BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kendi düşen ağlamaz...

Kendi düşen ağlamaz...

Doğan beyin tayin istemine cevap çok zaman geçmeden gelmişti. Eskişehir devlet hastahanesine başhekim olarak atanmıştı. Bu haberi aldığı zaman sevincinden neredeyse yerinden fırlayacaktı genç doktor.



Doğan beyin tayin istemine cevap çok zaman geçmeden gelmişti. Eskişehir devlet hastahanesine başhekim olarak atanmıştı. Bu haberi aldığı zaman sevincinden neredeyse yerinden fırlayacaktı genç doktor. Hem terfi etmiş, hem de gerçekten güzel ve İstanbul’a yakın bir kent olan Eskişehir’e tayin edilmişti. Heyecanla koşarak eve gitti öğle tatilinde. Yolda hakime rastladı. Hakim Ömer bey buraya geldiklerinden beri arkadaştı Doğan Serdaroğlu ve hanımıyla. Seslendi: - Hayırdır doktor, koşuyorsun, nereye? - Tayinim çıktı Ömer bey, artık ayrılıyoruz. Eskişehir’e tayin oldum... Ömer bey yüzünü buruşturdu: - Aşk olsun sana Doğan... Seviniyorsun... Bizlerden ayrılacaksın diye mi? Bir kahkaha attı genç adam: - Hah, hah, hah, olur mu öyle şey?.. Onun üzüntüsü büyük Ömer beyciğim. Ama iyi dostluklar mesafeden etkilenmez derler. En güzel günlerimizi burada geçirdik diyebilirim. Sizlerin sayesinde... Ömer bey elini doktorun omzuna koydu: - Karşılıklı dostum, biz de sizi çok sevdik... Benim de mahkemem var... Çukurca’da bir cinayet. Adam kız kardeşinin kocasını öldürmüş. Recep diye biri... Kaçmıştı bir aydır. Dağlardaydı. Geçende yakaladılar. Yirmi sene yer bana kalırsa... Taammüden adam öldürme... Birinci dereceden... Doğan bey durakladı. Hayretle fısıldadı: - Recep mi? Çukurca’dan ha? - Evet... Para yüzünden işlenmiş, bıçaklamış adamı... Doktor heyecanlanmıştı. Öne doğru bir adım attı: - Bu öldürdüğü adamın adı Hıdır mı? - Evet... Nereden biliyorsun doktor, tanıyor musun yoksa? Başını salladı Doğan. İçinde karşı konulmaz bir coşku vardı: - Evet. Bilirsin oralara sağlık taramalarına gideriz. Tanırım. Hay Allah, Hıdır’a yazık olmuş, dört de çocuğu vardı... Ömer bey gitmeye yeltendi: - Eee, kendi düşen ağlamaz doktor... Eh, gitmeden görüşelim ha... Tebessüm etti doktor. Bir an önce eve gidip bu güzel haberleri iletmek için çırpınıyordu: - Tamam Ömer bey, mutlaka görüşürüz. Bundan sonra kalan yolu koşar adımlarla ilerledi. Kapıdan içeri girdiği zaman Perihan hanımın yasaklarını unutup olanca gücüyle bağırdı: - Perihan, neredesin çabuk gel! Genç kadın koşarak çıktı yatak odasından. Kaşları çatılmış, sitem dolu bir sesle fısıldadı: - Aşk olsun Doğan, çocuk uyuyor, kaç defa söyledim. Nasıl sıçradı bir bilsen... - Tamam karıcığım, özür dilerim. Ama çok önemli. Sıkı dur: Buradan gidiyoruz. Eskişehir’e... Başhekim oldum. Tayinim geldi. Hemen gidiyoruz hayatım... Perihan hanım sanki dili tutulmuş gibi bakıyordu kocasına. Kulaklarına inanamıyordu. Kekeledi: - Sahi mi? Sahi mi söylüyorsun? Doğan bey bilmiş bir tavırla salladı başını. Dudaklarında keyifli bir tebessüm vardı. - Bir haber daha... Recep Hıdır’ı öldürmüş. Tutuklanmış. Hüküm giyecek... Ondan da kurtulduk... Perihan hanım bir an durakladı. Yüzü sararmıştı. Bir tedirginlik yaladı yüzünü. - Gidelim Doğan, hemen çıkalım yola ne olur... Doğan bey onun Kezban’ın artık serbest olup oğlunu tekrar istemesinden korktuğunu anlamıştı... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT