BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sinemada star yok

Sinemada star yok

“Hatıralarımı yayınladığım kitabımın adı “Söylemek Güzeldir”. Gerçekten, anılarım hiç bitmesin istiyorum. Eski yeni filmlerle, tanıdığım ve tanıyacağım yeni insanlarla, yeni ilişkilerle tazelensin, zenginleşsin istiyorum. Belki daha yüzlerce cilt yazabilmek. Anlatabilmek... Çünkü söylemek güzeldir.”



Bu haftaki konuğumuz, ünlü yönetmen Atıf Yılmaz “Eylül Fırtınası” Bu film aslında bir roman uyarlaması? Bizim 20 yıldır Almanya’da yaşayan bir romancı arkadaşımız var. Habib Bektaş isminde. Kendisi, “Benim bu romanı oku film yap” demişti. Roman gerçekten etkileyiciydi. Ayrıca biliyorsunuz toplum olarak belleksiz bir ülkede yaşıyoruz. Gazetelerde okumuşsunuzdur. Geçenlerde 15-25 yaş grubu gençlik arasında bir anket yapılıyor. 12 Eylül’ü hemen hiç kimse bilemiyor. Oysa geçmişte yaşananların olumlu olumsuz yanlarını bilmiyorsak, ileriye doğru da nasıl davranacağımızı da bilemeyiz değil mi? Yeni nesillerin bunları öğrenmesi lazım. Gençlik bu yakın tarihte yaşadığımız olaylardan haberdar olsun, inşallah Türkiye bu tür olayları bir daha yaşamasın düşüncesiyle filme aldık. Kime film yapıyoruz? Bizim jenerasyonda hedef kitlemiz belliydi. Belli bir zümreyi biliyor, onların ne istediğini biliyor, ona göre film yapıyorduk. Bu zümre orta kesim ailesiydi. Bunlar artık sinemaya gelemiyor. Onlar evlerine kapandı. Bugün bir ailenin sinemaya gitmesi demek en az 20 milyon lira demek. Asgari ücretin 61 milyon olduğu bir dönemde bu kitlenin sinemaya gitmesini düşünemezsiniz. Öyle olunca, onlar sinema ihtiyacını televizyonla gideriyorlar. Ne yayınlanırsa onu izliyorlar. Peki biz şimdi kime film yapacağız? Artık hedef kitlemiz belli değil. Yapılan birkaç bireysel film de arayış içerisindedir. “Ben kime film yapıyorum?” Sorusuna hiç birimiz net cevap veremiyoruz. İşte sinemanın çıkmazı burada. Bizde sinema yok 65 milyonluk bir ülkede sinema var diyebilmek için o ülkede yılda en az 100 film çekilmesi lazımdır. Bugün yılda beş on film çekiliyorsa, sinema var denilemez. Evet, bireysel olarak çok iyi ürünler veriyoruz. Ama bu Türkiye’de gerçekten sinema sanayii var anlamına gelmiyor. Türk sinemasındaki temel sorun, tek cümleyle açıklanırsa Türkiye’deki sosyal yapı değişikliğidir. Bizim eski seyirciyi kaybetmiş olmamız, bugün sokaktaki seyircinin sinemada ne istediğini bilmemesi, televizyon denen olgunun yaygınlaşması, küreselleşen dünyada yabancı filmlerin sinemalarda baş köşeye oturması Türk sinemasını yok etme noktasına getirmiştir. Sinemada para kalmadı Size enteresan gelebilir ama artık ne kadın ne erkek starımız da yok. Eskiden sinemamızda çeşitli rolleri oynacak beş on kadın ve de erkek starımız olurdu. Şimdi hiç kimse yok. Niye yok? Çünkü sinemada para yok. Para olmayınca üretim de yok. Böyle olunca da şimdi herkes ya sunucu oluyor. Ya dizi oyuncusu oluyor. Ya reklam sektöründe metin yazarı falan filan oluyor. Yani bir sanat kolu kendi alanında çalışanlarını besleyemiyorsa yapacak bir şey yok zaten. Neden sinema ölmesin? Sinemanın enteresan bir yönü var bakın. Sinema, üretildiği ülkeyi dünyaya en iyi tanıtma şansı olan bir sanat dalı. Altına yazı yazdığınız zaman o ülkenin diliyle istediğiniz ülkeye gidiyor. Operada, balede, tiyatroda bu şans yok. Biz eğer Türkiye’yi tanıtmak istiyorsak ki devletin bu bilinçte olması lazım, kesinlikle sinemamıza önem vermesi lazım. Nostaljiyi düşünmüyorum Bende nostalji duygusu yok. Geçmişten daha çok, geleceğin daha iyi olacağını düşünüyorum. O da doğal gibi geliyor. O bakımdan yaptığım filmleri profesyonel bir yönetmen penceresinden değerlendiriyorum. Geçenlerde hesaplattırdım, 51 yılda 108 film yapmışız. Bunların hepsinin iyi olması elbette mümkün değil. Ama profesyonel mantıkla bakıldığında kötü de olsa iyi de olsa o filmi ben yaptım diyorum. Çünkü ben yönetmenlikten ekmek yiyorum. Siz hangisini beğeniyorsunız? Bana bazen soruyorlar, “Hangi filmi çok seviyorsunuz?” diye. Ben de diyorum ki: -Siz hangi filmimi çok beğeniyorsunuz? İşte kendine göre bir filmimin ismini veriyor. Ben de cevabı yapıştırıyorum: -Ben de o filmi seviyorum işte. Ne yapayım yani? Profesyonel yönetmenlik yapıyor ve ailenizi de bu işle geçindiriyorsanız bu böyle... Bir sürü kötü filmim vardır ama Allahtan insanlar onları pek hatırlamıyorlar. Bırak bu işi diyorlar Geçenlerde genç yönetmen arkadaşlarla oturduk masanın başına konuşuyorduk. Sohbet esnasında bana dediler ki: -Atıf abi, sen bu işi bırak artık. Biraz da şaşırarak sordum: -Niye ki? -İşte... Sen kaldıkça biz iş bulamıyoruz. -Böyle şey olur mu? dedim. Sizin iş bulabilmeniz için benim işi bırakmam çok saçma değil mi? Siz daha iyisini yaparsınız. Benden daha başarılı olursunuz, işi siz kaparsınız. Ben niye bırakayım ki yani anlamadım? Dolayısıyla buradan bir kere daha söyleyeyim, bu işi bırakmaya hiç niyetim yok. Allah sağlık verirse ölünceye kadar çalışacağız. Gerçekten maddi bir birikimim de halen yok. Benim tarzımda film yapan insanların zaten çok para kazanma ihtimali yok. Bir hatıra Zoraki prodüktör oldum Ben uzun yıllar yönetmen olarak çalıştım. Benim prodüktörlüğüm, ne zaman ki cinsellik sergileyen filmler ve arabeskler çıktı o zaman başladı. O dönemlerde bir gün arkadaşım Türker İnanoğlu çağırdı beni, dedi ki: -Bülent Ersoy’la bir film yapar mısın? O zaman aklım başıma geldi. Dedim ki kendi kendime: -Eyvah ben ne yapacağım? Öyle ya, film izleyen aile evine kapanmış. Sinema seyirci bulamıyor. Sinemanın hitap edeceği kesim kala kala kahvelerdeki birahanelerdeki kesim kalmış. Onları ne tatmin eder? Ya cinsellik içeren filmler ya da arabesk? Öyleyse sen de bunlardan birini çekmek zorundasın. İşte bu gerçeği gördüğümde kara kara düşündüm. “Atıf ne yapacaksın?” diye. Allahtan o zaman Anadolu’dan birkaç arkadaş geldi. Bana dediler ki: -Biz seni finanse ederiz. Böyle işlere girme! İşte “Selvi Boylum Al Yazmalım” filmi öyle başladı. Ben o filmle prodüktör oldum. Zoraki prodüktör oldum. O tür filmleri yapmamak için mecbur oldum kendi başıma iş yapmaya.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT