BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Benim hiç umudum yok

Benim hiç umudum yok

Bazen yataktan kalkmak ve bir güne daha katlanmak ne kadar zor geliyor.



Bazen yataktan kalkmak ve bir güne daha katlanmak ne kadar zor geliyor. Sanki yorganı başıma çeksem ve altında saklansam, beni bulamasalar hatta aramasalar bütün problemler bitecekmiş gibi... Geçenlerde Adalet Bakanı Sayın Hikmet Sami Türk yeni tasarılarını anlatırken kaç kere dilimin ucuna kadar geldi şu sözleri söylemek. “Sayın Bakan’ım kalp kırmayı da suç kapsamında değerlendiremez misiniz?” Ne kadar saçma değil mi? Ülke gırtlağına kadar sorunlara gömülmüşken sen kalk bir de kalp kırmanın suç kabul edilmesini rica et! Kadın aklı işte!!! Ama benim en büyük sorunum bu. Diğer yandan, gün içinde öyle alakasız insanlar öyle saçma sapan konular için kalbimi kırıyorlar ve beni öylesine yıpratıyorlar ki, bazen dayanamayacak noktaya geliyorum. Bu sıkıntımın ciddi boyutta olduğunu üç gün önce geçirdiğim taşikardiden anlayabiliriz herhalde. Otuzbir yaşındayım. Çok şükür gözle görülür bir derdim yok. Ve yaşım göz önünde bulundurulursa bu tip hastalıklar için henüz çok erken. Ama ben akşamın bir vaktinde, hiç sebepsiz kendimi doktorun önünde buluveriyorum işte. Aniden yükselen tansiyon ve normalin çok çok üzerinde bir hızla atan kalp. Buyrun bakalım! Hani hiç derdimiz yoktu? Rica ediyorum sizinle paylaştığım bu sıkıntıları “sosyetik ve şımarıkça” diye nitelendirmeyin. İnanın öyle değil. Mesele şu ki ben fazlasıyla hassas bir insanım. Karşımdaki konuşurken onun söylemekte olduklarını ve söylemediklerini dinlerim. Elimde olmaksızın detay takip ederim. Konuşan kişi gözümün içine bakabiliyor mu, elleri sakin duruyor mu, tik haline getirdiği bir davranışı var mı diye incelerim. Bütün bu soruların cevapları bana muhatabımın samimi ve dürüst olup olmadığını anlatır. Ve bu konuda sadece bir kez yanıldım. Her neyse. Ben insanları böyle ciddiye alarak yaşamaya kalktığım için büyük olasılıkla yaşam süremi kısaltıyorum. Bazı rahat tipler vardır. Hiçbir şeyi dert etmezler, hayatı öylesine yaşarlar. Onlara nasıl özenirim, bilemezsiniz. Çünkü böyle örnekler kolay kolay yaşlanmazlar. Durup dururken hasta olmazlar. Ve olabildiğince mutludur onlar. Evinin yandığını söyleseniz “akşam nereye yemeğe gidiyoruz” gibi bir cevap alabilirsiniz. Hal böyle olunca neşe de kaçınılmazdır tabii. Belki mutluluğun sırrı budur. Umursamamak. Günü, geldiği gibi yaşamak. Fazla düşünmemek. Evet, bence bu mutluluğun formülü. Fakat formülü bilsem de uygulayamam. Huyum kötü işte. Bu saatten sonra nasıl karakterimi değiştireyim ki? Bütün genetik şifrelerimi, alışkanlıklarımı, zevklerimi nasıl sıfırlayabilirim? Tabii ki yapamam. Yapamadığım için de insanlar beni kırmaya devam ederler. Ben de kırılırım ve hasta olurum. Sonra bir gün bir umut belirir ufukta. Kendi kendime derim ki “Tamam bu sefer oldu”. Olduğunu zannettiğim şudur. Aradığımı bulmuşumdur. Artık huzur ve mutluluk benim için de var olacaktır. Bu yanılgı çok sürmez. En fazla bir hafta içinde hayallerim hayal olarak kalmak istediklerini belirtirler. Kalbim bir kez daha, kimbilir kaçıncı ama asla sonuncu değil, kırılır. Ben yorganın altına saklanmak isterim. Unutmak ve unutulmak için var gücümle gayret ederim. Ve sonunda kalan yara izine rağmen başarırım. Belki de bu yüzden aslında sinir olduğum o takdir cümlesini sık sık duyarım; “Sen güçlü bir insansın.” Bunun satır arası, ‘acı çekebilirsin’ demek herhalde. Uzun sözün kısası, bence kalp kırmak suç sayılmalı.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT