BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Türkiye’de HES gerçeği çevre ve enerji ikilemi

Türkiye’de HES gerçeği çevre ve enerji ikilemi

Ülkemizdeki nüfus arttıkça, enerji açığı da buna paralel bir gelişme gösteriyor. Artık günümüzde gaz lambasına ihtiyaç duymuyoruz, kaldı ki o dahi enerji olarak gazyağı tüketiyor



SUNUŞ Artık gerçekleri KONUŞMA VAKTİ! Sevgili Okurlar, her geçen gün büyüyen ve gelişen ülkemizin enerji ihtiyacını başka yollardan da karşılayabiliriz. Esas yapılması gereken, ‘ÇEVRE‘yi tahrip etmeden, birkaç on yıl enerji sağlayacağız diye ‘TABİİ DENGE‘yi bozmadan “Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına“ ağırlık verilerek çalışmaları hızlandırmak olmalıdır. Örneğin; son yıllarda gelişmiş ülkelerde gördüğümüz, kıyıdan uzakta konuşlandırılmış “Offshore Rüzgâr Türbinleri”ni Karadeniz’imi-ze kurabiliriz. Her daim Yıldız, Poyraz ve Karayel gibi kuvvetli rüzgârlara sahip bu özel denizimizden, HES’lerden elde edeceğimiz enerjiden çok fazlasını, hem de doğayı tahrip etmemiş olarak elde edebiliriz. Lüften, aziz Yetkililer bu konuya hassasiyetle eğilsinler. Her şey devletin, özel sektöre, “Getirin enerjinizi, alayım” girişiminden sonra başladı. Türkiye’nin dört bir yanında irili ufaklı derelerde binlerce baraj projesi mantar gibi türedi. Bizim de Türkiye Gazetesi olarak 2 yıla yakındır devam ettirdiğimiz bu “YEŞİL“ yolculukta hassasiyetimizi çeken en nazik konuların başında, kısaca HES olarak ifade edilen Tünel Tipi Hidroelektrik Santralleri yer almıştır. Ancak gerek konuların yoğunluğu gerekse de HES’lerle ilgili taraflı-tarafsız kesimlerin çelişkili tepkileri eminim sizlerin de dikkatinden kaçmamıştır. Âdeta bir takım taraftarı gibi “HES’siz OLMAZ” veya “HES’lere HAYIR” sloganları arasında kavram kargaşasına sizleri itmemeye özen gösterdim. Ancak bu konuda o kadar spekülasyon yapıldı ki, “artık zamanı geldi” demekten kendimizi alamadık... Bu bağlamda Mimar Mühendisler Grubu Yerbilimleri Komisyon Başkanı Sayın Kadem Ekşi‘den gelen kapsamlı bir yazıyı 2 bölüm halinde takdirlerinize sunuyorum... Hepinize güzel bir hafta diliyorum. Esen Kalın. > Ediz Hun ZİHİNLER KARIŞIK... Sivil Toplum Kuruluşları niçin bu konuda mücadele etmekteler? Yörede yaşayan vatandaşlarımız neden huzursuz? Enerji ihtiyacımızı başka yollardan karşılayamaz mıyız? TÜNEL TİPİ HES gerçeği Ülkemizdeki nüfus arttıkça, enerji açığı da buna paralel bir gelişme gösteriyor. Artık günümüzde gaz lambasına ihtiyaç duymuyoruz, kaldı ki o dahi enerji olarak gazyağı tüketiyor Ülkemiz gün geçtikçe artan nüfusu yanında, sanayi yatırımları ve diğer sektörlerde oluşan büyüme ile beraber enerji arz-talep dengesi noktasında sorunlar ile karşı karşıyadır. Ülkemiz büyüyor ve gelişiyor olmanın bir takım sıkıntılarını aşmak, gelecekte bunlarla yüzleşmemek adına şimdiden gerek 2023 vizyonu (Cumhuriyetimizin Yüzüncü Yılı) gerekse bölgesindeki jeopolitik ve stratejik konum gereği enerji üzerinde hassasiyetle durmaktadır. Bu anlayış içinde yola çıkan devlet kurum ve kuruluşları ülkenin var olan tüm potansiyel enerji kaynaklarını değerlendirme yoluna gitmiş ve bu fikre paralel olarak HES (Hidroelektrik santral) projelerine hız vermiştir. Bu kapsam dahilinde ülkenin neredeyse tüm irili ufaklı derelerine “su kullanım hakkı” çerçevesinde lisans verilmiş ve ülkemizin hemen hemen tüm dereleri, nehirleri, akarsuları 49 yıllığına özel şirketlere kiralanmıştır. Su kullanım hakkı alan şirketler de derhal bu su kaynakları üzerinde DSİ’nin (Devlet Su İşleri) ya da tüzel firmaların tanzim ettiği projeler çerçevesinde ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) raporları hazırlatarak inşaat çalışmalarına başlamış ya da başlayacaklardır. NİÇİN HES’LERE “EVET”? Enerji talebi karşısında oluşturulması gereken arzı sağlamak üzere yapılmak istenen tüm bu santral projeleri, ülkemizde çevre bilincini de beraberinde geliştirmiş ve birçok STK (Sivil Toplum Kuruluşu) bu çalışmalar üzerinde hassasiyetle durmuştur. Bundan yaklaşık 15 yıl kadar önce Doğu Karadeniz’de Fırtına Vadisi’nde verilen ve kazanılan mücadele, bugün yine Rize’de fitili yakılmak üzere tüm ülkeye yayılmıştır. Halk kitlelerinin bilinçlenmesi ve farkındalığının artmasıyla ülkenin bir çok bölgesinde “HES’lere Hayır” sesleri yükselmeye başlamıştır. Hiç kuşkusuz bu “Hayır” sloganı, önemli gerçekler ve geleceğimizi ilgilendiren hususlar içermektedir. Doğu Karadeniz’de yeniden alevlenen bu mücadele, başlangıçta yalnız ve bölgesel bir mücadele iken, bugün tüm ülke köşelerinde aynı dert konuşulmakta, aynı kaygılar yüreklerde yer tutmaktadır. Kendi bölgesinde santral başlamamış vatandaşlarımız “Ne olacak ki, elbette santral yapılmalıdır, ülkemizin enerjiye ihtiyacı var” derken, koca iş makineleri kendi köylerinde, kendi mahallelerinde ağaçları bir bir devirmeye başladığında hata yaptıklarını anlamış, flora, fauna ve endemik türler, canlı yaşam yok olunca bu fikirden caymışlardır. NİÇİN HES’LERE “HAYIR”? Elbette bu “hayır” kuru kuruya söylenen, günümüz muhalefet anlayışıyla bezenmiş bir “hayır” değildir ve olmamalıdır. Ülkemizde henüz “su yasası” yok iken ve havza bazlı plan çalışmaları yapılmadan, ciddi biçimde irdelenmemiş, hatalı ÇED projeleri ardı ardına verilirken, 75 kilometrelik bir vadide 24 adet tünel tipi HES yapılıyorsa, buna elbette akıl ve vicdan sahipleri “hayır” demelidir. Ülkemizde sayıları 1700 dolaylarında küçüklü büyüklü HES projeleri için EPDK’dan (Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu) lisans alınmış ancak buna karşın neredeyse tümüne dava açılmıştır. Buraya kadar gelinen süreçte ise, tümüne yakınına yürütmeyi durdurma ya da iptal kararı çıkmıştır. Eğer ülkenin herhangi bir köşesinde benzer gerekçelerle mahkemeler bu projeleri tek tek iptal ediyorsa, bunun yanlış olduğunu anlamak için daha fazla düşünmeye de gerek olmadığı inancındayız. MAHKEME KARARLARI Hukuki olarak mahkemeler, bütüncül havza planlaması yapılmadan, bu tip projelerin ekolojik dengeye zarar vereceğini öne sürmüş ve alınan ÇED raporlarının ciddi çalışmalardan yoksun ve kapsamlı olmadığını dile getirmişlerdir. Elbette ülkemiz, enerjiye karşı olan talebi karşılama noktasında ülkenin potansiyel kaynaklarını kullanmalıdır. Ancak bunu yaparken yüzyıllar boyunca size hizmet etmiş doğayı ve çevreyi de korumanın amaçlanması gerekmektedir. STK’ların üzerinde sıklıkla durduğu nokta, çevre-enerji etkileşiminin iyice irdelenmeden, bu tip projeleri değil hayata geçirmek, lisans dahi verilmemesi gerektiği yönündedir. Sevgili okurlar, bu çok kapsamlı ve bilimsel raporun altına, 40 yıllık Çevre Bilimci hüviyetimle gönül rahatlığı içinde imzamı koyuyorum. Gelecek hafta ikinci bölümü sizlere sunacağız. Saygılarımla > HAFTAYA: Hem enerji üretip hem de ÇEVRE’yi korumak acaba mümkün mü? İkizdere’ye tam 25 baraj Öncelikli hedefi sadece enerji üretmek olan bir anlayışla yola çıkıldığında gelecekte bizleri büyük tehlikelerin beklediği aşikârdır. Örneklemek gerekirse; İkizdere Vadisi’nde yapılması planlanan 24 adet HES projesiyle dere yatakları 25-30 metre genişlikten 5-7 metre genişliğe kadar daralmıştır. Tünellerden çıkan hafriyatlarla doldurulan dere yatakları taşkınlar için tehlike oluşturmaktadır. Bunun yanında hayvan geçişleri, balık ve sucul yaşam gibi bir çok ekolojik konu göz ardı edilerek projeler devam etmektedir. Bir başka sorun enerji nakil hatlarıdır. İkizdere Vadisi dar ve uzun bir vadi olması nedeniyle yapılacak santraller sonrası, bölge âdeta enerji ağları ile örülmüş olacak ve neredeyse her köyün üzerinden 2-3 adet yüksek gerilim hattı geçecektir. Yapılan son çalışmalara göre enerji hatlarının insan sağlığı üzerine etkilerine bakıldığında, bölge bu noktada kanser hastalığıyla yüz yüzedir. BİNDİĞİMİZ DALI KESMEYELİM! Türkiye’nin endemik bitki çeşitliliğinin %28’ine sahip olan bir vadide bu tür çalışmalar ile tüm endemik türlerin kaybolması kaçınılmazdır. Böyle bir acı sonuç karşısında, doğal tahribatın yanında ilaç ve kozmetik sanayi alanında da ekonomik tahribat gerçekleşmesi beklenmelidir. Yapılan patlatmalar ile yüzey sularının yok olması ise bir başka sorun olarak karşımıza çıkmakta, açılan tüneller ile tüm yüzey suları yeraltında tünellere toplanmakta, bölgede yaşayan insanların su temini noktasında sıkıntılar oluşmaktadır. Kesilen binlerce ağaçtan, dünyada nesli tükenmek üzere olan alabalıkların kaybolmasından, arıcılığın ve dünyaca ünlü Anzer balının yok olma tehlikesinden bahsetmiyoruz bile... GELİŞİ GÜZEL HES’LER İŞSİZLİĞİ DE ARTIRIR Ülkemizin korunması gerekli, onaylı Turizm Master Alanları, bugün HES tehlikesi altındadır. Bu projeler hayata geçerse başta Doğu Karadeniz vadileri olmak üzere, önce vadilerde susuzlaştırma, sonrasında sosyal yaşamın son bulacağı insansızlaştırmayı beraberinde getirecektir. Tarım alanlarının yok olduğu bölgelerde göç ve işsizlik had safhaya ulaşacaktır. BA­NA YA­ZIN! Çevre ve tabiatla ilgili her tür­lü soru­nu­zu ba­na iletebilirsiniz. “Gü­zel bir dün­ya” için bu say­fa­ya siz de kat­kı­da bu­lu­nun. Hay­di e-ma­il ve mek­tup­la­rı­nı­zı bek­li­yo­rum... Adres: 29 Ekim Cad­. No: 23 Ye­ni­bos­na / İS­TANBUL e-ma­il: ediz.hun@tg.com.tr
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT