BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Abdülhamid Han gerçeği

Abdülhamid Han gerçeği

6 Şubat 2000 Pazar günü Fırat Kültür Merkezi’nde yapılan Sultan II. Abdülhamid panelini anlatmıştım. Bu işin tarihimize sevdalı olan desteği Mehmet Tosun beyin himmetlerinden de bahsetmiştim.



6 Şubat 2000 Pazar günü Fırat Kültür Merkezi’nde yapılan Sultan II. Abdülhamid panelini anlatmıştım. Bu işin tarihimize sevdalı olan desteği Mehmet Tosun beyin himmetlerinden de bahsetmiştim. Binlerce gencimizin, altı yedi saat heyecanla izledikleri oturumda buluş ve araştırma sonuçlarını, ben de hoşnutlukla dinledim. Belki de ilk defa çekinmeden tam samimiyetle başarılan bu panelin asıl değeri de zaten burada idi. Demek ki: Abdülhamid Han gibi birçok kötülerin, kasıtlı iftiralarına uğramış bir büyük İmparator’u, artık tartışacak seviyeye gelmiştik. O gün saat 10.30’la 16.00 arasını dolduran bu panelde konuyla yakından ilgilenen ben de, çok yeni görüşler ve bilgiler edindim. İki oturumda konuşan 10 bilginin, kısmen not edebildiğim görüşlerinden işte bazıları: Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu: Sultan Hamid üzerinde, ilk tarafsız çalışmayı, kendi ricası ile bir yabancı profesör tarafından yapıldığını anlattı. Ekmeleddin Bey, bir asırdan beri Sultan Hamid konusunda politikanın ilme, ne yazık ki lüzumundan fazla karıştığına da işaret etti. İslâm ile demokrasiyi birlikte araştırıp kaynaştırma görüşlerinin, tarihimizde (İslâm dünyası çapında) ilk defa Abdülhamid Han günlerinde başlatılıp saltanatının sonuna kadar devam ettiğini açıklayan Prof. Ahmet Akgündüz, onun padişahlığı devrinde, hukuk ve kanun oluşumlarının çokluğunu da belgelerle ortaya koydu. Akgündüz’e göre, Abdülhamid için “cüz-i müstebit” denilebilirse, Avrupa’dan destekli bir takım isyan ve hilelerle onu devirip ülkemizi felâketten felâkete sürükleyen ittihatçılar için herhalde “külli müstebit” denilmelidir. Sultan’ın hür ve demokrat faziletlerinden birisi de ordumuzu hiçbir zaman iç siyasette kullanmayışıdır. Bu, ancak üst olgunlukta bir devlet adamının şerefine yakışır. “Velâkin cahiller, onun millî insanî icraatına karşı, orduyu insafsızca kullanmışlardır”. Prof. Abdülkadir Özcan ise Abdülhamid devri eğitim kültür faaliyetlerinin, (Tanzimat’tan sonra) başta geldiğini ifade etti. Özcan, o devrin kitaplara sığmaz kültür başarılarını özetleyerek: Matbuat, kütüphanecilik, yıldız arşivleri ve sayısız yeni okullar açıldığını söyledi. Abdülhamid, ayrıca bütün imparatorlukta, 25 bin mîmarlık âbidesinin tespiti ile onarmaya çalışmıştı. En şaşılacak maarif meyvelerinden biri de “Aşiret Mekteb-i Âlileri” idi. Eski Enderun’a benzer bir usulle bütün devletimizdeki aşiret beylerinin (Arap, Kürt, Acem) çocuklarını bu okullarda yetiştirip sadık ve bilgili Türk aydınları haline getiriyordu. Sultan Hamid’in ruh ve sinir yapısını inceleyen pskiyatrist Doçent Sefa Saygılı Bey, onu karakterinden önce zamanının tehlikeli şartlarını araştırmak gerektiğini söyledi, “iç ve dış çevrede, her zamandan ziyade tehlikeler ülkemizin başında dolaşıyordu. Avrupa’nın bütün güçlüleri, Osmanlı mülklerini bölüşmek peşindeydi. Bu yüzden Abdülhamid Han son derece ketum, sır saklar mizaca bürünmüştü” Saygılı: Türkiye’de bir kısım aldatılmış devlet hayini muhterisler, Sultan’ın kardeşi Abdülaziz’i (intihar süsü vererek) öldürtmüş; Sultan Murad’ı da tahttan indirmişlerdi. Bu yüzden, pek tabiî hiçbir yabancı devlete ve satılmış ihtilâl sabıkalısına güvenmezdi. “Korkaktı, zalimdi” gibi iftiralar çok edilmişse de, Sultan Hamid’in şartlarında, belki inanılmayacak kadar cesur, sevgi ve şefkat dolu bir insandı. O günkü konuşmalarının hepsinin özetlerini size nakletmemek günah olacak diye düşündüm. Bu sebeple 6 Şubat 2000 panelindeki 2. oturumda dinlediklerimi de arz edeceğim.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT