BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Akarsular denizlere doğru akar!.. (Helmuth Kohl)

Akarsular denizlere doğru akar!.. (Helmuth Kohl)

Birkaç yıl öncelerinde idi. Boş zamanlarımı değerlendirebilmek için aklıma çok ilginç bir fikir gelmişti.



Birkaç yıl öncelerinde idi. Boş zamanlarımı değerlendirebilmek için aklıma çok ilginç bir fikir gelmişti. Diplomaside ve devlet memuriyetinde, içeride ve dışarıda pek çok yerli yabancı devlet adamı, politikacı veya yaşadıkları dönemlerde kendi alanlarında iz bırakmış ünlü kişilerle tanışmış, konuşmuş, yaptıkları ve/veya yapmak isteyip de yapamadıkları ile yakından ilgilenmiştim. Oturup onların birer portrelerini çizmeye çalışmak, araya şahsi izlenim ve değerlendirmelerimi de katarak bir şeyler karalamak istemiştim. Bunun ne kadar çok zor bir iş olduğunu çok geçmeden anlamıştım. Ünlü ressamlardan da bilirim... İster kara kalem, ister pastel veya ister tuval üzerine yağlı boya resim yapmanın en zor tarafının portre yapmak olduğunu söylerler, modeli iyice tanımadan, düşüncelerini, huylarını, alışkanlıklarını bilmeden, onları tuvale yansıtmanın mümkün olamayacağını söylerler. Ressamlar için doğru olan bu gerçek, yazarlar, biyograflar için de fazlası ile geçerlidir!.. * * * Savaş sonrası dönemin en ünlü ve iktidarda en uzun süre kalan politikacısı ve devlet adamı olan Federal Almanya eski Şansölyesi Helmuth Kohl için daha henüz Başbakanlığı sırasında yazdığım böyle bir yazıyı vakti ile bu köşeye aktarıp, onu bildiğim kadarı ile anlatmaya çalışmıştım. O zamanlar iktidarda idi. 130 kiloluk iri yarı cüssesi ile tam bir tezat teşkil eden romantizmine dikkatleri çekmek istemiştim. Türkiye’nin AB adaylığı sırasında, özellikle ünlü Lüksemburg Zirvesi’nde alınan akıl ve uluslararası terbiye ve nezaket dışı kararlar sonrasında kılı kıpırdamamış, zamanın Başbakanı Mesut Yılmaz ile siyasi mücamele ve özellikle diplomasi kurallarına hiç uymayan kaba saba tartışmalara, atışmalara girişmişti. Kendisini yalnız Federal Almanya’nın Şansöliyesi değil aynı zamanda Avrupa Birliği’nin de astığı astık kestiği kestik Başbakanı, patronu olarak gördüğü, hissettiği dönemlere rastlıyordu. O günlerde özel bir ziyaret için Almanya’da bulunuyordum. Ne kadar da şaşırmıştım ya Rabbim?.. Benim tanıdığım o eski ve sevimli taşra politikacısı, Reinland Phalz eyaleti Hıristiyan Demokrat Hükümet Başkanı Helmuth Kohl, herkese karşı nezaketi ile tanınmış bir adamdı. Pek akıllı olduğu söylenmese bile onun çok kurnaz bir taşra politikacısı olduğu bilinirdi. Ama kimse onun bir gün Federal Almanya Şansöliyesi olabileceğini aklına bile getirmiyordu. Adam hem Almanya’nın en büyük siyasi partisinin başkanı, hem de ülkesinin en uzun süreli Başbakanı olmuştu. Okulda ona belki de vücudunun veya kafasının şeklinden dolayı “armut” lakabını takmışlar ama onun aynı zamanda fevkalade duygusal ve romantik bir adam olduğu da bir gerçektir. Bu haftaki yazımın başlığını oluşturan cümle, “Akarsular hep denizlere doğru akarlar..” benzetmesi Helmuth Kohl’e aittir. Onun bütün siyasi tutkusu, ihtirası savaş sonrası dönemde bölüm bölüm bölünen iki Almanya’yı bir gün birleştirebilmek, Berlin’i Batı’dan ayıran o çirkin beton duvarın yıkılmasını sağlamak idi. İkisini de kendisi iktidarda olduğu süre içinde gerçekleştirdi. Tarihe böyle geçecekti. Ama kimseye yaranamadı. İlk sızlanmalar ve hatta şikayetler birleştirilen iki taraftan birden geldi. Bu kadar uzun süre birbirlerinden sıkı sıkıya uzak tutulan insanlar, birbirleri ile aynı aileden bile olsalar pek ala birbirlerine yabancılaşabiliyorlarmış... İki Almanya’nın birleştirilmesinde aynen böyle oldu. Şimdi akrabalar yeniden birbirlerine alışıp yakınlaşmaya çalışıyorlar... Fransa ve özellikle 14 yıl sadece Fransa’nın değil AB’nin de mukadderatına hakim olan kurnaz ve içinden pazarlıklı Cumhurbaşkanı François Mitterrand, bu birleşmeye şiddetle karşı idi. Belki kendi ülkesinin çıkarları bakımından bunda haklı da sayılabilirdi. Birleşme konusu konuşulur iken yakınlarına sinsi sinsi espri yapıyordu. “Biz Fransızlar Almanlar’ı ve Almanya’yı o kadar çok severiz ki bir tane Almanya olacağına iki Almanya olmasını tercih ederiz!..” diyordu. Bu konuda Helmuth Kohl’ü kandırdığına öylesine inanmış olmalı ki son seçimlerde yine onun kazanması için Fransız Petrol Şirketi ELF marifeti ile Alman CDU Partisi kasalarına milyonlarca markın akıtılmasına aracılık ettiği şimdilerde ortaya çıkıyor!.. Allah kimseleri bu kadar kantar ve siyaset ağırlığı ile bu kadar yükseklerden böyle birden bire düşürmesin!.. Avrupa Birliği’nin fahri başkanlığına getirilmişti. Bill Clinton onun için “Tanıdığım en büyük ve yetenekli devlet adamı” diyordu. Tony Blair onu göklere çıkarıyordu. AB’nin diğer 14 üyesi karşısında hazırol duruşunda idi. AB’ye yeni girmek isteyenler ise her gün kapısını tırmalıyordu!.. Dedik ya Allah kimseleri, hele politikacıları bu hale düşürmesin!.. * * * Akarsuların romantizmine dönecek olursak, Helmuth Kohl, şekline, şemailine bakmayınız dünyanın en romantik insanlarından biri idi... Bu konuda tek ama en masum rakibi Rusya’nın eski Başkanı Mihail Serguiyev Gorbaçov idi. Almanyalar’ın birleştirilmelerinden birkaç ay evvel vefat eden eşi Raissa ile Kohl ve karısını ziyarete Bonn’a gitmişlerdi. Bundeskanzler Amt’ın küçük ikametgahında dört kişi baş başa yemek yediler. Frau Kohl ufak tefek yapılı, zarif bir kadındı. Yemek pişirme ve yedirme ustası idi. Kocasını bu konudaki ustalığı ile yendiği ve yanına çektiği söylenir!.. Gorbaçovlar da çok sevimli, insancıl ve romantik insanlardı. Başbakanlık ikametgahı çok küçüktü, ama yeşil çimli bahçesi aşağıda akmakta olan Rhein nehrine kadar uzanır. Yemekten sonra dört kişi kalktılar, bahçede yürüyüşe çıktılar. Erkekler Türk usulü önden gidiyorlar, hanımlar bilhassa geri kalmak onları yalnız bırakmak istiyorlardı. Nehir kenarına gelince oradaki bir banka iki adam oturarak soluklanmak ve belki de rahatça konuşmak istediler. İkisi de nehrin ay ışığında yer yer parlayan kah hızlanan kah yavaşlayan akışına bakıyorlardı. Helmuth Kohl, iri yarı cüssesinden, kalıbından beklenmeyen bir romantizm ile söze başladı; “Bakınız aziz dostum, dedi, bu nehir de bütün akarsular gibi denizlere akar!.. Önüne ne kadar engel koyarsanız koyunuz.. İstediğiniz kadar güçlü, sağlam ve dayanıklı barajlar inşa ediniz.. Akar sular yine de bir yolunu bulup denizlere doğru akacaklardır!..” İki devlet adamı Almanya’nın birleştirilmesi konusunu sakin bir hava içinde bir süre konuştular..olayları kendi olurlarına bırakıp hiçbir müdahalede bulunmamak konusunda mutabık kaldılar.. Rhein nehrinin akışı Kohl’ü fazla bekletmedi. Ve iki Almanya çok geçmeden kendiliğinden birleşti. Berlin duvarı da sessiz sedasız yıkıldı!.. * * * Raissa kanserden öldü. Gorbaçov politikadan izzet ikbal ile ayrıldı. Koskoca Kohl ise, adına heykeller dikileceğini beklerken yıkılanın altında kaldı. İşte böyledir politika!. Tabii sözüm yabana!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT