi de Cenâb-ı Hakk’ın lutuf ve himâyesine tevdî’ ediyorum. Ey akrabâ ve ehibbâ [sevdiklerim] ve eviddâ (dostlarım) cümlenize el-vedâ! Cümleniz hakkınızı helâl ediniz. Benim tarafımdan cümlenize hakkım helâl olsun. El-vedâ, el-vedâ. Cümlenizi Cenâb-ı Hakk’a tevdî’ ve emânet ediyorum. Ebediyen Allah’a ısmarladık; sevgili babacığım ve vâlideciğim! Oğlunuz Mehmed Tevfîk.” ZAFERLERİN NETİCESİ MÜHİM... Târih boyunca elde ettiğimiz zaferlerin kazanılmasında, dün kendilerinden bahsettiğimiz çocuk yaştaki erlerimizle bugün biraz kendisinden bahsettiğimiz komutanımızın [ve aynı rûhu taşıyan bütün kumandânlarımızın] sâhip oldukları ma’neviyâtın tesîrli olduğu âşikârdır... Türk milletinin zaferleri, onların istikbâline çeşitli yönler vermiştir. Her zaferin ayrı bir neticesi vardır: Meselâ [751 Temmuz’unda Çinlilere karşı kazanılan] “Talas Zaferi”, Türklerin Müslümânlarla tanışması; [26 Ağustos 1071’de Bizanslılara karşı kazanılan] “Malazgirt Zaferi”, Türklere Anadolu kapılarını açması ve [1922’de Yunanlılara karşı kazanılan] “30 Ağustos Zaferi” de, Türkiye’nin kurtarılması gibi husûsiyetleri taşır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT