BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bu top var ya, kibirden nefret ediyor...

Bu top var ya, kibirden nefret ediyor...

Bu top dediğimiz yumuşak, yaramaz ve acımasız nesne; 150 yıldır ne yapacağını söyleyenlere ve kendisinden beklenenlere değil, kendi bildiğine doğru gidiyor. İnatçıdır.



Bu top dediğimiz yumuşak, yaramaz ve acımasız nesne; 150 yıldır ne yapacağını söyleyenlere ve kendisinden beklenenlere değil, kendi bildiğine doğru gidiyor. İnatçıdır. Onu seyredenler 150 yıldır çılgına dönmektedir o ortada yuvarlandıkça. Kendisine iyi davrananlara, kendisini okşayanlara yakın, hoyrat ve kaba davrananlara uzak, kibirli davrananlara ise hep ders veren sertlikte olmuştur... Bakın Didi ne demiş 1958 Dünya Kupası destanını yazdıktan hemen sonra. Roberto Moura’ya söylemiş bu sözleri ve o da tarihe not düşmüş: “Ben topa karşı hep sevecen davranırım. Ona sevgi göstermezseniz size itaat etmez. Onu ‘gel kızım’ diye çağırırım uzaklaştığında, bendeyken de duyduğum sevgiyi hissetmesini sağlarım. Onu seveceksiniz. Saygı da duyacaksınız. Aksi takdirde ateşle oynuyor olursunuz.” Ve bir elinde Dünya Kupası, diğer elinde de maçın topu varken aniden “nasıl olup da bu kadar çok koştuğu” sorulur ve karşılık olarak da şunlar dökülür dilinden: “Aslında koşan ben değilim, koşan bu...” Kupayı değil topu göstermiştir. Buradan geçelim son büyük kaybı yaşayan, başkanına göre “tek büyük” olan takımın sancılarına. “Güçlü olmak sevilmemektir...” Hayır başkan. Burada bir “star burnu büyüklüğü” mantıksızlığı uyguluyor ve takımınızı mümkün olduğu kadar sistemin dışına itip bir sevgisizliğe mahkum ediyorsunuz. Hepimizin takımı olma şansını elimizden alıyorsunuz Fenerbahçe’nin. Sadece sizin Fenerbahçe’niz olmasını sağlıyorsunuz. Yalnızlığı seçiyorsunuz sevgisizliği seçtiğiniz gibi... Güçlü olup da sevilmeyenler Hitler’dir, Salazar’dır, Franco’dur... Mesela en çok seveni olan en büyük güç ise Atatürk’tür... Gücü verenlere istediklerini verin... Sayın başkan, size bu gücü veren tribünler “oynayalım beyler” diyen teknik direktör istiyor. Siz onlara “çalışalım beyler” diyen teknik direktörler alıyorsunuz. Sizin paranoya haline dönüştürdüğünüz gibi herkes size düşman filan da değil. Bırakın artık Fenerbahçeliyi kendi içine kapatıp mahkum etmeyi. Diğer branşlardaki büyük başarılar gerçekten imrendirici. Ama şu sorunun cevabı ne olacak: “Başkanın karışmadığı, başka sponsorlar ve profesyonellerin yönettiği branşların hepsinde büyük başarı var. Başkanın direkt karıştığı tek spor dalı futbol. Ve orada başarı yok... Ayrıca bana ne ligi kazanıyorsan, tek ve büyük hedefin bu ise... Bana saldıran, Avrupa’da büyük hedefleri kovalayan bir takım ver, yeter...” Bunları ben söylemiyorum. Sizinkiler söylüyor... Topun yapabileceklerinin bir türlü ayarlanamayacağını son yıllarda birkaç ders sonunda yine anlamak istemiyorsunuz. Aşkınızın gücüne saygı duyuyorum ama hoyrat ve sert bir sevgili olduğunuz sürece; saygı duymadığınız için beklediğiniz saygıyı alamadığınıza en çok ben üzülüyorum. Kibir, kul hakkı ve hatta iftira... Üç büyük günahın üçü de sergilendi ligin finişinde... Size de yapıldı ama sizde bolca yaptınız. Herkesi dışarıda bırakırsanız, herkesin size düşman olduğu paranoyası başlar. Kurtulun bundan. Verin Fenerbahçe’yi, biz Fenerbahçeli olmayanlara da. Biz de sevebilelim onları. Saygı duyalım. Yoksa Fenerbahçe herkesin takımı olmak için sizin gitmenizi bekleyecek. Yani daha çoook bekleyecek... Topun canı var sayın başkan... Paranız ve gücünüz bir tek ona hükmedemiyor. POST-İT: Bilir misiniz?.. 1863 yılında bir Londra tavernasında 12 İngiliz kulübü birleşti ve bir lig halinde oynama kararı aldı. Cambridge Üniversitesinin 1846 yılında belirlediği kurallara sadık kalacaklarına dair bir anlaşma imzaladılar. Birinci madde şöyleydi: “Elle oynamak yasak...” İkinci madde ise daha müthişti: “Tekmeler sadece topa atılabilir...” Nereden nereye... S-ÖZ “Keçiye şarap içirmişler, ‘bana kurdu getirin’ demiş...” Bir Anadolu deyişi... Tüzük tadil kongresi Orada görülmek istendiği gibi bir “Skandal” başlığını gerektirecek bir durum yoktu. Liseli olmayanların ellerindeki kalem ve mikrofon gücünü, liseli kavramının ne denli kötülük ettiği yönünde kullanmaları liseliyi hiç ırgalamıyor anlaşılan. Liseli lanetleniyor... Yazık... Galatasaray’ı sokaktan koruyacak tek birimin lise olduğunu onlar algılayamazlar... Sokağa boyun eğmez bu camia... Unutmayın ki; Liseli sokağı anlar ve yüreğine alabilir. Ama sokakların liseliyi içine sığdırabilecek yüreğe sahip olup olmadığıdır gerçek konu. Sokak tepindikçe lise güçleniyor, birleşiyor ve direniyor... NTV SPOR Radyo 87.7 Her cumartesi ve pazar, saat 17.00-19.30 arası NTV Spor Radyo’da Maç Saati programım sürüyor. 5 Dünya Kupası’nı yerinde izlemiş biri olarak, üstelik gitmediğim söylenen Kore-Japonya seyahatlerinin taksi fişlerine kadar gözlerine soktuğum, dünya üçüncüsü olduğumuz kupa da dahil, çok şey biriktirdim. Dünya Kupası’nın istatistiğini bir yana bırakıp, ruhu üzerinde dolaşıyorum. Bir de “Dünyanın Kupası” adlı bir belgesel hazırladım ki, bu hafta başlıyor ve sanıyorum ki çok seveceksiniz. CD’lerini de dağıtmayı planlıyoruz... Futbolun ortada yuvarlanan bir topun peşine takılmış kıllı bacaklı erkeklerin sorunlarından ibaret olmadığına inanıyorsanız, radyoya uğrayın lütfen. Platini’nin ne yapacağı belliydi. Buna önlem alamazdık. Şimdi yapılacak şey, oraya gidip Platini’nin önünde futbol oynamak olmalı...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 94831
    % -0.62
  • 5.776
    % -0.25
  • 6.5746
    % -0.08
  • 7.3372
    % -0.24
  • 262.412
    % -1.06
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT