BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diğer dinler insan düşüncesinin mahsulü

Diğer dinler insan düşüncesinin mahsulü

Bütün üstünlükler, faydalı şeyler, İslâmiyetin içindedir. İslamın dışında iyilik, fayda yoktur! Eski dinlerin, görünür, görünmez bütün iyiliklerini, İslâmiyet, kendinde toplamıştır...



Dün, Diyanet İşleri Başkanı Sayın Ali Bardakoğlu’nun, “Bir Müslümanın, diğer dinleri hak din olarak göremeyeceğini, İslam inancına göre hak dinin sadece İslamiyet olduğunu” ifade eden konuşmasına yer vermiştik. Bir insanın sonsuz Cehenmem azabından kurtulup, ebedi Cennet nimetlerine kavuşabilmesi için, “Hak din”e inanıp, dinin bildirdiği şekilde iman etmesi bu dinin kurallarına uygun yaşaması lazımdır. Son devir İslam Büyüklerinden Abdülhakim Arvasi hazretleri, geçerli imanın nasıl olması gerektiğini ve dinin genel kurallarını özetle şöyle bildirmektedir: Îmanın, aslı, kendisi: Server-i âlem olan Muhammed aleyhisselâmın, Peygamber olarak bildirdiği şeyleri, akla, tecrübeye ve felsefeye danışmaksızın, tasdik ve îtikat etmektir, inanmaktır. İMAN ŞÜPHE KABUL ETMEZ! Bu tasdik; akla uygun olduğu için tasdik ederse, aklı tasdik etmiş olur. Resûlü tasdik etmiş olmaz. Veyahut, Resûlü ve aklı birlikte tasdik etmiş olur ki, o zaman Peygambere itimat tam olmaz. İtimat tam olmayınca, îman olmaz. Çünkü, îman parçalanamaz. Akıl, Resûlün bildirdiklerini uygun bulursa, bu aklın kâmil, selîm olduğu anlaşılır. İnanılması lâzım şey için, tecribî ilimlere danışıp, tecrübeye uygun ise, inanır, tecrübe ile isbât edemeyince, inanmaz veya şüpheye düşerse, o zaman, tecrübesine inanmış olup, Resûle inanmamış olur ki, böyle îman, kâmil değil, zaten îman olmaz. Çünkü, îman parçalanamaz. Az ve çok olmaz. Din bilgileri, felsefe ile ölçülmeye kalkışılırsa, bu sefer filozofa inanılmış olup, Peygambere inanılmış olmaz. O hâlde: Îman, Resûl-i Ekrem efendimizin, Allahü teâlâ tarafından, Peygamber olarak, bütün insanlara getirdiği ve bildirdiği emirlerin hepsine itimat ve îtikat etmektir. Bu emirlerin, bilgilerin herhangi birine inanmamak veya şüphe etmek küfürdür. Tabii ki, Allahü teâlânın var olduğunu ve Muhammed aleyhisselâmın, Allahın Peygamberi olduğunu anlamakta, aklın, felsefî ve tecribî ilimlerin yardımı büyüktür. Fakat, bunların yardımı ile Peygambere inanıldıktan sonra, Onun bildirdiği şeylerin her biri için akla, felsefeye ve tecribî ilimlere danışmak doğru olmaz. Çünkü, akıl ile, tecrübe ve felsefe yolu ile elde edilen birçok bilgilerin, zamanla değişmekte, yenileri bulununca, eskilerinin atılmakta olduğunu gösteren misâller, literatürlerde az değildir. İslâm dîni, Allahü teâlânın, Cebrâîl ismindeki melek vâsıtası ile, sevgili Peygamberi Muhammed aleyhisselâma gönderdiği, insanların, dünyada ve âhirette rahat ve mes’ûd olmalarını sağlayan, üsûl ve kâidelerdir. Bütün üstünlükler, faydalı şeyler, İslâmiyetin içindedir. Eski dinlerin, görünür, görünmez bütün iyiliklerini, İslâmiyet, kendinde toplamıştır. Bütün saadetler, muvaffakiyetler ondadır. Yanılmayan, şaşırmayan akılların kabûl edeceği esaslardan ve ahlâktan ibârettir. Yaratılışında kusursuz olanlar, onu reddetmez ve nefret etmez. İslâmiyetin içinde hiçbir zarâr yoktur. İslâmiyetin dışında hiçbir menfaat yoktur ve olamaz. İslâmiyetin hâricinde bir menfaat düşünmek, serâbdan şarap beklemek gibidir. BÜTÜN İYİLİKLER İSLAMDA İslamiyet, her mahlûka karşı mes’ûliyyeti emreder. Nefsin temizlenmesini iyi huylu olmayı emredip, kötü huyları, şiddet ile red ve yasak eder. Tembelliği, boş vakit geçirmeyi red ve men eder. İlme, fenne, tekniğe, endüstriye, lâyık olduğu üzere, önem verilmesini, insanların yardımlaşmasını, birbirlerine hizmet etmesini önem ile istemektedir. Fertlerin, evladın, âilenin ve milletlerin haklarını ve vazîfelerini öğretmekte, dirilere, geçmişlere, geleceklere, herkese karşı bir hak ve mes’ûliyyet gözetmektedir. Kısacası İslamiyet; dünya ve âhiret saadetini câmidir. Yani dünya ve ahiret iyiliklerini kendinde toplamıştır. Başka dinler, böyle değildir. Başka dinlerin hepsi bozulmuş, ilâhî hükümlerin yerini, insan kafasından çıkan fikirler, düşünceler almıştır. Bunun için, lâyetegayyer olamamış, ilerleyen, değişen hayat karşısında, şekiller ve ölü kelimeler hâlinde kalmışlardır. Allahü teâlâ, İslâm dînini, hayatın yürümesini, ihtiyaçların değişmesini karşılayacak, ilerlemeyi sağlayacak esaslar üzerine kurmuştur. İslâmiyete, orta çağın ihtiyaçları üzerine kurulmuş, değişmez hükümlerdir demek, İslâm dînine iftirâ etmektir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT