BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Turizmin yeni yıldızı: Safranbolu

Turizmin yeni yıldızı: Safranbolu

Ünü Karabük’ü geçen Safranbolu, UNESCO tarafından 1994 yılında ‘Dünya Miras Listesi’ne alınmış. Yılda 400-450 bin turistin geldiği Safranbolu, yıldızı gittikçe parlayan bir dünya markası olacak



 Memleketten HABER -VAR-142-  Behçet FAKİHOĞLU behcet.fakihoglu@tg.com.tr  Ünü Karabük’ü geçen Safranbolu, UNESCO tarafından 1994 yılında ‘Dünya Miras Listesi’ne alınmış. Yılda 400-450 bin turistin geldiği Safranbolu, yıldızı gittikçe parlayan bir dünya markası olacak  HER MAHALLEYE BİR PARK Safranbolu, 3 kanyonun üstünde, bir yamaçta kurulmuş. Kanalizasyon şebekesi ve su baskınları için bu kanyonlar en güzel şekilde değerlendirilmiş. Güneşten azami ölçüde istifade edilmiş. Meydanda cami, hamam ve ticaret merkezi; etrafta da evler bulunan “Osmanlı Şehir Üçlemesi”, burada da oluşmuş. Yılda 400-450 bin ziyaretçinin geldiği Safranbolu’daki trafik ve park problemi giderilecek. Doğalgaz getirilecek. Her mahallede, içinde spor tesislerinin de bulunduğu en az bir park yapılacak. Kanyonlar temizlenecek, yürüyüş yolları yapılacak, turizme açılacak. Karabük denince Safranbolu akla gelir. Safranbolu’nun ünü Karabük’ü geçmiş; turizmde bir dünya markası olmuş. Tarihi, MÖ 3 binli yıllara kadar uzanan Safranbolu, 1196’da Selçuklu Sultanı 2. Kılıçarslan’ın oğlu Muhittin Mesut Şah tarafından alınarak Türk yönetimine geçmiş. İsmi; Zalifre, Borlu, Taraklıborlu, Zağrifanbolu ve son olarak Safranbolu olmuş. Osmanlılar döneminde, Sinop-Gerede-İstanbul ticaret yolu üzerinde, önemli bir konaklama ve malların değişim merkezi olan Safranbolu, önemini hep korumuş; Osmanlı Sarayı’nın arka bahçesi olarak nitelendirilmiş. Birçok sadrazam ve devlet adamı Safranbolu’da ikamet etmiş, sarayda da Safranbolulular görev almış. 1200 TESCİLLİ TAŞINMAZ Korunarak günümüze kadar getirilen tarihî miras sebebiyle, UNESCO 1994 yılında Safranbolu’yu ‘Dünya Miras Listesi’ne almış, burası “Dünya Kenti” ününe kavuşmuş. Korunmuş tarihî mimari eserlerimiz sebebiyle “Korumanın Başkenti” unvanını almış... Şu anda 1200 tescilli taşınmaz tarihî eser bulunduğu söylenirken, yeni çalışmalarla bu sayının 2 bin-2 bin 500’e kadar çıkarılmasının mümkün olduğu söyleniyor. Safranbolu Belediye Başkanı Dr. Necdet Aksoy, yıllarca İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde çeşitli kademelerde çalışmış, doktorasını yapmış bir uzman. Safranbolu’ya hâkim Hıdırlık Tepesi’nde buluştuğumuz Başkan Aksoy hem bu tarihî ve turistik ilçeyi anlattı, hem de turizmimizin yüz akı bu markayı nasıl daha ileriye götüreceğinin ipuçlarını verdi. Safranbolu Belediye Başkanı Dr. Necdet Aksoy KONAK KÜLTÜRÜ Osmanlılar döneminde, İstanbul’dan kalkan tüccarlar için, üçüncü konaklama merkezi olarak burası seçilmiş, ticaret merkezi olmuş, zanaatkarlık gelişmiş... Safran, üzüm ve diğer tarım ürünleri tüccarlar için cazip olmuş. Başkan Aksoy’un ifadesine göre Safranbolu o zamanlar bölgenin merkezi olmuş. Değişik kültürler bir arada yaşamış. Rumlar taş ustalığında, Müslümanlar ahşap işinde ustalaşmış; bir konağın yapılmasında iki grup da iş birliği içinde çalışmış, dayanışmanın en güzel örnekleri sergilenmiş. İstanbul’da, Sarayda çalışan Safranbolulular da birikimlerini buraya getirerek, şimdiki eşsiz konakları yaptırmış. Konak kültürü buraya taşınmış. TARİHİN BÜTÜN İZLERİ Safranbolulu Sadrazam İzzet Mehmet Paşa burada cami yapmış, içme suyu getirmiş. Burada bir süre ikamet eden Köprülü Mehmet Paşa da kalıcı eserler bırakmış... Dericilik ve yemenicilik çok gelişmiş, o zamanlar ordunun ayakkabı ihtiyacının büyük bir kısmı buradan karşılanırmış. 1800’lü yıllarda sokaklara taş döşenmiş, şehir pırıl pırıl yapılmış, Yağmur suları da yolun ortasındaki çukurdan akıtılmış, ahşap konakların sudan zarar görmesi önlenmiş. Daha o zaman 3 delikli logar kapakları kullanılmış. Evler 2 katlı, girişte ahır ve hayat, birinci katta aile büyükleri yaşar, 2. katta da yatak odaları bulunur. Evin etrafı da yüksek duvarla çevrili.Bütün bu bilgileri detaylıca anlatan Başkan Necdet Aksoy, şehir altyapısını tamamlamak, imar planlarını bitirmek için uğraştıklarını söylüyor. tarihî kent daha iyi korunacak, tescili yapılmamış eserler de tescillenip korumaya alınacak, restorasyonlar bitirilecek. YATAK SAYISI ARTACAK Safranbolu’da gezi güzergahları belirlenecek, buralara turlar düzenlenecek. 4 tane yıldızlı, 90 butik otel ve ev pansiyonları ile 2200 olan yatak kapasitesinin artması için çalışılıyor. 3 tane 4 ve 5 yıldızlı otel projeleri hazırlanıyor, bunların en az 2 tanesi bu dönem içinde bitecek, yatak kapasitesi 2 katına çıkarılacak. Şu anda yüzde 20 olan yabancı turist sayısının artması için değişik ülkelerde tanıtım yapılacak. 2500 asker ve 2600 öğrencinin de buranın ekonomisine katkı yaptığı, ilçe nüfusunun arttığı söyleniyor. Eski Hükümet Konağı, Cinci Hanı ve Hamamı, İzzet Mehmet Paşa Camii, Köprülü Mehmet Paşa Camii, Ulu cami ve diğer tarihî, tabii güzellikleri ile Safranbolu, yıldızı gittikçe parlayacak bir dünya markası olacak. Sadece Safranbolu değil; bozulmadan korunabilmiş tarihî Yörük Köyü, Eflani’deki göletler, Ovacık’taki yaylalar, Eskipazar’daki Antik Hadrianapolis kenti, mesire yeri ve orman, Yenice’deki ormanlar, eşsiz yeşil doku ve başka güzellikleri ile Karabük, görülmesi gereken önemli bir ilimiz...   70 yıldır semer yapıyor Safranbolu, tarihî konakları gibi, semercisi, yemenicisi, bakırcısı, demircisi; kısacası el sanatçısı ile de ünlü. Konaklar korumaya alınmış, ama ne yazık ki el sanatları için aynı şey söylenemez. Ucuz taklit Çin malları burada da el sanatlarının sonunu getirmiş. Bir köşede, Safranbolu’nun tek ve son semercisini, dükkanında semer yaparken görüyoruz. Mustafa Kemal Ağyaroğlu 87 yaşında, 70 yıldır semer yapıyor, hâlâ ekmeğini bu sanattan kazanıyor... “Ama” diyor asırlık usta ve anlatıyor, hüzünleniyor, aynı hava bizi de etkiliyor. Artık bu mesleğin sonu geliyormuş, zaten çırak yok, usta yetişmiyor, kimse tercih etmiyor... Oysa bir zamanlar yanı başında 7-8 semerci varmış, hepsinin ustaları, çırakları varmış, iş yetiştirmekte zorlanırlarmış...   Ali Baba, 9 şifalı bitki ile Safran Çayı yapmış. 4 yıldır Hıdırlık Tepesi’ndeki belediye tesislerinde ikram ediliyor. Bitkisi de çok kıymetli Safranbolu, ismini “safran” çiçeğinden almış. Gıda, kimya, boya, kozmetik ve ilaç gibi birçok sektörde kullanılan bu önemli bitkiyi daha iyi tanımak için, Aktar Ali Baba’ya (Ali Alp) gidiyoruz. Ali Baba; şair, araştırmacı, aktar... On parmağında on marifet olan, hoş sohbet, insan sevdalısı biri. Safran, kendi ağırlığının 100 bin katı kadar sıvıyı sarıya boyayabilen tek bitki, altın kadar kıymetli; gramı burada 15 liraya, İstanbul’da 25 liraya alıcı bulabiliyor. İran, Yunanistan, İtalya, Hindistan ve Fransa gibi ülkelerde de safran yetiştiriliyor ama en kalitelisi Safranbolu’da... Yılda 10 kilogram civarında aldığımız ürün miktarını artırmamızın önemine değiniliyor. Yarım kilogram safran, 80 bin çiçekten, yani bir futbol sahası büyüklüğündeki araziden, 20 gün gece gündüz çalışılarak elde edilebiliyor. Safran çiçeğinin 6 tane “stigması” bulunmakta, 3’ü sarı, 3’ü kırmızı... Yaprağı değil, içindeki poleni işe yarıyor. Bu bitkinin daha çok yetiştirilmesi için teşvik veriliyor. Bir zamanlar burada ticaretin ana ürünü safran imiş. Eskisi gibi rağbet görmesi için çalışılıyor. Birçok sektörde kullanıldığı gibi, safranlı lokum da yapılıyor. Başbakan, Meclis Başkanı ve birçok devlet büyüğüne ikram edilen Safran Çayı’na, Japon ve Çinli turistler de büyük ilgi gösteriyor.   Normal lokuma safran ilave edilip, renk ve koku verilerek “Safranlı Lokum” yapıldığını anlatan Aziz Günal, Safranbolu’nun lokumlarının haklı bir şöhret yaptığını ve çok ilgi gördüğünü belirtiyor.  Lokumun tadı bir başka 1988 yılında Safranbolu’nun Ağaçkesen köyünde doğan Osman Nuri, 12 yaşında ağabeyi ile İstanbul’a gider, şekercilik mesleğine ilk adımı atar. Kalfalık, ustalık mertebelerine gelir; Eyüp Sultan’da törenle ustalık belgesi verilir. Ustası Ali Rıza Bey 90 altın borç vererek, kendi iş yerini açmasına yardımcı olur. Osman Nuri ‘Şehzadebaşı Şekercisi Nuri’yi açar, Hacı Bekir’le birlikte en meşhur şekercilerden olur; 1920’lerde de Ankara Ulus’ta dükkan açar. Ağaçkesen köyünden Ahmet Günal, Ankara’ya gider, Osman Nuri işletmelerinde çalışarak mesleği öğrenir. Ahmet Günal’ın oğlu Aziz Günal da 12 yaşında babası gibi Ankara’nın yolunu tutar, aynı işletmelerde 15 yıl çalışır, ustalık payesini alır, Safranbolu’ya döner; İmren, Safrantat gibi işletmelerde mesleğini devam ettirir, sonra da ‘Astat’ı kurar. Osman Nuri geleneklerine bağlı kalarak lokum, şeker ve diğer üretimleri yaptıklarını söyleyen Aziz Günal, Safranbolu’da lokum üretimi yapan 5 firma bulunduğunu anlatıyor.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT