BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bu ölçüye çok kişi kızacak!..

Bu ölçüye çok kişi kızacak!..

Benim “kişileri başarı tartısına koyduğum” bir terazim vardır; “Takıntı ya da takınak terazisi!..” Türk Dil Kurumu’nun sözlüğüne göre, “takıntı” şu anlama geliyor; “Bir durum ve sorunla ilişkisi olan bir başka durum veya sorun.”



Benim “kişileri başarı tartısına koyduğum” bir terazim vardır; “Takıntı ya da takınak terazisi!..” Türk Dil Kurumu’nun sözlüğüne göre, “takıntı” şu anlama geliyor; “Bir durum ve sorunla ilişkisi olan bir başka durum veya sorun.” “Psikolojik” anlamıyla, “takınak” ise şu; “Bilince takılarak korku ve bunalım meydana getiren, kişinin çabalarına karşın kurtulamadığı düşünce.” Takıntılı, “takıntısı olan kimse” anlamına gelir; takınaklı da “takınağı olan kimse” anlamına!.. “Takıntısız” ya da “takınaksız” insan yoktur; herkes gibi benim de vardır ve zaten “biraz sonra” yazacağım!.. Geliyorum, bir kişinin “başarılı olup olmadığını” tarttığım “takınak ya da takıntı” terazisine; bu terazi, “takınaklı ya da takıntılı insanları bir kefesine koyduğum” bir terazidir; öteki kefesine ise, “başarılı olup olmadığını tartacağım insanı” koyduğum bir terazi; ne var ki, bu terazinin bir özelliği vardır; “normal” insanları tartmaz, “ünlü”, hem de “çok ünlü” insanları tartar!.. Şimdi, bir örnek vereyim; terazimin tartacağı “ünlü” sanatçılardan bir örnek; örnekler de bir erkek ve bir kadın sanatçı olsun; mesela Hülya Avşar ile İbrahim Tatlıses!.. Terazinin bir kefesine “İbrahim Tatlıses’i veya Hülya Avşar’ı koyuyorum”, öteki kefesine de “Hülya Avşar ya da İbrahim Tatlıses takıntılı ya da takınaklı insanları”; yazarları, çizerleri, muhabirleri, sanatçıları, dinleyicileri, seyircileri; ama diyorum ya “takınaklı ya da takıntılı derecede” Avşar’a veya Tatlıses’e hayran olanları ya da nefret edenleri; ne oldu; bu kefede bin kişi mi var, yüz bin kişi mi, milyon kişi mi; tahmin edin ve “başarı derecesini ölçün!..” Ben okuduklarıma, gördüklerime, konuştuklarıma, dinlediklerime göre ölçüyorum ve diyorum ki, “Son 15-20 yılın en başarılı sanatçılarıdır” bu ikili; kendilerinin karşısındaki kefede “onlara takınaklı ya da takıntılı” o kadar ünlü ya da ünsüz insan var ki, inanılmaz!.. Siyasete bakın, kültüre bakın, sanata bakın, böyle “takınaklı ya da takıntılı yüz binlerce ve hatta milyonlarca insanı karşı kefelerine koyabilen” insanlar göreceksiniz; “başarının bundan daha açık bir tartısı ve göstergesi olabilir mi?..” Ben Orhan Pamuk’u hiç sevmem, çook açık ki, “Orhan Pamuk takıntım” var; biliyorum, konuşuyorum, görüyorum ve tahmin ediyorum ki, bu ülkede benim gibi “yüz binlerce Orhan Pamuk takınaklı ya da takıntılı insan yaşıyor”; bir romancı, bir edebiyatçı daha “nasıl” başarılı olabilir; “başarısız” olsaydı, “tek başına” oturduğu kefenin karşısındaki kefeye bunca ünlü ve de ünsüz insanı yığabilir miydi, durmadan kendisinden söz ettirebilir miydi, bunca insanı “kendisiyle ve eserleriyle ilgili olarak” tartıştırabilir miydi?.. Neyse lâfı uzatmadan burada keseyim ve sizler sormadan, soruyu ben sorayım; bir “spor sayfasında, bir spor yazısında” deminden beri bunları neden yazdım?.. Spora da bir bakalım ve “en çok” kimlerin “takınaklı ya da takıntılı insanları” karşılarındaki kefelere yığdığını bir düşünelim!.. Ben hemen “3 tane isim” sayayım, sizler “başkalarını da ekleyebilirsiniz”; işte benim seçimim: “Aziz Yıldırım - Hıncal Uluç - Erman Toroğlu!..” “Gene” samimi olarak yazmak durumundayım, mesela ben, “Aziz Yıldırım takıntılı” bir yazarım; benim gibi “Aziz Yıldırım” takıntılı bir yığın, yazar - çizer var, spor yöneticisi var, ünlü - ünsüz binlerce, on binlerce kişi var, taraftar var!.. Bunca yıl, bunca “takınaklı ya da takıntılı adamı” karşısındaki kefeye yığmak ve “başta kalmak”, hem de “Fenerbahçe gibi bir kulüpte başta kalmak” kolay kolay başarılacak bir iş mi?.. Kimse “kendini aldatmasın”; Aziz Başkan, günahlarıyla, sevaplarıyla son 10-15 yılın “en başarılı” kulüp yöneticisi ve başkanıdır!.. Sevgili kardeşim Hıncal Uluç da öyle; hemen her sabah “www.sporyazarlari.com” ya da “www.yazar.com” sitelerine girip, internette gazetelere göz attığımda görüyorum ki, “Hıncal’ın acımasızca eleştirilmediği ya da sevgi ile yaklaşılmadığı, Hıncal’dan söz edilmeyen, haber yapılmayan” bir gün yok!.. “Artık zamanı geçti, okunmuyor” diyen “Kafasını kuma gömmüş” takıntılılar ya da takınaklıların “ikide bir, sebepli - sebepsiz ona saldıran yazılarını okurken”, kahkahalarla gülüyor ve “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” demekten kendimi alamıyorum!.. Erman Hocamın durumu da aynı; “spor sayfaları ve TV ekranlarında”, gün geçmiyor ki, “takıntılı ya da takınaklı” bir yığın yazar - çizer, yorumcu - haberci “ona takılmıyor, ona saldırmıyor” olsun!.. Terazinin bir kefesinde tek başlarına Aziz Başkan ya da Hıncal Uluç ya da Erman Toroğlu, karşılarındaki kefelerde yazarları, çizerleri, yöneticileri, yorumcuları, ünlüleri, ünsüzleri ile onları “çok seven ya da onlardan nefret eden”, dahası “onlara takınaklı ya da takıntılı” on binler, yüz binler!.. Söyler misiniz bana, “bir insan için hangi başarı ölçüsü” bu kadar “açık” ve bu kadar “gerçek” bir sonuç verebilir?..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT