BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bağrına basmak istiyordu...

Bağrına basmak istiyordu...

O gece genç çift hiç uyumadılar. Evlerinin içine sanki bir piyangodan çıkmış gibi geliveren bu minicik varlık bir başka hava getirmiş, her şey sanki yeniden başlamıştı. Servet hanım akşam yemeğine de kalmıştı doktorların evinde.



O gece genç çift hiç uyumadılar. Evlerinin içine sanki bir piyangodan çıkmış gibi geliveren bu minicik varlık bir başka hava getirmiş, her şey sanki yeniden başlamıştı. Servet hanım akşam yemeğine de kalmıştı doktorların evinde. Durmadan anlatmış, özellikle bilinmesi gereken konular hakkında bilgi vermişti. Perihan hanım onu gözünü kırpmadan, ağzından çıkan tek bir harfi dahi kaçırmadan dinlemişti. Bazen notlar almış, sanki dersine çalışan bir talebe gibi disiplin içinde takip etmişti. Hemşire hanım evine giderken doktorun genç karısına sanki biraz daha güven gelmiş, birkaç saat önceki tedirginliği kaybolmuştu. Sabaha karşı bir iki kere mızıkladı minik bebek. Hemen fırladılar ikisi de yataktan. Baş ucuna gittiler. Kendi yatak odalarında iki koltuğu birleştirerek bir yatak hazırlamışlardı. Doğan bey uykulu bir sesle mırıldandı: -Yarın ilk iş bu çocuğa bir yatak almak olsun. Böyle olmaz. Galiba rahat değil burada... - Sanmıyorum. Belki başka bir derdi vardır. Oysa küçük bebek hemen sustu ve uyumaya devam etti. Güldü Doğan bey: - Biz de evhamlı olduk galiba... Perihan hanım onun söylediklerine aldırmadan atıldı: - Adı ne olacak Doğan? Ne isim koyacağız bebeğimize? Kaşları çatıldı genç doktorun: - Dur bakalım, hele şu yasal işlemleri bir halledelim... - Bir şey çıkartmazlar değil mi Doğan? O adamı hiç sevmedim ben... Hiç gözüm tutmadı... Güldü Doğan Serdaroğlu: - Merak etme, benden korkuyorlar. Bu tür insanlar devletin görevlilerinden, okumuş insandan korkarlar. Bir şey yapamaz. Hem dünyanın parasını aldı. Şimdi onun keyfinde... Perihan hanım bakışlarını uzaklara çevirdi: - Zavallı Kezban... Çaresiz kaldı yavrucak. Yalvardı son zamanda bana. “Al, götür bebeğimi, kurtar bu zalimlerden!” diye... Cevap vermedi Doğan bey. Gözlerini mışıl mışıl uyuyan küçük oğlana dikmiş, sevgiyle onu seyrediyordu. Nihayet hareketlendi Perihan hanım. Sabah ezanının okunmasına az bir zaman kalmıştı. Mutfağa doğru yürüdü: - Çayı koyayım. Sabaha az bir kaldı... Mutfağa girdi. Tezgahın üzeri aileye yeni katılan en küçük ferdin mama bulaşıklarıyla doluydu. Gülümsedi keyifle onlara bakıp. Yıllardır içinde bir yaraydı evlat sahibi olamamak. Birden içeride hiçbir şeyden habersiz uyuyan o küçücük insanı çok ama çok sevdiğini düşündü. Bağrına basmak, içine sokmak istiyordu sanki. - Demek analık böyle bir duygu... diye söylendi kendi kendine. Eskiden olsa sabah tatlı uykudan uyanmak zor gelir, hele bir de mutfakta bu kadar dağınıklık olursa bütün tadı kaçar, suratı asılırdı. Oysa şimdi garip bir zevk alıyordu sanki sabah olmadan uyanmaktan ve bunca dağınıklığı toplamaktan. - Onu en güzel şekilde, en kaliteli şekilde büyüteceğim. En güzel okullara göndereceğim. Çay kaynamıştı. Bulaşıkları da bitirmişti bu arada. Hemen Servet hemşirenin öğrettiği gibi mama hazırladı. Onu soğumaya bıraktıktan sonra kahvaltıyı düzenledi. Her şey hazırdı. Kocasına seslendi: - Doğan, haydi çay hazır... Onun gelmesini beklerken başını uzattı yatak odasına. Mışıl mışıl uyuyordu bebek. İçine huzur doldu onu rahat görünce. Keyfi yerine gelmişti. Gülen bir yüzle mutfağa döndü. Doğan bey tıraş olmuş, sofraya oturmuştu bile: - Bakıyorum çok memnunsun hayatından... - Evet Doğan, öyle güzel uyuyor ki... Adını Oktay koyalım. Çok severim Oktay ismini. Ne dersin? Başını salladı genç doktor tereyağlı ekmeğinden bir lokma ısırmadan: - Sen istedikten sonra... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT