BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İşte hastalık!

İşte hastalık!

Yıllardan beri yazdık geldik! Bir de diyorlar ki: “Fatih Terim’in disiplinine, otoritesine hayranız!”



Yıllardan beri yazdık geldik! Bir de diyorlar ki: “Fatih Terim’in disiplinine, otoritesine hayranız!” Bu nasıl bir disiplindir, bu nasıl bir otoritedir ki, “Galatasaray yıllardır hem de en önemli maçlara hep takımda önemli görevler yapan oyuncularından mahrum durumunda kalır ve bu hastalığa da lüzumsuz kart görme alışkanlığı yol açar?” B.Hakan’dan, Taffarel’e kadar “herkes ama harkes”, bu hastalıktan bir türlü yakasını kurtaramazsa; ben de “o takımın teknik direktörü için” hem de çok haklı olarak “eleştiride bulunursam”, bunun “Fatih Terim ya da Galatasaray düşmanlığı ile ne ilgisi vardır?” Acaba, “Bu eleştiriler Fatih Terim ya da Galatasaray düşmanlığı mıdır, yoksa dostluğu mu?” Ne var ki, yazarken bile zorlanıyorum ve üzülüyorum; “bazı kalın kafalılar” işte bir türlü anlayamıyorlar ya da “kafaları kalın değil ama işlerine gelmediği için anlamaz görünüyorlar!” İşte Ankaragücü maçında “Sergen ile Taffarel” birer sarı kart daha görerek “finalde oynama hakkını kaybettiler!” Hele hele Sergen’in maçtan sonra spor muhabirlerinin “ikinci sarı karttan dolayı finalde oynamayacaksın, ne diyorsun?” sorularına verdiği cevap “herşeyi” ortaya koyuyor: “Yaa, öyle mi? Oynamayacak mıyım? Olabilir, mühim olan benim oynamam değil, kim oynarsa farketmez!” Düşünebiliyor musunuz? “Geçen maçta, hakem düdük çalmadan yapılan bir duran top vuruşu ve sarı kart! Ardından da Ankaragücü maçında hem de doğrudan kırmızı kartlık bir kasti faul! Hakemin sarı kart hoşgörüsü ve finalde oynayamamak!” İşte, “Sergen’deki futbol aklı!” Ya Taffarel? Brezilya Milli Takımı formasını yüz bilmem kaç defa giymiş bir “uluslararası yıldızın affedilemez hatasına” ne demeli? İki kupa maçında üst üste “vakit geçirmeye kalkışmaktan” iki sarı kart ve finaldeki yer; “Tribündeki koltuk!” Peki “yıllardır” bu durum devam edip giderken “bu takımın teknik direktörü” ne yapar? Eee! O da, “sahaların içlerine kadar girip”, hatta soyunma odalarına kadar koşturup “hakemlerle uğraşırsa” dönüp “futbolcularına söyleyeceği” pek birşey kalır mı? “Biz bunları eleştirdikçe”, görevleri “adları üstünde” takımlarda ve kulüplerden önce “sporun yazarları olmaları gereken” bazıları, “kraldan fazla kralcılığa soyunup” karşımıza adeta “Terim’in hınk deyicileri” olarak çıkmıyorlar mı; “insanın ne yapacağını şaşırası geliyor!” Galatasaray yıllardır “Avrupa Kupaları’nda da, Türkiye’de de bu gereksiz kartlar yüzünden ne maçlar kaybetti!” Buyrun araştırın; yapın bir istatistik bakalım ortaya nasıl bir tablo çıkacak? Kimse çıkıp da “Terim ne yapsın? Futbolcu bu kadar sorumsuz olunca?” demesin! Galatasaray’da yıllardır “her ulaşılan başarıda” büyük çoğunluk hem de “haklı olarak” ve her fırsatta “aslan payını Terim’e verirken” ve de “onun futbolcuları üzerindeki otorite ve disiplinini öve öve bitiremezken” kart hastalığının tedavi edilmemesinde “payı olmadığına inanmak” nasıl mümkün olabilir? Ya “top toplayıcının kafasına top atmaktan” sarı kart gören Ümit’e ne demeli? Elbette ki, Galatasaray’ın futbolda geldiği “başarı ve istikrar çizgisi” her türlü övgüye lâyıktır ama “bu başarı ve istikrar çizgisini bozacak, tehlikeye düşürecek hataları yazıp çizmezsek ve de üzerine gitmezsek”, bir gün gelir “küçük kurtlar güzelim ve dev ağacın içini boşaltıverirler!” Başarısızlıkta ve kötü günde “eleştiri kolaydır!” Biz “en güç görevi” yapıyoruz! Çok kişiye “sevimsiz geldiğimizi” bile bile! Yapmaya da devam edeceğiz! “Hınk deyiciler” de bunu böyle bile!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT