BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çantadaki ilaçlar

Çantadaki ilaçlar

İnsanoğlu asırlardır aşkı tartışıyor. Platon bu duyguyu ciddi bir ruh hastalığı olarak değerlendirdikten sonra onun bu fikrine katılan çok sayıda bilim adamı da olmuş.



İnsanoğlu asırlardır aşkı tartışıyor. Platon bu duyguyu ciddi bir ruh hastalığı olarak değerlendirdikten sonra onun bu fikrine katılan çok sayıda bilim adamı da olmuş. Takvimler içinde bulunduğumuz 2000 yılını gösterirken hâlâ birçok psikolog ve psikiyatrist aşkı bir cins hastalık olarak kabul ediyor. Bana göre aşkın evreleri ve bu evrelerin kendilerine göre sonuçları mevcut. İşe en başından başlayalım. Yani henüz kimseye aşık değilken insanın kendisini nasıl hissettiğinden... Günlük hayat normal akışındadır. Sabah kalkar yapmanız gerekenleri yapmaya başlarsınız. Aralarda yemek yer su içersiniz. Dışarıdan bakıldığında her şey normal gözükür. Ama derinlerde bir yerlerde ciddi bir boşluk bulunmaktadır. O boşluk sizin gözünüzde hayatı anlamsızlaştırır. Herşeyi amaçsızca yapmakta olduğunuzu hissedersiniz. Buna tam olarak mutsuzluk denemez ama mutluluk olduğu da iddia edilemez. Sonra ikinci evre başlar. Onunla tanışırsınız. O malum elektrik gider gelir aranızda. Sanki o güne kadar yapmış olduklarınız anlamını iyice kaybeder. Artık bir amaç edinmişsinizdir. Onun için var olmak. Daha güzel görünmeye özen gösterirsiniz. Zaten aşkın en büyük avantajı insanı güzelleştirmesidir. Gözbebeklerine yerleşen o tatlı parlaklık adeta bütün yüze yansır. Ve o pırıltıyı ilgili ilgisiz herkes farkeder. Kalbiniz hızlı hızlı çarpar. Aklınızdan sürekli onunla ilgili fikirler ve planlar geçer. Bu hale mutluluk denir mi? Bence denir. Ve üçüncü evre... Sizin ilgi ve sevginizin sürdüğü buna karşılık karşı tarafın kendisini çekmeye başladığı o zor zamanlar... Sihrin nerede ve ne zaman bozulduğunu anlayamazsınız. Bir anda herşey tersine dönmüştür işte. Elinizden hiçbir şey gelmez. Şüphe dolu kâbuslar peşinize düşer. Kurtulamazsınız. Düşünmeye çalışırken bir de bakarsınız ki düşünebildiğiniz başka hiç kimse yok. İnsanı çıldırtan telefon bekleme faslı başlar o arada. Bir türlü çalmayan telefon sizi tüketir. Gururunuza yedirip siz de arayamazsınız bir müddet. Sonra dayanamaz ararsınız ve daha da kötü olursunuz. Kaçınılmaz son yaklaşmıştır. Dördüncü evrenin adı ayrılıktır. Bir insanın canı gibi sevdiği bir insandan ayrılması işkencedir. İşkencelerin en çok can yakanı, en çok iz bırakanıdır. Hayat bir kez daha ve bu sefer tamamen anlamını yitirir. Kendinizi çirkin, işe yaramaz, sevilmeye layık olmayan bir tortu gibi hissedersiniz. Beşinci evreye nekahet dönemi diyebiliriz. Bu kısım sizden ziyade etrafınızdakileri etkiler. Günden güne sararıp solan teninizi onlar görür. Çareyi aradığınız adreslerin yanlışlığını onlar bilir. Ve onlar da sizinle birlikte acı çeker. Sonra bir gün bir de bakarsınız acınız hafifliyor. Belki klişe ama zamanın tedavi edici özelliği tartışılmazdır. Siz farkında olmadan o çalışmış ve yaranızı sarmıştır. Elbette bir iz kalır. Zaten o iz bir ömür boyu sizinle kalacaktır. Onun estetiği olmaz. Yıllar içinde biriken o izler, otuzlu yaşlardan sonra yüzünüze derin bir ifade kazandıracaktır. Aşkın evrelerinin benim bildiğim özeti bu. Değer mi sorusuna cevabım ise kendimi bildim bileli değişmedi. Bence değer. Ama çekilecek çileyi bilerek adım atmaz gafil avlanırsanız iş sağlığınızı kaybetmeye kadar varabilir. Ben kendi adıma sağlığımla çoktan vedalaştım. Yani ben bedeli ödedim. Borcunu ödemiş insanların sükuneti içindeyim ve pişman değilim. Tabii bir gerçek daha var. Değse de çantanızda ilaçlarla gezme mecuburiyeti... LEVHA Kendi düşen ağlamaz.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 99504
    % -0.33
  • 5.6395
    % -1.83
  • 6.3845
    % -1.52
  • 7.474
    % -1.46
  • 239.536
    % -1.56
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT