BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Beşerî ilişkiler

Beşerî ilişkiler

‘Peygamber Efendimiz (s.a.s.): Cebrâil aleyhisselâm komşu hukukuna riayet konusunda öyle ısrarlı tenbih ve uyarılarda bulundu ki, ben neredeyse komşuyu komşuya mirasçı yapacak zannettim ‘



Yeryüzünde insanoğlunun var oluşundan bugüne kadar insanların birbirleriyle münasebetleri toplum huzurunun temel göstergelerinden sayılmıştır. En ilkel toplumlarda olduğu kadar en gelişmiş olanlarında da beşerî ilişkilerin düzenli ve olumlu yürümesi, toplum içinde yaşama sorumluluğunu taşıyanların başta gelen problemi olmuştur. Günümüz insanları belki biraz pragmatist telakkî ve telkînlerin te’sîriyle olacak toplum fertleri arasındaki ilişkilerin daha çok karşılıklı menfaat ve çıkar alışverişlerine dayandığını sanırlar. Dünyayı şahsî ve bencil arzûların tatmin aracı olarak görenler için bu yaklaşıma hak vermemek mümkün değildir. Aslında konuyu ekonomik ve ticarî faaliyetler açısından ele alacak olursak fertler ve toplumlar arası ilişkilerde her şahıs veya grubun muhataplarına karşı kendi menfaatlerini korumasından daha akılcı ve mantıklı bir davranış beklenemeyeceğini itiraf etmemiz gerekir. Ticaret, hizmet ve sanayi sektöründe yürütülen bütün sosyal faaliyetler kâr ve kazanç hesaplarına dayandırılır. Beşerî ilişkilerin daha verimli bir ticarî etkinlik için ne derece önemli olduğu modern dünyanın başlıca ekonomi uzmanlarınca iyice araştırılmış olmalıdır ki insanî münasebetlerin çeşitli boyut ve uzantıları üzerinde pek çok uzmanlık ve doktora çalışması yaptırılmıştır. Dünyaca tanınmış ciddî üniversitelerin kataloglarında ve faaliyet raporlarında bu konuyla ilgili çok şaşırtıcı bilgilere rastlanacaktır. Özellikle turizm, pazarlama ve tanıtım konusunda doğrudan temasta olduğumuz insanlar kadar dolaylı veya ikinci, üçüncü dereceden muhatabımız olacak kimselere de sevimli ve cana yakın davranışlar sergilemenin ne ölçüde kaçınılmaz olduğu meydandadır. Ticarî kazançta dürüstlük ne kadar önemliyse candan ve sevecen hareketlerin de aynı ölçüde belki de daha ileri boyutta önemli olduğunu unutmamak lâzımdır. Burada materyalist görüşlü insanlar bile belki farkında olmadan insanları menfaat ve kazanç konularında etkilemenin en kısa yolunun onların gönül dünyalarından geçtiğini itiraf etmiş oluyorlar. Gönülleri hoş etmeden, kalplere ve ruhlara girmeden ne politik ne de ekonomik konularda yeterince etkili olamayacağımızı unutmamalıyız. İNANCIN MERKEZİ KALPTİR 20. yüzyıl Amerikan toplumu üzerinde hayat felsefesi olarak çok etkili rol oynamış bulunan William James’in pragmatizm ekolü, insanlara verdiği moral güç sebebiyle dînî inançların sağlam bir psiko-sosyal ve sosyo-ekonomik yapının oluşumu için vazgeçilmez olduğunu söylemiştir. Dînî inanç ve ahlâkın temeli insan kalbi ve manevî âlemdir. Maddî değer olarak hiçbir şey ifade etmeyen tatlı bir söz, samîmî bir iltifat, sevgi ve sıcaklık dolu bir bakış veya tebessüm bazen büyük maddî fedakârlıkların elde edemeyeceği sonuçlara ulaşılmasını sağlayabilir. Hiçbir maddî çıkar kaygısı olmadan sırf vicdan huzuru ve gönül rahatlığı sağlamayı amaçlayan, tamamen manevî içerikli beşerî ilişkilere şahit olduğumuzu inkâr edebilir miyiz? İnsanların bir hayat boyu yaşadıkları hep menfaat alışverişine dayanmaz. Beşerî ilişkilerde toplumun en küçük fakat temel birimi olan âile içindeki münasebetler, çıkardan çok karşılıklı sevgi ve saygı esasına dayanır. Anne ve baba, çocuklarına karşı öyle fedakârlıklarda bulunur ki bunlara herhangi bir maddî değer biçmeye imkân yoktur. Büyük bir sevgi, şefkat ve özveriyle çocuklarına verdiklerinin karşılığını kaç anne-baba alabilmiştir? Elden ayaktan düşmüş ana-babaya yakın alâka ve ihtimam gösteren hangi hayırlı evlât onlardan maddî bir karşılık beklemiştir? Tabiî ebeveyninin mal varlığından ve parasından yararlanmak niyetiyle onlarla ilgilenenleri bu kategoriye dahil etmiyoruz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) komşu hakkıyla ilgili olarak “Cebrâil aleyhisselâm komşu hukukuna riayet konusunda öyle ısrarlı tenbih ve uyarılarda bulundu ki ben neredeyse komşuyu komşuya mirasçı yapacak zannettim” hadîs-i şerîfiyle çok önemli bir insanlık dersi vermiştir. SILA-İ RAHİM SOSYAL BÜNYENİN ZAMKIDIR İslâm ahlâkında sosyal bünyenin temel taşı olarak gösterilen sıla-i rahîm (akraba ziyareti) hiçbir dünyevî ve maddî menfaat endişesi olmadan gerçekleştirilen bir gönül bağı kurma işidir. Beşerî ilişkiler deyince demek ki sadece menfaate dayalı münasebetleri düşünmemek lâzımmış! Ana-baba, akraba, konu-komşu ilişkilerini ideal seviyede tutan toplumların karşılıklı maddî çıkar alışverişlerinde de çok tutarlı ve hakşinas olacakları prensibinden hareket ederek gittikçe çirkinleşen bencil ve egoist toplum görüntüsünü daha cana yakın bir vizyona kavuşturabilirsek hem Hak katında hem de dünya milletler câmiasında çok değerli bir yer ihrâz edebiliriz.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT