BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yağmurlu bir gün

Yağmurlu bir gün

Bugün kendime yağmurda yürüyüş izni verdim. Gerçi hava soğuktu, taş kesiyordu insan ama bu da gerekli; sıcağın değerini anlamak bakımından.



Bugün kendime yağmurda yürüyüş izni verdim. Gerçi hava soğuktu, taş kesiyordu insan ama bu da gerekli; sıcağın değerini anlamak bakımından. Yağmur taş döşeli yollarımızı çamura katmadan yağıyor, taşlar parlak yüzüyle ışıldıyor, gülümsüyor. Baktım apartmanın benimkiyle birlikte diğer iki kapısından nevalesini doğrultan, bazılarının kovaladığı bizim ise canımız ciğerimiz gri kedi Duman da benimle birlikte yürüyor. Tüyleri ıslak fakat kendisi şikâyetsiz... Arada miyavlıyor “Beni içeri al!” demek bu. Kediler sıcağı pek severler, hele ev kedileri boylu boyunca sıcak halıların, kanepelerin üstünde saatlerce yatmayı... Walt Diesney’in kahramanları kedi ve fare de böyle rahatlarına düşkünler... Tom ve Jerry. Hayal gücüne bakın, farenin kendi odasında süslü bir yatağı, yastığı yorganı, kabı kaçağı, lambası bile var. Yağmurda yürürken insanlar arasındaki farkları düşündüm bir de.. Kimisi hayvanlara tahammülsüz; onları lüzumsuz, yok edilmesi icabeden varlıklar olarak görüyor. Onlara bakıyorum çocuklarına karşı da öyle; anlayışlı, hoşgörülü, sevgi dolu değiller. Kuru mantık çerçevesinden bakıyorlar evlatlarına, ötekilerinse sevgi açıyor yüreklerinde biteviye.. Hani bir söz vardır “Çocukları, çiçekleri, hayvanları sevmeyenden korkun!” diye... kimse alınmasın ama vardır bir hikmeti bu sözün de... Duman geliyor benimle... Bu, hikayesini yazdığım kedi...diğer kedilere fark atıyor bu sebeple, bir hikaye kahramanı oldu, yarın öbürgün ünlenecek belki. Yaşama savaşı veriyor... İnsanlarınki kadar zor onun da savaşı. Bulup buluşturacak, ölmemek için direnecek. Garajda yatıyor; sıcak bir boru bulmuş, onun üzerinde. Oraya nasıl giriyor, oradan nasıl çıkıyor belli değil. Ona kapıları açan bir başka koruyucusu daha var besbelli.. Gece vakti kat kapısını açıp bir iki öksürdüm mü hemen merdivenleri uçarcasına çıkıp geliyor. Başıyla gövdesiyle kapı duvarına sürtünüp duruyor. Arasıra apartman sakinlerinden, o yalnız yaşayan ve yalnız kendisi için yaşayan kadının hışmına uğruyor. “Defol burdan pis kedi!” diye çığırıyor hanım. Bunca nefret neyin nesi diye düşünüyorum. Bize küçükken annelerimiz öğretirlerdi “Kediye pis denmez!” diye... Herhalde boşuna söylenmemiş. Bir tane daha kedi vardı, sarılı beyazlı bir kedicik, bir gözü kördü zavallının. Bu hayvan sevmez hanım ona da çıkışırdı “Körolasıca!” diye.. Ben de “Zaten bir gözüne olmuş olan!” der öfkelenirdim doğrusu. Bu başka bir şey. Sevgi denen şey... Hayatı sevmekle, umutları diri tutmakla ilintili. Yani sevmek tek bir nesneye yönelik olamaz, sevmek bir yetenektir, insanda doğuştan var olan bir özelliktir. Kiminde gelişir, kiminde körelir. Siz insanları gerçekten seviyorsanız, hayvanları da, çiçekleri de, dağları taşları da seviyorsunuz demektir. Duman’la yağmurda yürüyüşümüz sürüyor.. Karnı tok maşallah, üç kapıdan doğrultuyor yiyeceğini. Peki bu miyavlamak neyin nesi, istediği nedir? Elbette sevgi...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT