BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çocuğum internetin başından kalkmıyor diyorsanız...

Çocuğum internetin başından kalkmıyor diyorsanız...

Doğduğunda evinde bilgisayarı ve interneti gören ve onunla büyüyen bir nesil geliyor. Bu nesli basit tedbirlerle oyalamak pek mümkün gözükmüyor. Tedirgin olmayın. Tedbir almak mümkün.



ALACAĞINIZ EN BASİT TEDBİR Çocuğunuzu takip için bilgisayar oturma odasında olmalı. Bu da mümkün değilse oda kapısı açık tutulmalı. > Erdinç Aydoğan ilgi çağında hemen hemen hayatımızın her alanına giren internet, birçok faydasının yanında, ahlâki olmayan içerikler ve yanlış arkadaşlık ilişkilerinin doğurduğu problemlerle hemen her gün gündeme geliyor. En önemlisi de çocuklarımızın zamanını çalarak, onların sağlıklı birer yetişkin olmasını engelliyor. Bu durumla aile olarak mücadele etmemiz yeterli olmayacaktır. İlgili kurumlara, servis sağlayıcılara ve öğretmenlere bu problemin çözümünde büyük görev düşüyor. Evimize, sınıfımıza hatta cebimize giren interneti çocuklarımız için güvenli hale getirme endişesi taşıyan ailelere ve ilgililere çok önemli birkaç önerimiz var. Ancak bu önerilerin ve alınacak önlemlerin asla tek başına yeterli olmayacağını bilmemiz gerekiyor. Şimdi onların ne olduğuna bir göz atalım. İnternette yaşanan olumsuzluklar genel olarak neler? > Doğru ve faydalı bilgi ararken bile karşımıza çıkan eksik, doğrulanmamış, ispat edilmemiş bilgiler, > Albenili, ilginç reklamlarla veya aniden çocuklarımızın karşısına çıkan, yaşları ve gelişimleri ile uyumsuz her türlü yanlış fikirler, resimler, videolar, > İnternet üzerinde oynanan ve hiçbir bilgi-beceri kazandırmayan, hatta çocuğun psikolojisini etkileyen, aylar hatta yıllar süren oyunlar, > Kötü niyetli kişilerin, sohbet ve arkadaşlık siteleri vasıtası ile çocukları istismar etmesi, etkisi altına alması, > Uzun süre bilgisayar başında kalmak suretiyle, hem sosyalleşme hem de sağlık sorunları yaşamaları. İnternetin faydalı yanlarını ön plana çıkarmak ve zararlarını minimuma indirmek için herkese görev düşmekte. Doğduğunda evinde bilgisayarı ve interneti gören ve onunla büyüyen bir nesil geliyor. Bu nesli basit tedbirlerle oyalamak pek mümkün gözükmüyor. Tedirgin olmayın. Tedbir almak mümkün. Ancak bu anlatacağımız tedbirler ise en fazla 12 yaşına kadar olan çocuklarımız için geçerli olacaktır. Bu yaştan itibaren tedbirlerin pek işe yaramayacağını, yasaklamanın ise hiç çözüm olmayacağını belirtmek isterim. Peki, nedir bu tedbirler? > Aileler, interneti satın aldıkları servis sağlayıcıdan çocukların bilgisayardan silemeyecekleri, sadece anne ve babanın açma / kapama yetkisine sahip olduğu filtreleme servisini kullanabilir. > Çocuğunuzdan şüphelendiğiniz durumlarda, internet başında nasıl zaman geçirdiğini takip eden programları bilgisayarlarına kurarak, onları fark ettirmeden izleyebilirsiniz. Sadece gerekli olduğu durumlarda müdahale edin. > Aileler, evde internet kullanımına her iki tarafı tatmin eden sınırlar getirmeli, uygulaması basit kurallar koymalı. Çocuğunuzun yaşına uygun şekilde kullanma süresi belirlenmeli. Bu kurallara çocuklarımız değil aynı zamanda biz de uymalıyız. > Bütün ilgili kurumlar ve kendini sorumlu hisseden herkes, internete doğru ve faydalı bilgiler eklemeli. Temiz internet için girilebilir, gezilebilir ve aynı zamanda eğlenilebilir siteler oluşturmalı. > Servis sağlayıcılar, çocuklarımız için zararlı olduğunu düşündüğü sitelerin görünmesine mani olmalı. Alınacak tedbirler, internetin özgürlükçü ruhunu zedelememeli. Yasaklarla dolu bir internet daha fazla zararlara sebep olabilir. AMAN DİKKAT! Çocuklarımıza, internette tanımadığı kişilerle sohbet etmemesini öğretmeliyiz. Yapılan araştırmaya göre 11 ile 18 yaş arasında bulunan çocuklar internette kendisine “merhaba” diyen hemen herkesle tanışmaya çalışıyor, arkadaşlık kuruyor. ÇELİK ÇOMAK DEVRİ BİTTİ! > Çocuklarımızdan çelik çomak, misket, beştaş oynamalarını artık bekleyemeyiz. Biz ebeveynleri etkisi altına alan bu renkli dünyayı, onlar için güvenli hale getirmekten başka çaremiz yok. Önce anne ve baba olarak kendi internetimizi temizleyelim, kendimiz iyi örnek olalım ki sözlerimiz tesirli olsun. Ülkemizde bugün 6.5 milyon ev ve en az 10 milyon cep telefonu internete giriyor. Bu teknolojiyi bu saatten sonra hayatımızdan çıkaramayız. Tedbirimizi alalım. İHBAR EDİN Uygunsuz ve zararlı olarak gördüğünüz siteleri Milli Eğitim Bakanlığının hazırlamış olduğu Milli Eğitim Bakanlığı İhbar Hattı http://ihbarhatti.meb.gov.tr sitesine girerek ihbar edebilirsiniz. İnternetin özgür ruhu yasaklarla sınırlandırılamaz. Bu muazzam bilgi denizinde, çocuklarımıza boğulmadan kulaç atmayı öğretebilmeliyiz. İnternet; akıllı kullanıcılar, sağlıklı çocuklar ve güven dolu bir ortamda yetişmiş gençler için asrın en büyük nimetlerinden biri. EĞİTİMİN ÜÇ NOKTASI HAYAL ET, İSTE VE BAŞAR > Tarihte her padişah bir yönüyle ön plana çıkmıştır. Mesela; Yavuz Sultan Selim Han askerî yönüyle, Kanuni Sultan Süleyman Han devlet adamlığı ve kanunlarıyla, Sultan II. Abdülhamid Han diplomatik zekâsıyla, Fatih Sultan Mehmed Han ise çeşitli alanlardaki üstünlüğü ile tanınmıştır. Bunlardan; balistikteki keşifleri, alev füzeleri, matematikteki dehası, yedi dil bilmesi ve şairliği sadece birkaçıdır. Peki, neydi onu bu kadar çok yönlü ve başarılı yapan? Bunda hiç şüphe yok ki en başta; aldığı mükemmel eğitim, azim ve araştırmacı ruh gelmektedir. Fatih, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi devrin zirvelerinden eğitim almıştır. Batı tarihini İtalyan asıllı Alconal Griaco’dan, Sezar’ı ve Atilla’yı Herodot’tan incelemiştir. Böylece rakiplerini kendi kaynaklarından öğrenmiş, ünlü komutanların düştükleri hatalardan dersler çıkarmıştır. Eğitimciler, başarmanın yollarından birinin bir işe başlamadan önce o işi hayal etmekten geçtiğini söyler. Biz bunu, öğrenci Fatih’te görüyoruz. Daha şehzadeliği döneminde fetih planlarını defterine çizmiş, hocası ile Sipil Dağı’nın yamaçlarında hayal kurarak karadan kadırgalar yürütmüş, dudak uçuklatan toplar çizmişlerdir. Belki hayal kuruyorlardı; ama zaferden yana asla şüpheleri yoktu. İnanmıştı, hem de kendisine inanmakta zorlanan onca insana rağmen. Bizanslı tarihçi Dukas ise Fatih’in kararlılığını şöyle tarif ediyor: “Sultan Mehmet, gece yatağında, gündüz divanda, İstanbul’dan başka bir şey düşünmüyordu. Şehrin ve etrafının haritalarını kendi çiziyor, bütün gün onların üzerine eğilerek harp planlarını hazırlıyordu.” Neticede hayal etti, istedi, inandı ve başardı. Cüneyt Günay Eyvah gitti ömrünün yarısı > Bir dil bilgini gemiye binmişti. Kendini beğenmiş ukala bir tavırla yüzünü gemiciye dönüp: “Sen, hiç gramer okudun mu?” diye sordu. Gemici “hayır!” deyince beriki: “Eyvah!” dedi, “Boşa gitmiş ömrünün yarısı.” Gemici adamın bu kibirli davranışına içten içe kızdı, alındı, gönlü kırıldı, fakat sustu. Hemen cevap vermedi. Derken, rüzgâr gemiyi bir girdaba düşürdü. O zaman gemici, dil bilginine seslendi: “Sen yüzme bilir misin beyim?” Bilgin telaşla: “”Hayır!” dedi, “Bende yüzme arama.” O zaman gemici: ”Eyvah!” dedi. “Gitti ömrünün hepsi. Çünkü gemi muhtemelen bu girdaptan kurtulamayacak. Deniz suyu, ölüyü el üstünde tutar; ama düşen adam diri olursa nasıl kurtulsun? Sen de eğer benlik iddianı öldürürsen gerçeklik denizi seni el üstünde taşır.” Miras bırak “Babacığım eser olsun, senden kalan güzel ahlâk, Anneciğim miras kalsın, senden gelen güzel ahlâk.” M. Ayhan Bingöl ÖZLÜ SÖZ: Bilgi büyük adamı alçak gönüllü yapar, normal adamı şaşırtır, küçük adamı ise kibirlendirir. AZMİ AKSOY Etkiliyorum Tabiatta hareket kabiliyetine sahip hemen hemen tüm canlıların kendi hayatlarına yönelik tehditleri algılayan iç mekanizmaları vardır. Bunlar içinde bulundukları tabii ortamda meydana gelen ani değişikliklere refleks gösterecek şekilde programlanmıştır. Mesela bir kurbağayı normalden daha sıcak bir suya koyduğunuzda kurbağa hemen dışarı zıplar can havliyle. Ama kurbağayı oda sıcaklığındaki bir suyun içine koyar ve ürkütmezseniz, suda öylece kıpırdamadan duracaktır. Bu arada suyun sıcaklığını da yavaş yavaş arttırdığınızda, çok ilginç bir gelişme gözlemlersiniz. Sıcaklık yükselirken kurbağada hiçbir hareket olmadığı gibi, sanki bulunduğu durumdan çok memnunmuş gibi keyifli görünmektedir kerata. Sıcaklık arttıkça gitgide mayışır, sersemler, ta ki içinde bulunduğu kaptan dışarı çıkacak hâli kalmaz. Oysa o anda onun dışarı çıkmasına engel olacak bir şey de yoktur. Neticede merhamet edip de kaptan dışarı çıkarmazsanız, garibimin haşlanacağı kesindir. İnsanoğlunun sosyalleşme sürecini ele aldığımızda bu süreçte genel anlamıyla çocukluk ve yetişkinlik olmak üzere iki önemli evre olduğunu biliyoruz. Bu iki önemli evreden ilki olan çocukluk dönemi, bireyin kimlik oluşumunun başlangıcı olması nedeniyle son derece önemlidir. Tıpkı bir çekirdeğin belli bir coğrafi yapıda ve uygun toprakta meyve ağacı olmaya giden süreçte kök salması gibi. Bu çok önemli süreçte, önce ailenin ve yakın çevrenin, bilahare eğitim kurumlarının ihmal veya yetersizliği, toplumun sosyal bünyesinde onarılması ve geri dönülmesi imkânsız yaralar açılabilmektedir. Her ferdin, toplumun bünyesinin bir dokusu olduğunu göz önüne alalım. En önemsiz gibi görünen bir organdaki kanserli hücre, zamanla bütün bünyenin sağlığını tehdit eder. Bu durum da insanı ölüme kadar götürebilir. Suç işleyenler sosyolojik açıdan incelendiğinde bunlarda şu durumun ortaya çıktığı görülmektedir: Suçlular; herhangi bir toplumsal zulümden, baskıdan dolayı değil, toplumu ayakta tutan inanç ve ahlâki değerlerden ya tamamen yoksunlar ya da çok zayıf bir aile yapısına sahipler. Bu değerlerden mahrum yetişmiş ana - babanın çocuk ya da çocukları, aile dışı bir iyileştirme, pozitif bir müdahale olmadığı takdirde bu sarmal daha da kötüleşerek devam edecektir. Neticede cinsiyet değiştirmekten tutun da, din değiştirmeye kadar çok geniş bir yelpazede ortaya çıkacak olan toplumsal yozlaşma, bir anda inanılmaz boyutlara taşınacaktır. Aile olarak, evladımızı seçici olmadan kendi hâline bırakmayalım. Aksi takdirde çizgi film, dizi ve eğlence programlarından tutun da, bizim ona okuduğumuz masallara bilinçli bir şekilde serpiştirilerek verilen telkinlerin zamanla ona, yaşadığı toplumla uyuşmayan bambaşka bir kimlik enjekte edeceği muhakkaktır. Hatta o dönemde çocuk öyle korunmasızdır ki çevresinde bulunan insanların maruz kaldığı kültür emperyalizminin zararlarından bile payını almaktadır. Aynen sigara içmeyen birinin, sigara içen biriyle aynı odada olması gibi. Uzun lafın kısası, su ısınmaya devam ediyor, kaynama noktasına gelmeden bu rehavetten kurtulmak gerek. Tabii, burada en büyük görev de aileye düşmektedir. HATIRINIZ OLSUN Paylaşmak istediklerinizi bize yazın. ‘Hatırlı Tahta’da hatırınız olsun. kursunkalem@tg.com.tr
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 94219
    % 2.13
  • 5.8343
    % -0.59
  • 6.5282
    % -0.96
  • 7.3229
    % -0.53
  • 252.745
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT