BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sevgili Rıdvan’a mesaj!..

Sevgili Rıdvan’a mesaj!..

Sempatiksin, seviliyorsun, futbolu biliyorsun, “cin gibi” zeki olduğun için “ne olduğunu ve olabileceğini” önceden sezebiliyor, bu yüzden “diğer” futbol yorumcularına fark atıyorsun!..



Sempatiksin, seviliyorsun, futbolu biliyorsun, “cin gibi” zeki olduğun için “ne olduğunu ve olabileceğini” önceden sezebiliyor, bu yüzden “diğer” futbol yorumcularına fark atıyorsun!.. Ama, “bir huyun var” ki, vazgeçemediğin bir huyun, işte ona tahammül güç!.. “Yaptığın işi ciddiye almıyor”, işine saygı duymuyorsun, halbuki bu iş, sana “asgari ücretli” yüzlerce kişinin (Acaba “bin mi” desem) bir yılda kazanabildiği parayı, “futbol yorumcusu” olarak “bir defada kazandırıyor”; dilerim daha da çok kazanırsın, yeter ki, işine, dinleyicilerine, seyircilerine “saygılı ol”; bunu yaparsan “kendine de saygılı olduğuna inanırım!..” Maç sonu başlayan “100’de 100 Futbol” proğramında “yaptığın gaflar”, izleyenleri güldürürken, sevgili Güntekin Onay renkten renge giriyor ve “gafı nasıl düzelteceğini” bilemiyor!.. Maç bitmiş, sen hâl⠓hangi oyuncunun oynadığını” bilemiyor, “ona soruyorsun!..” “Adam sakat”, belki de tribüne bile gelmemiş, sen “yedek kulübesinde” zannediyor, ona göre yorumlar yapıyorsun!.. İşte, Kuzey İrlanda maçı, hem de “milli maç”; Kâzım’ın sahada olup olmadığının bile farkında değilsin!.. İşte, Türkiye’nin ikinci golü; “Galiba Arda attı” diyorsun, sonra da “karar kılmış” olacaksınız ki, “Arda’nın golü nasıl attığını ballandıra ballandıra anlatıyorsun”; aaa o da ne; “Golü Semih atmamış mı?..” “Bunca para kazandığın, yüz binlerce dinleyenin, seyredenin olduğu” bir işte, “Takım kadrolarına bile bakmamak, kimin ilk on birde sahaya çıktığına, kimin kulübede olduğuna dikkat etmemek, golü kimin attığına emin olmadan yorumlar yapmak” bilmem ki sana yakışıyor mu?.. Yooo, “Sana ne” diyemezsin, ben “maçları yayınlayan” kanallara “müşteri” olarak onca para ödüyorum; “bana saygı duyulmasını istemek” en tabii hakkım!.. Onun için “bu yaptığın işi”, hiç olmazsa “ciddiye aldığın at yarışları kadar, İddaa kadar ciddiye almak” zorundasın!.. Ve alacaksın!.. Ne olacağı belli değil mi?.. Galatasaraylılar ümitli; “yerli ve genç oyuncularla yepyeni bir takım kurulacak ve şampiyonluklar gelecek!..” Nasrettin Hoca’nın “borcunu ödemesini isteyen” adama, “Dere boyunda çalılar diktim, oradan koyun sürüleri geçecek, koyunların yünleri bu çalılara takılacak, bu yünleri toplayıp satacağım ve sana borcumu ödeyeceğim” demesi Üzerine, adam gülmeye başlayınca, “Peşin parayı görünce gülersin, değil mi” demesine benziyor, bu ümitler!.. Aydın’ı, Serdar’ı, Alpaslan’ı ve daha “nice genci”, onları bıraktım Mehmet Topal ve Servet başta “Türk Milli Takımı’nın gedik oyuncularını” yok eden, nerede ise Arda’yı da “bitirecek olan” bir teknik direktörün elinde, Mehmet Batdal’a da, Çağlar Birinci’ye de, Serdar Özkan’a da, Ali Turan’a da, Musa Çağıran’a da ve “gelirse” Murat Ceylan’a da yazık olacak. Gelecek yıl bu aylarda “ne olmuş olacağını” hep beraber göreceğiz; ama “olanlar olursa” kimse çıkıp da “Rijkaard’ı suçlamasın”; sorumlular belli; “Adnan Polat ve Adnan Sezgin”; hesap onlardan sorulmalı ve fatura da onlara kesilmeli!.. Ortada suç mu var!.. Vay canına, sen “Bursaspor - Beşiktaş maçından önce” Beşiktaş kalecisi Rüştü’ye “kardeşin Ali Yıldırım’ı gönderecek” ve onun ağzından “Bu maçta iyi oyna, görevini tam yap” mesajını ileteceksin, sonra da ortaya çıkıp, “Rüştü, arkadaşı olan bazı futbolculara ‘Fenerbahçe maçlarında iyi oynamalarını ve yenilmemeleri isteyen’ telefon mesajları gönderdi” iddialarını ortaya atacaksın!.. Bu ne perhiz, bu ne lâhana turşusu?.. Bir başka garip durum daha var; “ortada para yok, teşvik primi yok”, sadece “İyi oyna, görevini yap, yenilmemek için gayret et” dilekleri, mesajları var; sevgili Tahir Kum kardeşim başta bir çok arkadaşımız, kıyameti koparıyor; “Federasyon uyuyor mu?..” “İş dilek noktasında kalmışken” ve ortada “Yenil” dileği yok, aksine “Yenilme” dileği varken, Federasyon “ceza yağdırmaya kalkarsa”, söyler misiniz bana, her sezonun sonunda “düşmemeğe ya da şampiyonluğa oynayan” takımların futbolcularının, saha içinde “düşme ve şampiyonluk şansı kalmamış” rakiplerinin futbolcularına “Neden bu kadar yırtınıyorsunuz, biraz yavaş ve yumuşak oynayın” diye yalvarışları sebebiyle “o maçların hepsinin ‘gönül şikesi” iddiasıyla “hükmen mağlûbiyete bağlanması” zorunluluğu ortaya çıkmaz mı?.. Söyleyin bana; “böyle bir süreç” başlatılabilir mi?.. İnfazcıların açmazı!.. Müdürleri “Louis Vuitton çantaları” diye “ne olduğunu anlatmadığı” bir iddiayı, koca bir sezonu şampiyonlukta kapatan bir takımın yöneticilerine “defalarca” hatırlatarak, “şampiyonluğun sahada değil, başka yerlerde kazanıldığını” imadan da öteye giden bir tarzda yazıp gelecek ve “o sayfada yazı yazıp”, bu sezon için “böyle bir iddiadan çok daha hafif” kalan ve futbolun gündemine girip, her tarafta konuşulan iddiaları yazanlara “söylemediklerini bırakmayan”, hakaretler yağdıran, “Bunlar temizlenmeli, aramızdan gitmeli” diyerek “hem şikâyetçi, hem savcı, hem de hakim olabilen” arkadaşlarıma soruyorum, neden “müdürleriniz için” de birkaç satır yazamıyorsunuz?.. Hiç olmazsa demeniz lâzım değil mi; “Ey benim anlı şanlı müdürüm, nedir bu Louis Vuitton çanta işi?.. Gerçekten bir şeyler biliyorsan, açık açık yazsana, bunu yapmazsan, ya da ispat edemeyeceksen neden yazıyorsun?.. Bizim kıyametler kopardığımız bir konuda, çok daha ileriye nasıl gidersin; bu yazdıklarımızın sana da dokunacağını bilmiyor musun?.. Böyle bir durum, bizleri, iddialar Galatasaray’a dokunursa ‘Evet’, Fenerbahçe’ye dokununca ‘Hayır’ diyen gazeteciler durumuna düşürmüyor mu?..” “Müdürleri yapınca” susan, ama “başkaları yapınca” kıyameti koparan arkadaşlarım için zor bir açmaz!.. Onun için ben diyorum ki; “Bırakın, yazan istediğini yazsın”; yarası olan gocunup sussun, “yarası olmayan” eğer yazılanlarda “suç varsa”, gerekeni, kendine düşeni yapsın; “onlar yapmazken”, sizler “kraldan fazla kralcı” olmayın ve “basın hürriyetinin olduğu bir ülkede”, kimseyi “infaz etmeye, medyadan temizlemeye kalkmayın”; varsa “o görüşlere karşı, görüşlerinizi yazın”; herkes de, “karşı görüşte olanlar” dahil, “saygı” içinde okusun!.. Bilgin Gökberk!.. Son yazısında, adeta “içine doğmuş” gibi; “Nerde trak orda bırak! Bu rahatlığın, bu rahatlığımın sebebi de bu!” diye yazmıştı; bu yazı çıktıktan 4 gün sonra; “trak” ve Bilgin Gökberk, Milliyet Spor Sayfası’nda “artık” yok!.. Sevgili Bilgin, son aylarda, “nedenini bilmem” ama bir “anonsçular” takıntısı içine girmiş, kafayı Hıncal Uluç’a, Erman Toroğlu’na, Ahmet Çakar’a takmış, hemen her hafta “onlar için” ağır yazılar yazmaktan bıkmamıştı!.. “Doğru - yanlış” ama “doğru olduğuna inandıkları her şeyi korkmadan yazdıkları ve söyledikleri için” dünya kadar “düşman kazanan” bu “cesur” meslektaşlarımıza karşı açtığı savaşta, “onların düşmanlarının” Gökberk’i havuza daha çok iten “teşvik ve takdir mesajları” da, onu coşturdukça coşturmuştu; böyle bir süreçte, kendisinin de “doğru bildiğini korkusuzca yazanlar arasında olduğunu” ve de “spor medyamızda böylelerinin sayılarının hemen hemen her gün daha da azaldığını” neden hatırlamadığını da bir türlü anlamamıştım!.. Sonra, “birdenbire” gelen ve Erman Hocamızın “Lig TV’de başına gelene benzeyen” bir “trak” ve bana göre “gene hiç de hak edilmemiş”, zamansız ve zeminsiz bir son!.. Sevgili Bilgin, Milliyet Spor sayfasının “renkli, hem de çok renkli” sesiydi, “kimseye benzemeyen” üslûbu, cesareti ve kurumlarıyla, camialarıyla, kişileriyle kulüplere, sporumuza, futbolumuza bakış açısı ile “klâsik spor yazarı ve yorumcu anlayışının çok dışında” bir pozisyonu vardı, bizim dünyamızın “ayrı” bir penceresi idi!.. Dilerim, çok kısa bir sürede “gene renkli yazıları ile” aramıza katılır; onun yazılarını “şimdiden” özledim bile!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT