BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > CHP ve dış politika vizyonu

CHP ve dış politika vizyonu

CHP’nin yeni Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kurultay konuşmasında; dış politikaya neredeyse hiç temas etmedi. Sadece AB ile ilgili olarak 1963 Ankara Anlaşmasının İnönü iktidarı sırasında imzalandığını hatırlattı ve Kıbrıs meselesini de iç politika perspektifinden ele alarak, orada yapılan seçim sonuçlarına benzer bir neticenin, Türkiye’de de gerçekleşeceğine dair bir spekülasyon yaptı. O kadar!



CHP’nin yeni Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kurultay konuşmasında; dış politikaya neredeyse hiç temas etmedi. Sadece AB ile ilgili olarak 1963 Ankara Anlaşmasının İnönü iktidarı sırasında imzalandığını hatırlattı ve Kıbrıs meselesini de iç politika perspektifinden ele alarak, orada yapılan seçim sonuçlarına benzer bir neticenin, Türkiye’de de gerçekleşeceğine dair bir spekülasyon yaptı. O kadar! Yönetim açısından, CHP’nin en yetkili organı olan Parti Meclisi’nin yeni kadrosuna baktığımızda da, dış politika ile ilgili uzman bir ismin bulunmadığını görüyoruz. Daha önce, partinin dış politika rotasını çizen isim olan Onur Öymen, Baykal ekibinin tasfiyesi çerçevesinde, PM dışında kaldı. Deniz Baykal, dışişleri bakanlığı da yapmış olduğu için, bu konuda bilgi ve tecrübe sahibi idi. Kılıçdaroğlu’nun bu konuda bir birikimi olmadığı biliniyor. Bakalım, yeni yönetim dış politika vizyonunu nasıl ve kimlerle çizecek... Oysa şu dönemde, Türkiye dış politika alanında çok önemli başarılara imza atıyor. Dünya ülkelerinin üçte ikisinden oy alarak, seçildiği BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğinde, şu ana kadarki tutum ve dirayetiyle, bütün dünyada kendisinden söz ettiriyor. Mesela: Financial Times , Türkiye için “Dünya meselelerinde yükselen güç...” diye bahsederken, Guardian Gazetesi de; “Birinci lige çıkan bir ülke...” yorumunu yapıyor. 17 Mayıs tarihinde Tahran’da, Türkiye ve Brezilya’nın katıldığı ve aralıksız 18 saat süren yoğun diplomatik görüşmeler neticesinde, İran Devleti; 1979 devriminden bu yana ilk defa, Batı dünyasına karşı yazılı bir taahhütte bulundu. Tahran’daki bu üçlü açıklamanın gereği olarak, İran bu defa Viyana Grubu’na (Amerika, Rusya, Fransa ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu); Türkiye üzerinden 1200 kg az zenginleştirilmiş uranyumu, 120 kg yüzde 20 zenginleştirilmiş yakıt çubuklarıyla takas etmeyi kabul eden yazılı taahhüdünü sundu. Bu gelişme çok önemli. Zira İran’ın bu adımı atmasıyla, top Viyana Grubu’na geçmiştir. İran’ın nükleer programı ile ilgili ihtilafın barışçı yollarla çözümü için sağlanan bu önemli gelişmenin, BMGK daimi üyeleri tarafından artık göz ardı edilemeyeceği öngörülüyor. Diğer taraftan Türkiye son üç gün içinde, BM Genel Sekreteri’nin de katıldığı Somali Barış Konferansı ve BM Filistin Halkının Vazgeçilmez Haklarının Kullanılması Komitesince düzenlenen; “İşgalin Sona Ermesi ve Filistin Devletinin Kurulması” toplantısına da ev sahipliği yaptı. İstanbul’da yapılan bu beynelmilel etkinliklerin dumanı tüterken, Başbakan Erdoğan; beraberinde kalabalık bir iş adamı ve gazeteci heyetiyle, Brezilya’nın Rio De Jeneiro kentinde yapılacak Medeniyetler Buluşması Konferansına, oradan da Arjantin ve Şili’de önemli temaslar yapmak üzere Latin Amerika seferine çıktı... Bir buçuk asırlık diplomatik geçmişe rağmen, Cumhuriyet tarihinde ilk defa Başbakan seviyesinde bu ülkelere bir resmî ziyaret yapılıyor. Elbette, bu ziyaretin önemli ekonomik ve siyasi sonuçları olacaktır. Bu da iktidarın vizyonu!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT