BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sınav haftası kriz haftası olmasın!

Sınav haftası kriz haftası olmasın!

Önümüzdeki iki hafta SBS var. Bu dönemi birçok veli bir “kriz durumu” hâline getiriyor, evi dış dünyaya kapatıyor. Halbuki anne-baba olarak sonuca değil, sürece odaklanmalıyız. Ev içinde son günleri daha sakin ve sağduyulu geçirmeliyiz.



ONA SEVGİNİZLE MORAL VERİN Sınavdan başarısız bir sonuç alsa bile çocuğumuza karşı olan sevgimizi değiştirmeyeceğimizi hissettirmemiz ona büyük moral verecektir. > A. Faruk Levent Bugünlerde Türkiye’de milyonlarca öğrenciyi ve aileyi sınav heyecanı sarmış durumda. Önümüzdeki hafta 7. ve 8. sınıf, bir sonraki hafta ise 6. sınıf öğrencileri SBS’ye girecek. Lisans Yerleştirme Sınavları ise 19 Haziran’da başlıyor. Sınava girecek her öğrenci ve aile için bu sürecin biraz gerginliğe yol açması oldukça doğal. Özellikle birçok anne-baba bu günleri bir “kriz durumu” hâline getirmekte. Hatta sınava günler kala evi dış dünyaya kapatan ve türlü mazeretler üreterek misafir kabul etmeyen birçok anne ve baba tanıyoruz. Bu sınav süreci, öğrencilerin olduğu kadar ebeveynlerin de psikolojilerini ister istemez etkiliyor. Oysa ailelerin yaşadığı bu gerginlik, öğrencinin kaygı düzeyini yükseltme ve performansını düşürme riski taşımakta. Peki, bu son günlerde anne-baba olarak nasıl davranmalıyız? Gelin bu soruyu biraz daha sakin ve soğukkanlılıkla düşünerek birlikte değerlendirelim. * Çocuğumuzun gireceği bu sınav hem kendisi hem de bizim için çok önemlidir. Ancak onun hayatındaki tek ve son sınav değildir. Bu sınavda başarılı olamazsa bile başarılı olacağı birçok alternatif yol vardır önünde. Bu konuda anne-baba olarak gö-revimiz, ona her şartta destek olup daima arkasında olduğumuzu hissettirmektir. * Anne-baba olarak sonuca değil, sürece odaklanmalıyız. Sınav sonunda alacağı puandan ya da gireceği okuldan çok, sınav öncesi hazırlık sürecindeki çalışmasına ve çabasına göre bir değerlendirme yapmalıyız. Böyle bir yaklaşım uzun vadede çocuğumuzun başarılı olmasına önemli katkı yapacaktır. * Ev içinde son günleri daha sakin ve sağduyulu geçirmeliyiz. Evde gergin bir ortam oluşturup hayattan kendimizi ve çocuğumuzu soyutlamak, yarardan çok zarar getirebilir. Yani evde olağanüstü bir hava oluşturmamaya özen göstermeliyiz. * Son günlerdeki panik halinde öğrenmeler, önceki öğrenilenler üzerinde ‘bozucu etki’ yapabilir ve hafızada karışıklıklara yol açabilir. Dolayısıyla sınavdan bir-iki gün önce çocuğumuza ders çalışması için baskı yapmamalıyız. * Çocuğumuza karşı mükemmeliyetçi bir tavır sergilememeliyiz. Onun kapasitesine uygun, gerçekçi ve ulaşılabilir beklentiler içinde olmalıyız. Aksi taktirde onun seviyesinin çok üzerinde puanlar ve hedefler konusunda onu şartlandırmak, çocuğumuzun sınav anında baskı altına girmesine sebep olabilir. Bu baskı ise onun sınav performansını düşürebilir. * Sınav öncesinde, evde çocuğumuzun öğrenim hayatı boyunca elde ettiği başarılarından söz etmek ona büyük moral verecektir. Böyle bir tutum sergilemek, ona “daha önce başarılı oldun, bu sınavda da başarılı olabilirsin” mesajını verir. Bir gün önce ve sınav sabahı ne yapmalı? * Sınavdan en az bir gün önce çocuğumuzun sınava gireceği yere birlikte gidilip görülmesinde fayda vardır. Böylece sınav sabahı tahmini bir yol süresi belirlenebilir ve yaşanabilecek muhtemel stres önlenebilir. Ayrıca zamanından en az yarım saat önce sınav yerine ulaşmak çocuğumuzun sakin olması için etkilidir. * Çocuğumuzla birlikte ailenin büyüklerini ziyaret edebiliriz. Onlardan “hayır dualarını” almak çocuğumuza ma-nevi destek sağlayacaktır. * Ailece temiz hava alabileceğimiz bir mesire yerine (deniz kenarı, orman, piknik yeri vb.) sınavdan bir gün önce gitmek çocuğumuzun rahatlamasına yardımcı olabilir. * Sınav sabahı ailenin tüm bireylerinin katıldığı samimi, keyifli ve sade bir kahvaltı yapmak çok faydalıdır. Ancak bu kahvaltıda sınavla ilgili herhangi bir şeyden bahsetmemeye dikkat etmeliyiz. Sonuç olarak çocuğumuz, sınavdan başarısız bir sonuç alsa bile ona karşı olan sevgimizi değiştirmeyeceğini hissettirmemiz ona büyük moral verecektir. Sınava girecek tüm öğrencilere ve onları sınava hazırlayan velilere başarılar dileriz. TECRÜBE KONUŞUYOR: Eğitim yönteminizi kendiniz bulun * Malum, çocuklara ders çalıştırmak zor iştir. Ben de her anne gibi çocuğum hiç değilse okuldan geldiğinde öğrendiklerini tekrar etsin, iyice pekiştirsin istiyorum; ama nafile! Bizimki eve gelir gelmez ya televizyonun ya bilgisayarın ya da PSP oyununun başına geçiyor. Neyse, uzun görüşmeler sonunda hafta içi bunları en aza indirdik. Ama geçen gün öğretmeninden imzalı dilekçe getirince bütün planlarımız alt üst oldu. Efendim bizim afacan yememiş içmemiş, gitmiş bizi öğretmenine şikâyet etmiş; elinde kapalı bir zarfla sevine sevine eve geldi. Öğretmenine: “Okuldan eve gidince oynayamıyorum, kendime vakit ayıramıyorum!” gibi şeyler anlatmış. Öğretmeninden de: “Biraz oyun oynayabilir, film seyredebilir” yazılı kocaman imzalı kâğıt parçasını getirip önümüze koydu. Kızalım mı, utanalım mı? Şaşırdık kaldık. Sanırsın, hırslı, hep ders çalıştıran bir aileyiz. Ne gezer! Yalvar yakar ödev yaptırıp biraz da kitap okutunca dünyanın en mutlu insanı olan bize bu yapılır mı? Bizimkini gözümün önüne getirdim; ağlayan çocuk portresindeki gibi boynunu eğip en acıklı sesiyle kesin öğretmenini ikna etmiştir ki bu yazı bizim elimize geldi. Neyse, ben hiç pes eder miyim? Etmedim. Günlerce düşündüm. Çocukluğumda ders çalışırken odaya kapanır, öğretmen edasıyla konuları tekrar ederdim. Birden kafamda bin bir yıldız... Bizim afacanı yola getirme yolunu bulmuştum. Ailece onu da yanımıza alarak çarşının yolunu tuttuk. Büyükçe bir beyaz tahta ve tahtanın kalemlerini koltuğumuzun altına aldık, bunları odanın duvarına astık. Bizimkine de: “Sen öğretmen ol, bize her gün bir konu anlat!” dedik. Planlarımızı yavaş yavaş, sevdirerek uygulamaya başladık. Akşam bize, öğrendiklerini anlatmak için okuldaki dersi iyi dinleyecek, akşam anlatırken de yaptığı tekrarla bilgileri pekişecekti. Biz de amacımıza ulaştık. Gerçi o tahta ilk zamanlar futbol turnuvalarında kimin nerede oynayacağına yönelik taktik sahası oldu veya başka amaçlarla kullanıldı; ama yine de işe yaradı. Şimdi akşamları hiç değilse yarım saat öğretmen edasıyla karşımıza geçiyor, eline kalemini alıp öğrendiklerinden aklında kalanı bize aktarıyor. Hoş ara sıra “Sen! Kalk, anlat!”, “Sus, konuşma!” gibi göndermeler yaparak bizden intikamını alıyor; ama neyse! Anlayacağınız bu plan işe yaradı. Çocuğuna ders çalıştırmakta, öğrendiklerini tekrar ettirmekte zorlanan ailelere tavsiyem şudur: Çocuğun doğasına uygun yöntemleri kendiniz bulabilir ve onun başarısının artmasına katkıda bulunabilirsiniz. Nuran Çakmakçı Eğitimin güldürüsü * Öğretmenler Günü gelince öğrenciler yine klasik hediyeleri getirmeye devam ediyorlar. Hâlbuki daha önce kaç kere “Çocuklar, bana vereceğiniz en güzel hediye sizin başarılarınız” diye söyledim. Baktım almasam küçük kalpleri kırılacak. “Neyse bu son olsun” diye aldım ve hepsine teşekkür ettim. Aniden kapı çalındı ve içeriye soluk soluğa kalmış bir öğrencim girdi. Daha hiçbir şey söylemeden elini cebine soktu ve 1 TL verdi. Gayri ihtiyari “Oğlum bu ne?” diye sordum. “Öğretmenim, Öğretmenler Günü ya” dedi. “Geç kaldım bir şey alamadım...” Neyse ders sonunda iade ederim düşüncesiyle parayı cebime koydum. Ama çocuk yerine gitmedi. “Ne oldu oğlum?” diye sorunca... Öğretmenim 50 kuruş geri ver, hediyeler 50 kuruş dedi... ÖZLÜ SÖZ: “Bir insanı ahlâken eğitmeden zihnen eğitmek, topluma bela kazandırmaktır.” Cemil Meriç SALİH UYAN Etkiliyorum Kırılmış hevesler alçıya alınır mı? Tatil sevinciyle zayıf korkusunun minik yüreklerdeki iktidar savaşına sahne olan haziran ayı geldi, çattı. Karne zamanı yaklaşıyor. Öğrenciler geleneksel “Akdeniz, Karadeniz, karneleri isteriz” marşını mırıldanmaya başladı bile. Kaygı seviyeleri, ardı ardına gelecek sınavlar yüzünden termometre ibresiyle birlikte yükselişe geçmiş durumda. Teşekkürü, takdiri garantileyen öğrencilerin anne babaları rahat. Karnesinde zayıf olan öğrencilerin velileriyse, kara kara nush ile uslanmayan çocuklarının hakkını nasıl vereceğini düşünüyor. Bu dönemde anne babaların yaklaşımı tüm eğitim hayatını etkileyen derin izler bırakıyor. Aile ve okul tarafından yoğun bir şekilde hissettirilen not baskısının olumlu netice vermediği kesin. Çamaşır suyu ve ütüyle icra edilen yeni bir iş kolunun doğmasına yol açan bu baskı, yeni müfredatla birlikte biraz azaldı gerçi. Not defterinin yıllardır süregelen karizması e-okulla birlikte yerle bir oldu. “Çıkarın kağıtları, yazılı yapıyorum,” veya “Otur, bir” haykırışları artık pek duyulmuyor. Ama yine de geleneklerinden kopamayan okullarda, not korkusu sinsi sinsi okul koridorlarında dolaşmaya devam ediyor. Karnesinde zayıf olan çocukların, “üç tane kırığım var” derken kullandığı “kırık” kelimesinin tarihsel bir açılımı var mı bilemiyorum. Ama karne günü dayak yiyen çocuk sayısı az değil. Aşırı tepki, zaten kopma noktasında olun öğrenciyi okulla, derslerle bir ömür boyu küstürüyor. Kırılmış hevesler maalesef alçıyla kaynamıyor. Tedavi çoğu zaman yıllarca sürüyor. En az dayak kadar kötü etkisi olan başka bir durum da çocukları başkasının çocuklarıyla kıyaslamak. Çocuğunuzun size, “Baba, bizim sınıftaki Orhan’ın babası çalışmış, çabalamış bir şirkete genel müdür olmuş. Çocuk okula özel şoförle gidip geliyor. Sen hâlâ memuriyette sürünüyorsun” dediğini hayal edin. Hoşunuza gider mi? Eğer gitmiyorsa siz de çocuğunuzu Orhan’la kıyaslamayın. Aşırı tepkiyle boş vermişlik arasında uygun bir yerde durmamız lazım. Mesuliyetimiz büyük. Bizim de çocuk yetiştirmeyle ilgili notlarımız, aynı e-okul sistemi gibi sürekli kaydediliyor. Ama sisteme giriş şifremiz hayattayken verilmiyor. Çocuklar yılda iki defa karne alıyor, biz anne babalar ise tek bir karne alacağız. Çocuk yetiştirme hanesinde yazan notu öğrendiğimizde de maalesef çocuklarımız yanımızda olmayacak. HATIRINIZ OLSUN Paylaşmak istediklerinizi bize yazın. ‘Hatırlı Tahta’da hatırınız olsun. kursunkalem@tg.com.tr
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT