BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Neden Nazım Hikmet Sayın İstemihan Talay?

Neden Nazım Hikmet Sayın İstemihan Talay?

Gazetelerin yazdığı doğru mu sayın Bakan? Güya siz, 2002 yılının, bütün dünyada “Nazım Hikmet Yılı” olarak kutlanması için UNESCO’ya başvuracakmışsınız, doğru mu bu? Kendi kendime düşündüm: “Acaba basınımızdaki komünistler, kendi arzularını, bakanın ağzından yazarak bir zemin mi hazırlamak istiyorlar?” dedim.



Gazetelerin yazdığı doğru mu sayın Bakan? Güya siz, 2002 yılının, bütün dünyada “Nazım Hikmet Yılı” olarak kutlanması için UNESCO’ya başvuracakmışsınız, doğru mu bu? Kendi kendime düşündüm: “Acaba basınımızdaki komünistler, kendi arzularını, bakanın ağzından yazarak bir zemin mi hazırlamak istiyorlar?” dedim. Şimdi önümde Nazım Hikmet’in şiir kitapları duruyor. Hepsini üst üste koyarak sayfalarını topladım: Beş ayrı kitap, binaltıyüzonaltı sayfa” Nazım Hikmet’in bütün şiirleri bu kadar mı? Bilmiyorum! Ben sadece bulduklarımı aldım. Ayrı yayınevleri tarafından basılan kitaplarda mükerrer şiirler de var. Bu 1.616 sayfa, en az üç defa elimden geçti. Ayrıca Nazım Hikmet’le ilgili araştırmaları da, hâtıra türünden kitapları da buldukça okudum. Size, O’nu çok iyi tanıdığımı söyleyebilirim. Azerbaycan’a, ilk defa 1980 yılında gittim. Sosyalist sistem bütün heybetiyle (!) ayaktaydı. Bir gece, Prof. Dr. Bahtiyar Vahapzade’nin evinde, çok seçkin davetlilerin önünde bana sormuşlardı: “-Nazım Hikmet’i nasıl biliyorsunuz? Onu bir de sizden dinleyebilir miyiz?” “-Benim elimde bir imkân olsa demiştim, Türkiye’nin en büyük şehirlerine, o en büyük şehirlerin de en büyük meydanlarına, Nazım Hikmet’in en az yirmi metre yüksekliğinde devâsâ heykellerini diktirirdim. Şehrin neresinden bakılırsa bakılsın görülebilecek ve dikkat çekecek büyüklükte heykeller diktirirdim. Sonra o heykellerin kaidesine en az bir metre yüksekliğindeki harflerle şu kitabeyi yazdırırdım: Ey millet! Ey gençlik! Bütün dünyada, köle insan tipinin noksansız örneği işte bu adamdır. Eğer, ağızsız, dilsiz ve haysiyetsiz bir köle gibi yaşamak istiyorsan, sen de Nazım Hikmet yolunda ol! Onun rengine boyan! Onun gibi yaşa! Yok eğer namusunla, şerefinle, haysiyetinle hür yaşamak istiyorsan sakın ona benzeme! Onun yolundan gitme! Onun inandıklarına inanma! Onun taptıklarına tapma! Sakın aldanma! Şaşırma! Kanma!” Sözlerimi bitirdiğim zaman, yüzlerdeki aydınlığı gördüm. Şair Şahmar Ekberzâde kükrer gibi konuşmaya başladı: “-Bizim evde, benim kayın atam Nazım Hikmet’in adının bile geçmesine tahammül edemez. Türkiye’ye ihanet ederek Rusya’ya kaçan o zavallı adamın adını bile anmayın! Evin bereketini kaçırabilirsiniz! Ben ondan nefret ediyorum!” der. Sonra anladım ki Azerbaycan’ın şahsiyetli, vatansever, ama mazlum aydınları, Türkiye’den gelenlerin sağlamlık derecelerini ölçmek için, Nazım Hikmet’i bir yem olarak kullanıyorlarmış. Birisi Nazım Hikmet’i överek anlatmaya başlayınca anlıyorlarmış ki, “bu da bir çürük adamdır! Moskova yanlısıdır! Komünisttir! Kendisine güven olmaz! Yanında çok dikkatli davranmak ve konuşmak lâzımdır!” Sayın Bakan; Nazım Hikmet’i yeterinden fazla okuyarak-dinleyerek, araştırarak tanıyan bir kimse olarak yazıyorum. “Evvela Nazım Hikmet, anlatılması bu sayfalara sığmayacak kadar kötü bir vatandaş! Polonya asıllı olduğunu kendisi de yazıyor. Nazım’ın soyu sopu olan Borjenski ailesi, Polonya’nın aristokrat sınıfından Türkiye’ye sığınan dedeleri, devletimize hizmet ettiler, kendilerine paşalık rütbesi verildi. Nazım’ın dedesi Konya’da valilik yaptı. Yani devletimiz O’nun dedelerinin kanına bakmadı biz de bakmıyoruz. Ama Nazım’ın, dedeleri gibi davranmadığını görüyoruz. Nazım Hikmet vatan haini mi? Bunun cevabını lütfen siz verin! Asırlarca hem dinimizin, hem ırkımızın en büyük düşmanı olan ve ayrıca topraklarımıza el koymak isteyen bir devlete kayıtsız-şartsız sığınan bir adam bizim neyimiz olur sayın bakan? Nazım Hikmet kendisi gibi komünist olan bir arkadaşına Moskova’da anlatıyor. Diyor ki: “Dadım Fransızdı! Fransa 1789 ihtilâlinden sonra hürriyetlerin beşiği oldu! Ben hürriyet fikrini ve aşkını daha çok küçük yaşlarda iken o Fransız asıllı dadımdan aldım!” Bıreh! Bıreh! Bıreh! Güler misiniz, ağlar mısınız sayın Bakan? Hürriyet aşkıyla büyüyen bir adamın Marksist Rusya’ya kaçmasını ve orada, haksızlığın, zulmün, ahlâksızlığın, cinayetin, vahşetin binlercesine şahit olduğu halde tek satır ama tek satır yazamamasını bize hiç kimse açıklayamaz. Nazım Hikmet bir Japon kızının ölümüne bile şiir yazabilir, gözyaşı dökebilir! Meselâ: “Hiroşima’da öleli/Oluyor bir on yıl kadar Yedi yaşında bir kızım/Büyümez ölü çocuklar” diyebilir. Ama Nazım Hikmet, Rusya’da en az 10 milyon insanın katledilmesine, sivrisinek vızıltısı kadar bir sesle olsun itiraz edemez. Şu satırlar, O’nun en yakın arkadaşı Zekeriya Sertel’in Milliyet Yayınları arasında çıkan “Nazım Hikmet’in Son Yılları” isimli kitabındandır! Nazım Hikmet, Prag’da, Zekeriya Sertel’le birlikte birkaç Türkiyeli komünist şunları anlatıyor: “Arkadaşlar, olup bitenleri biliyorsunuz! Hayır bilmiyorsunuz! Sizin kulağınıza kadar gelenler yalnız resmen açıklananlardır. Oysa trajedi, tahmin ettiğinizden de büyüktür. Şimdi Moskova, inanılmaz hikâyelerle çalkalanıp duruyor. Stalin’in öldürdüğü veya öldürttüğü insanların sayısı on milyonu buluyor. Asıl önemlisi, devrimci parti kadrosunun baştanbaşa silinip süpürülmüş olmasıdır!” (Nazım Hikmet’in Son Yılları sayfa: 164-165) Peki bu hürriyetçi şair, 10 milyon insanın öldürülmesine 10 mısra yazabildi mi? Azerbaycan’da, Özbekistan’da, Türkmenistan’da, Kırım’da, Ahıska’da... Yüzbinlerce Türk katledildi, milyonlarca insan bir gecede yerlerinden yurtlarından sürüldü. Acaba Nazım o vahşet karşısında tek cümle söyleyebildi mi? Söyleyemedi. Çünkü Nazım, anlatılamayacak kadar köle ruhlu bir insandı. Kötü bir vatandaştı. **Nazım Hikmet çok kötü bir kocaydı! Eşi Münevver Hanım’a yaptıklarına hiçbir vicdan sahibi “evet” diyemez. ***Nazım Hikmet, çok ama çok kötü bir babaydı da. Moskova’ya kaçtıktan sonra, arkalarından giden oğluna ve karısına acaba sahip çıktı mı? Bir güne bir gün, acaba oğlu Memed’in başını okşadı mı? Hayır! Okşamadı! Onun günde kaç defa nefes aldığını, tuvalete nasıl oturduğunu, nasıl hapşırdığını...bile hayranlıklarla anlatan-yazan çizen Türkiyeli Marksistler, biraz da bizi bu konularda aydınlatsalar ya! ****Sayın Bakan! Kültür Bakanlığı “Türk Güreşi”yle ilgili bir kitabı bastırdığı zaman bile, onu uzmanlarına incelettiriyor. Kitap “Atatürk ilke ve inkılâplarına uygun mudur?” diye soruyor. Peki aynı hassasiyet Nazım Hikmet için neden gösterilmiyor? Nazım Hikmet Atatürkçü müdür? Biz onu hangi yüzle dünya milletlerine anlatacağız? Şairmiş! Milyonlarca insanın katline seyirci kalan bir şairden bize ne? İnsanlığa ne? Abdullah Öcalan 40 bin kişinin katline sebep oldu. Hizbullah vahşetini ifade edecek kelime bulamıyorum. Nazım’ın efendileri de, ideolojisi de, milyonlarca insanın kanında boğulmadı mı? Ona sahip çıkmak Türkiye Cumhuriyeti’ne yakışmaz! Saygılarımla arz ederim..
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 93699
    % 0.94
  • 5.2716
    % -1.23
  • 6.0028
    % -1.12
  • 6.7306
    % -1.44
  • 211.531
    % -0.51
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT