BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Aşk karışımı

Aşk karışımı

Kıskançlık denen duygu insanı adeta tüketir. Burada kastedilen kıskançlık elbette iki komşu hanımın birbirlerini kıskanması değil. Zaten o tarz bir çekişme konu edilmeyecek kadar basit geliyor. Hani, “Onun şusu var da benim niye yok” tipi sığ sıkıntılar...



Kıskançlık denen duygu insanı adeta tüketir. Burada kastedilen kıskançlık elbette iki komşu hanımın birbirlerini kıskanması değil. Zaten o tarz bir çekişme konu edilmeyecek kadar basit geliyor. Hani, “Onun şusu var da benim niye yok” tipi sığ sıkıntılar... Benim bahsettiğim kıskançlık, birbirini seven iki kişinin içinde kıvranmak zorunda kaldığı kadar. Bazıları iddia eder, “Ben eşimi hiç kıskanmam” diye. Böyle bir söze asla inanamam. Klişe gibi gelecek ama seven insan kıskanır. Dolayısı ile eşini kıskanmadığını söyleyen kişi ya yalan söylüyordur ya da eşini sevmiyordur. Hayatta her şeyi paylaşabilirsiniz. Ama sevdiğinizi paylaşamazsınız. Geçenlerde bir arkadaşım “Bir tek kalbim var onu da verirsem geriye hiçbir şey kalmaz” dedi. Çok doğru ifade edilmiş bir duygu bu. Sevdiğinize kalbinizle doğru orantılı olarak kendinizi yani her şeyinizi vermiş oluyorsunuz. Bu durumda onu sahiplenmekten başka çareniz kalmıyor. Tabii diğer yandan mantığı yerli yerine otursa bile bu, insanı zorlayan, yoran bir duygu. Size ait olan daha doğrusu artık siz olmuş olan insanın başka birisiyle ilgilendiğini görmek her türlü sabır sınırını zorlayacaktır. Ve bu andan sonra yine bilinen sıralama gündeme gelir ne yazık ki. Kıskanılan kişi sevildiğine emin olur ve hafif naz yapmaya başlar. “Nasıl olsa beni çok seviyor, vazgeçemez” şeklinde düşünür ve buna uygun davranışlarda bulunur. Gazetelerin polis sayfaları bu yüzden yaşanan dramlarla doludur her zaman. Aldatılan ya da aldatıldığını zanneden ya da terkedilen insan son çare olarak şiddete başvurur. Bu tabii ki sağlıksız bir davranış biçimidir ama sonuçta var olan bir gerçektir. İşin kötüsü kıskanmak, önüne geçilebilir bir duygu değildir. Siz ne kadar kendinizi tutarsanız tutun elinizde olmaksızın içinizi kemirir durur. Kıskançlığı şüphe ve dedikodu besler. Şüphe denilen illet bir kez vücut buldu mu artık ondan kurtulmak adeta imkansızlaşır. Her ne hikmetse dedikodu kumkumaları bu şüpheyi alevlendirmeye bayılırlar. Kelimelerin arasına özenle yerleştirilen ufak bir ima, ilgili kişinin beyninde patlamaya sebep olur. Ve sahneye “acaba” sorusu çıkar. “Acaba beni hâlâ seviyor mu?” “Acaba bir başkasına ilgi duyuyor mu?” Bu liste uzar da uzar. Off, bunlar ne kadar zor işler.Ama elde değil işte. Aşk adı verilen karışımın içinde belli bir miktar kıskançlık bulunması kıvamı tutturmak açısından çok önemli. Belki de burada uyulması gereken kural doz. Dozu iyi ayarlarsanız belki o zaman korktuğunuz kadar çok zarar vermeyebilir kıskançlık. Yine bir sürü sözcük işte. Bütün bu cümleler dertlere deva olur mu bilemem. Bildiğim tek şey var o da seven insanların ortak problemlerinden birisi bu. Rahmetli anneannem, “Her şey paylaşılır ama koca asla” derdi. Elbette katılıyorum. Erkeklerin de bu şekilde düşündüğüne hatta bu konuda daha hassas olduklarına inanıyorum. Sonuç... Bu işlerin sonucu olmaz. Seversiniz. Şansınız varsa sevilirsiniz de. Ve kıskanırsınız. Çevre faktörleri sizin kıskançlığınızı beslemek için sözbirliği etmiş gibidir. Ve çırpınmaya başlarsınız ve çırpındıkça batarsınız. Çare... Daima olduğu gibi zaman sanırım. LEVHA Mantık ve aşk ters orantılı olarak çalışır. Sözün özü Problemler evrensel, çözümleri kişiseldir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT