BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nazlı günler

Nazlı günler

Çok partili demokratik sisteme geçişin ellinci yılını da devirdik. Ancak her nedense arzu edilen istikrar ve kalkınmayı bir türlü gerçekleştiremedik!.. Bu sonuca nasıl ulaştığımızı merak edebilir ve gerekçelerini de sorabilirsiniz.



Çok partili demokratik sisteme geçişin ellinci yılını da devirdik. Ancak her nedense arzu edilen istikrar ve kalkınmayı bir türlü gerçekleştiremedik!.. Bu sonuca nasıl ulaştığımızı merak edebilir ve gerekçelerini de sorabilirsiniz. Fakat kolayca aksini iddia edebileceğinize pek ihtimal veremiyoruz... Hele Türkiye’de yaşayan bir Türk vatandaşı iseniz; bizim bu tesbitlerimizi taa ruhunuzun derinliklerinde hissettiğinizi de biliyoruz... Peki, biz “yanlış”ı nerede yaptık? Veya biz neyi “yanlış” yaptık! derseniz, buna kolayca cevap vermek mümkün değildir. Değildir çünkü “yanlış” bir tane değildir. Zaten bir tane olsaydı, onu “öper başımıza da koyardık.” Ne var ki bu yanlış bir veya birkaç tane ile de sınırlı değildir. 1950 dönemini kapatan, 27 Mayıs müdahalesi bizler için yirmi yıl umut oldu. Belki herşey olmasa bile; bir şeyler değişir sandık!.. Heyhat yanılmışız. Onca kavga, döğüş ve boğuşmalara rağmen; gele gele 12 Eylül 1980’lere gelebildik!.. “Aynı hamam, aynı tas...” Üç beş yıllık sınırlı rahatlamaların peşinden, yüzlerce dert ve sıkıntı çöküyor... “70 cent”e muhtaç oluşumuzdan bu yana yıllar geçti... Peki şimdi değişen nedir? “cent” yerine “dolar”a, “yetmiş” yerine “yüz yetmiş”e muhtacız. Biz; mevcudiyetimizi ve devamımızı bir şahsa, bir partiye, bir zümreye inhisar ettirdikçe, meselelerimiz katlanarak büyüyecektir. “Hiç kimsenin maaşına diyeceğimiz yoktur” ancak “El kesesinden yiğitlik yapılması”na da tahammül etmek zorunda olmadığımız bilinmelidir. Hele sekiz defa iptâl edilmiş “kıyak emeklilik” konusunda söylenecek çok şey vardır. Bu “nazlı ve kritik” günlerde Çankaya’nın onay vermesi hayli tartışma doğurmuştur. “Alan razı veren razı” diyebilir misiniz? Hiç zannetmem! Alan da veren de “asıl” değil, “vekil”. Kaldı ki bu vekillerin hepsi Meclis önünde ve tabii millet önünde “yemin” etmişlerdir. Anayasa’da yeralan yemin metnine bir göz atılırsa, ne dediğimiz çok daha iyi anlaşılacaktır! Biliyorum. Siz şimdi muzip bir tebessümle; onlar “yemin” etmediler ki, “and içtiler” de diyebilirsiniz. “Andiçme” dediniz de bizim aklımıza bir kıssa geldi. Belki de kıssadan hisse çıkartılır diye yazıyoruz. Efendim, çok eski zamanlarda mübarek Ramazan-ı şerifte, günortasında demlenen Bektaşiyi yakalayıp sille, tokat kadının (hakim) önüne dikerler. Ayakta durmaktan aciz, zil zurna sarhoş Bektaşi’ye acıyan kadı, ona ceza vermek yerine; üzülerek nasihat eder. Bektaşi bu nasihatler karşısında “İki göz iki çeşme” ağlar ve af diler... Kadı efendi bununla da yetinmeyerek işi “sağlam kazığa” bağlamak ister ve Bektaşi’ye; “Bir daha, ne Ramazan-ı şerifte ve ne de sair zamanda içki içmeyeceğine and iç” der. Bektaşi, kurtuluş ümidi ile gayet edepli ve arzulu bir şekilde “and içer”. Kadı efendi ulaşılan neticeden gayet memnun, Bektaşi’yi affedip, evine gönderir... Üç beş gün geçmeden, aynı Bektaşi daha pejmürde bir şekilde, yeniden kadı efendinin huzuruna getirilir. Bu duruma çok üzülen kadı efendi biraz da hiddetlenerek Bektaşi’ye çıkışır; “Bre utanmaz, daha üç gün önce sen burada tövbe edip, bir daha içki içmeyeceğine and içmedin mi?” der!.. Bektaşi pişkin bir şekilde cevap verir ve; “Efendim biz fakir adamlarız. Ne bulsak onu içeriz. Bu bazen rakı, bazen şarap ve hatta bazen de isparto bile olabilir” diyerek ilave eder. “O gün de huzurunuzda and içmiş olabilirim” diye cevap verir. Ya işte böyle, kıssadan hisse!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT