BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > TÜRKİYE ASYA’YA MEVLÂNA AÇILIMI YAPABİLİR

TÜRKİYE ASYA’YA MEVLÂNA AÇILIMI YAPABİLİR

AB ile müzakereler sürdürmeye çalışan Türkiye diğer yandan da Afrika’ya açılıyor. Şimdi de Asya’nın en fazla üyeye sahip teşkilatlarından birinin, “Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı”nın (CICA) başkanlığını devralmaya hazırlanıyor.



CICA BAŞKANLIĞINI DEVRALIYORUZ AB ile müzakereler sürdürmeye çalışan Türkiye diğer yandan da Afrika’ya açılıyor. Şimdi de Asya’nın en fazla üyeye sahip teşkilatlarından birinin, “Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı”nın (CICA) başkanlığını devralmaya hazırlanıyor. Türkiye haziran ayında “Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı”nın (CICA) başkanlığı görevini Kazakistan’dan devralacak. İki yıl sürecek bu dönemin başlangıcında CICA’nın Asya kıtası için ifade ettiği önemi ortaya koyabilmek maksadıyla aralarında Çin, Rusya, Hindistan ve Pakistan’ın da bulunduğu 20 ülkenin devlet veya hükümet başkanı İstanbul’da yapılacak bir zirvede bir araya gelecekler. CICA, Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in öncülüğüyle 1999’da imzalanan İlkeler Bildirgesi ve 2002’de imzalanan Almatı Senedi’yle kuruldu. Teşkilatın ana amacı, birbirinden çok farklı kültürlere, siyasi ve ekonomik uygulamalara sahip olan Asya kıtasının ülkeleri arasında, çok taraflı bir diyalog ortamı oluşturabilmek olarak belirlendi. Kuşkusuz, aynı anda hem Çin, Güney Kore ve Tayland’ı; hem de İsrail, Filistin ve İran’ı kapsayan bu denli büyük -âdeta bir model Birleşmiş Milletler kıvamındaki- bir forumda, ikili ve bölgesel güvenlik problemleri kısa sürede çözebilecek kararlar alınabilmesi beklenmemeli. Zaten CICA’nın da, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) benzeri bir kuruluş olma gayesi yok. CICA esas itibariyle, “ortaklaşa güvenlik” ve “bütüncül güvenlik” kavramları üzerinde yoğunlaşmak suretiyle Asya ülkeleri arasında müşterek bir güvenlik dili oluşturmayı, bu çerçevede de zenginleştirilmiş bir diyalog ortamı ve uzlaşma kültürü meydana getirmeyi hedefliyor. ASYA’YI GÜCENDİRMİŞTİK Türkiye’nin, doğrudan doğruya Asya’yı ilgilendiren böyle bir oluşumun üyesi hatta dönem başkanı oluşu Türk dış politikasında 1964’ten bu yana çeşitli vesilelerle gündeme gelen “çok yönlülük” yaklaşımının yeni bir tezahürü olarak yorumlanabilir. Türkiye bir yandan Avrupa Birliği ile müzakereler sürdürmeye çalışırken, diğer yandan Afrika’ya açılıyor. Şimdi de Asya’nın en fazla üyeye sahip teşkilatlarından birinin başkanlığına soyunuyor. Geçmişteki bazı uygulamalarımız, Asya’ya bugün göstermekte olduğumuz ilginin tam tersi nitelikteydi. Mesela, Türkiye davet edilmiş olduğu halde 1949’daki Asya Devletleri Konferansı’na, “Ben Asyalı değil, Avrupalı bir ülkeyim” diyerek katılmamıştı. Keza, çoğunluğunu Asya ülkelerinin oluşturduğu Bağlantısızlar Hareketi’nin 1955’te Bandung’ta yapılan toplantısına katılan dışişleri bakanımız, Türkiye’nin neden bu oluşum içinde yer alamayacağını, Batılılığa vurgu yaparak anlatmış, Asya ülkelerinin çoğunu da gücendirmişti. ÖNEMLİ BİR COĞRAFYA Artık dünyanın iki ideolojik sistem arasında bölünmediği günümüzde, Asya bundan 40 yıl öncesine nispetle çok farklı bir anlam ifade ediyor. Dünya nüfusunun %60’ına tekabül eden 4 milyar insanın yaşadığı bu kıta, küresel üretim ve tüketim modellerinin şekillenmesinde de son derece etkili. Dünya ispatlanmış petrol rezervlerinin %70’i Asya’da yer alıyor. Yine tüm doğalgaz rezervlerinin de %75’i Asya kıtasında. Dahası, ABD, İngiltere ve Fransa dışında nükleer silah bulunduran ülkelerin tamamı Asya’da yer alıyor. Dolayısıyla, Asya 21. yüzyılın nükleer dehşet dengesine ev sahipliği yapma tehlikesiyle karşı karşıya. Sadece “nükleer çılgınlık” bile CICA’nın, bu konunun da ele alınacağı bir forum olması itibariyle, önemini ortaya koyuyor. CICA’nın karşı karşıya olduğu temel sorun, foruma üye olan ülkelerin birbirlerinden çok farklı önceliklere sahip oluşu. Avrupa’daki oluşumların aksine, Asya’da ortak bir kimlikten söz etmek mümkün değil. “Asyalılık” kavramı hiçbir anlam ifade etmiyor. Zira Orta Doğu, Kuzey Batı Asya, Kafkasya, Alt Kıta, Güneydoğu Asya gibi alt bölgelerin tümünün kendine has karakteristiği var. Çin, Güney Kore ve Japonya üçgeninde geliştirilmeye çalışılan “Asya Değerleri” anlayışı temel olarak Konfüçyüsçülük ve Budizm köklerine uzanıyor. Hâlbuki İslam’ın kültürel bir ortak payda oluşturduğu kıtanın Batısında “Asya Değerleri” Doğudakinden çok farklı anlam içeriyorlar. Asya’nın kuzeyini baştanbaşa kaplayan Rusya için ise “Asyalılık”tan ziyade “Avrasyalılık” öne çıkan bir kimlik ögesi. Türkiye’nin CICA dönem başkanlığı sırasında içine düşebileceği en zorlu açmaz üye ülkelerin bu birbirine benzemezliklerinden kaynaklanabilir. Bunu baştan dikkate almak suretiyle Ankara’nın yapması gereken, CICA ülkelerinin farklılıklarını bir zenginlik olarak peşinen kabul etmek suretiyle, üyeler arasında karşılıklı güven, anlayış, diyalog ve çözüm iradesi mekanizmalarını tesis etmeye dönük çabalara öncülük etmektir. Bu noktada, Türkiye’nin dönem başkanlığı esnasında başlatmasında fayda gördüğüm iki girişimden bahsetmeliyim. İNTERNET SİTESİ KURULMALI Birincisi, CICA bünyesinde bir Parlamenterler Asamblesi kurulmasıdır. Hâlihazırda CICA, devlet ve hükümet başkanları zirveleri ve dışişleri bakanları toplantılarından oluşan, zayıf bir sekreterya yapısına sahip, kurumsal yapısı gelişmemiş emeklemekte olan bir örgüt görüntüsü vermektedir. Bilgiye internet üzerinden süratle erişildiği bir çağda, CICA’nın kendisine ait bir kurumsal internet sitesinin olmayışı bu zayıf teşkilat yapısının çarpıcı bir göstergesidir. İşte Türkiye eğer dönem başkanlığı sırasında CICA’da kalıcı bir eser meydana getirmek istiyorsa, üye ülkelerin parlamenterlerinin ilkbahar ve sonbahar olmak üzere yılda iki kez toplanacakları ve çeşitli komiteler halinde Asya’da güven artırıcı tedbirler için çalışacakları bir Meclis’in kurulmasını sağlamalıdır. Parlamenter Asamble, CICA’yı sadece devletlerin sahip çıktığı bir teşkilat olmaktan çıkarır, halkın temsilcileri olan parlamenterler vasıtasıyla, bölge ülkelerinin halklarının katılımına da açmış olur. Böylece, gündelik hayatın her alanına sirayet eden güvenlik ve güven artırıcı tedbirler gibi konular, tartışmanın doğrudan tarafı olan halkların da temsilcileri yoluyla katıldıkları demokratik bir tartışma platformunda ele alınmış olur. Türkiye’nin başlatabileceği ikinci girişim ise öğrenci ve öğretim elemanı değişimi üzerinde yoğunlaşmalıdır. Bütüncül açıdan bakıldığında, kalkınma sorunlarından, kültürler arası ön yargılara kadar pek çok konunun, güvenlik sorunlarının asıl sebepleri arasında sayılabilir. Toplumlar arasında karşılıklı anlayış ve hoşgörüyü geliştirmenin en başarılı yöntemlerinden bir de ülkeler arasında eğitim köprüleri kurmaktır. Avrupa ülkeleri arasında oluşturulan Erasmus yüksek öğretim değişim programı bu amaca başarılı şekilde hizmet etmektedir. Türkiye hem Erasmus’un etkin bir üyesi hem de en az 20 yıldır dünyanın dört bir yanından öğrenci ve öğretim üyesi kabul eden bir ülke olarak, CICA bünyesinde Asya Akademik Değişim Ağı’nın kurucusu olabilir. Yıllar sonra Türkiye’nin Asya’ya en büyük armağanı olarak hatırlanacak bu girişimin adı neden Mevlana ya da Rumi olmasın?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT