BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Eşrefoğlu Rûmî (Eşrefzâde)

Eşrefoğlu Rûmî (Eşrefzâde)

Tasavvufi şiirleriyle tanınan Eşrefoğlu Rûmî, önce Emîr Sultan hazretlerine talebe oldu. Daha sonra Hacı Bayrâm-ı Velî’ye hem talebe hem damad olmakla şereflendi...



Eşrefoğlu Rûmî, Anadolu’da yaşayan büyük velîlerdendir. Şiirleri ile meşhur oldu. İsmi Abdullah olup, babasınınki Eşref’tir. Babasının ismi ile şöhret buldu. Babası, Mısır’dan İznik’e göç etti. Eşrefoğlu Rûmî İznik’te doğdu. 1484 (H. 889) senesinde vefât etti. Türbesi İznik’tedir. Eşrefzâde-i Rûmî diye de bilinir. BURSA, ANKARA VE İZNİK... Eşrefoğlu Rûmî, Bursa’da bulunan Emîr Sultan’ın huzûruna gitti. Talebesi olup, hizmetiyle şereflenmek istediğini bildirdi. Emîr Sultan hazretleri, Abdullah’ın tasavvuf yolunun aşkıyla yandığını görünce, evliyânın büyüğü Ankara’daki Hacı Bayrâm-ı Velî’ye gönderdi. O da, Ankara’ya gidip, yeni hocasına tam teslim oldu. Hocası Hacı Bayrâm-ı Velî’ye on bir sene hizmet etmekle şereflendi. Eşrefoğlu Abdullah, on bir sene içinde pekçok imtihandan geçti. Yaptığı güç işlerden hiç şikâyette bulunmadı. Bu sabrı ve hocasına karşı muhabbeti ve hürmeti neticesinde, Hacı Bayrâm-ı Velî’ye damad olmakla şereflendi. Hocasından izin alarak İznik’e gitti. Söylediği tasavvufi şiirler zamanımızda da söylenmektedir. Eşrefzâde Rûmî vefatına yakın şöyle buyurdu: “Ey Müslümanlar! Dünyâ dedikleri bir hiçten ibârettir. Hiç olduğu şuradan anlaşılıyor ki, sonucu hiçtir. Hiç olan dünyâya gönül veren, yolunda ömrünü çürüten ve hiç olan şeyi isteyenler de bir hiçten ibâret kalacaklardır. Amma hiçi hiç sayan âriftir. Azîzim! Sen o sultanları gözünün önüne getir ki, onlar dünyâya geldiler. Lâkin dünyâya îtibâr etmediler. Dünyânın arkasına düşüp hırsla dünyâlık toplamaya çalışmadılar. Âhiret amelleriyle meşgûl oldular. Onlar, bu dünyânın âhiret yolunun üzerinde bir yol uğrağı olduğunu anladılar. Buna aldanmak olur mu? Yol tedârikinde bulunup kâfileden ayrılmadılar. Bu dünyâya gönül verip aldanmadılar... “BU DÜNYAYA ALDANMADILAR!” Azîz kardeşim! Temiz ve pak erler ile aziz canları gör. Onlar bu dünyâya aldanmadılar. Allahü teâlâ kendilerine ne verdi ise nefislerinden kestiler. Kendi nefislerine vermeyip fakirlere dağıttılar. Açları doyurup, çıplakları giydirdiler. Muhtaçları arayıp buldular. Kapılarına gelenleri mahrum etmediler. Darda kalanların gönüllerini ferahlattılar, işlerini gördüler. Şu hadîs-i şerîfi kendilerine düstûr edindiler: “Bir kimse, din kardeşinin bir işine yardım etse, Allahü teâlâ da onun işini kolaylaştırır. Bir kimse, bir Müslümanın sıkıntısını giderir, onu sevindirirse, kıyâmet gününün en sıkıntılı zamanlarında Allahü teâlâ onu sıkıntıdan kurtarır.”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT