BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Masal zamanlar

Masal zamanlar

Geçenlerde üniversiteden bir arkadaşımla sohbet ederken, laf arasında “2000’lere girdiğimize hâlâ inanamıyorum.” dedi.



Geçenlerde üniversiteden bir arkadaşımla sohbet ederken, laf arasında “2000’lere girdiğimize hâlâ inanamıyorum.” dedi. Zaman zaman ortaya çıkan bu “inanamama” duygusu, aslında bizim kuşaktan herkeste var. Bizler, “Çağ atlama”yı laftan öte, somut gerçekliliği ile yaşadık. Yani, görmüş geçirmiş, bir çok önemli olaya tanıklık etmiş tarihi bir nesil olduk. Ama gönüllerimiz her dem taze, her dem genç. Biyolojik yaş ile psikolojik yaş arasında her çelişkiye düşüşümüzde bazı şeyleri fikren kabullenemeyişler de kendiliğinden ortaya çıkıyor. İdeolojik çatışmaların olanca şiddetiyle sürdüğü ilk gençlik yıllarımızda 2000’ler, teknolojinin akıl almaz biçimde gelişmesiyle insanlığın başka boyutlara geçeceğini, uzay açılımlarının söz konusu olacağını tahmin ettiğimiz ama tam olarak tahayyül etmekten aciz kaldığımız; erişilmesi Kaf Dağına ulaşmak kadar imkansız gibi gözüken çok ama çok uzak masal zamanları simgeliyordu. Kısır döngüler arasında çırpınırken kaşla göz arası yıllar geçmiş, bir de bakmışız ki Kaf Dağına, yani 2000’lere ulaşmışız. Hallerimiz; gururumuz, şaşkınlığımız, baş dönmelerimiz, olağanüstüyü yanıbaşımızda hissetmelerimizle gerçeklerin batağına düşmüş tipik bir Anka kuşu halleri... Yaldızlı hayallerimizin doruklarından sapır sapır dökülürken, ne gariptir ki insanlığın trajedisini yeni baştan yaşamaya zorlanıyormuşuz gibi yıpratıcı duygular taşıyoruz. Ülkemizde ve dünyada cereyan eden birtakım tatsız olaylara bakıp düş kırıklığının ve hazımsızlığın bulantıları içinde; “Ama bunlar, yirminci yüzyılın (hatta daha önceki yüzyılların) sorunlarıydı, orda çözümlenip bitmesi gerekirdi. İnsanlık şimdi çok üst çizgide seyretmeliydi.” diye sızlanıyoruz. Haliyle 2000’lerde olduğumuza inanmazlığın başka boyutlarına geçiyoruz. Din adı altında hunharca işlenen cinayetleri, mübarek topraklarımızın ölüm tarlası haline getirilişini; İran modeli devlet kurmak isteyenlerin sistematik örgütlenişlerini, sinsi çabalarını anlamakta güçlük çekiyoruz. Öte yandan, kim derdi ki, 2000’in şubatında, demokrasi, insan hak ve özgürlüklerinin savunucusu AB’nin bağrında, Avusturya’da, Hitler hayranı Jörg Haider’in ırkçı Özgürlük Partisi iktidara ortak olacak; müzik, bilim ve refah ülkesinde neo-faşist söylemler yüzde yirmibeşlik de olsa halk desteği bulacak... Ödler patlayacak, korkular depreşecek; geçmiş kâbusların gölgesinde Avrupa ayağa kalkacak, demokrasi tartışmaya açılacak... Meşruiyet çerçevesi içinde bileğinin hakkıyla, halkın özgür iradesiyle seçim kazanmış partinin başarısını gözardı edip taraftarları yok saymak; akabinde o ülkeyi cezalandırmak, dışlama tedbirleri almak demokrasi’yi koruma adı altında uygulamaya konulacak... Bu, demokrasiye rağmen demokrasiyi koruma çabalarını anlamak gerçekten zor ve ince bir iş... 2000’lerin bütün büyüsünü bozuyor, yaldızlarını döküyor. İnsan’ın aslen hiç değişmediği ve değişemeyeceği itirafı ve hayal kırıklığıyla bu defa, masal zamanların aslında saf inançlar, umutlar ve her şeye yeniden başlama heyecanlarıyla dolup taştığımız çocukluğumuzun altın çağları demek olduğunu kendi kendimize itiraf ettiriyor.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT