BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Eğitimde işin esâsı...

Eğitimde işin esâsı...

Eğitimde işin esâsı, hem kendisine faydalı, hem de âilesine, milletine, memleketine, vatanına ve devletine, tüm Müslümânlara, hattâ bütün insanlığa faydalı birer unsur meydâna getirmektir...



Üniversitelerimizden bir kısmında 2009-2010 eğitim-öğretim yılı tamamlandı; bir kısmında final imtihânları yapılmaktadır. İlk ve orta dereceli okullardaki eğitim-öğretim de bitmek üzere. Bu münâsebetle, hemen makâlemizin başında özet hâlinde söyleyelim ki, eğitimde işin esâsı, hem kendisine faydalı, hem de âilesine, milletine, memleketine, vatanına ve devletine, tüm Müslümânlara, hattâ bütün insanlığa faydalı birer unsur meydâna getirmektir. İşte millî eğitimimizdeki ana hedef eskiden bu idi, şimdi de bu olmalıdır. Bu güzel ülkenin bütün müesseselerinin ve vatandaşlarının ana hedefi bu olmalıdır. Bu da, iyi bir eğitim ile mümkün olabilir. Son Peygamber olan Muhammed (aleyhisselâm), kendisini bir muallim (eğitimci) olarak tanıtmış, eğitimcilik vasfını, gönderiliş sebepleri arasında zikretmiş, hayâtı boyunca bunu tatbîk etmiş ve muvaffakiyeti târihen sâbit, başarısı da dost-düşmân herkes tarafından kabûl edilmiş bir eğitimcidir. Onun bu başarılarından bütün dünyânın istifâde etmesi lâzımdır. “İNSANLARIN HAYIRLISI...” Sevgili Peygamberimiz (aleyhisselâm) “İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır”, “Bir kavmin efendisi, ona hizmet edendir”, “Büyüklerimize hürmet etmeyen, küçüklerimize de şefkat etmeyen bizden değildir”..... buyurarak, insanları her mahlûka karşı şefkat ve merhamet etmeye, büyüklere karşı saygı göstermeye, insanlara hizmet etmeye ve faydalı olmaya, dâimâ hayır işlemeye yöneltmiştir. Peygamberimizin ve O’nun izinden giden âlim ve velîlerin, nasıl kâmil cemiyetler meydâna getirdikleri açıkça ortadadır. Burada misâl olarak Karahânlılar, Gazneliler, Timuroğulları, Bâbürlüler, Selçûklular ve Osmânlıları zikredebiliriz. Peygamber Efendimizden i’tibâren, bütün Müslümân devlet adamları, milletlere “Vedîatullah” (Allahü teâlânın kendilerine birer emâneti) olarak muâmele etmişlerdir. Müslümânların hâkim oldukları yerlerde ve zamanlarda, müslim ve gayr-i müslim herkes, bütün insanlar râhat ve huzûr içerisinde yaşamıştır... Ma’lûm olduğu üzere, dünyâ târihinde, Peygamber Efendimizin “Asr-ı Saâdet”i ve “Hulefâ-i Râşidîn” devirlerinden sonra, Hak ve adâlete riâyette en üstün seviyeye yükselen Müslüman-Türk Devleti olan “Osmânlı Devleti”, XIV. [ondördüncü] asrın başından XX. [yirminci] asrın ilk çeyreğine kadar hüküm süren, şerefli ve en uzun ömürlü bir hanedânın kurduğu devlettir. İlk on Osmânlı pâdişâhı, târihçilerce, dâhîlerden sayılmaktadır. Bu devleti sâdece Türkler, Müslümânlar değil, pekçok gayr-i müslim dahî medhetmektedir. Bir aşîretten cihângîr bir imparatorluğa giden yolda, Osmanlı hânedân mensuplarının kudret kaynakları incelenecek olursa, devletin temelleri ve şaşırtıcı yükselişi daha iyi anlaşılır. Nitekim Fransız târihçisi Grengur da, “Bu yeni İmparatorluğun teessüsü, beşer târihinin en büyük ve en hayrete değer vak’alarından biridir” demektedir. Anadolu Selçukluları‘ndan sonra İslâmiyete, Müslümânlara ve insanlığa hizmet nöbeti, Kayı Boyu‘na geçmiştir. Küçücük bir beylikten kısa zamanda cihân devleti durumuna gelen Kayı’nın azîz temsîlcisi Osmânlı Türkü, İslâmiyet’in son dîn olduğuna îmân etmiş, ilme, san’ata ve bütün insanlığa asırlarca faydalı olmuştur. Osmânlı Devleti millî, İslâmî ve insânî esâslara bağlı bulunan bir cihân hâkimiyeti düşüncesine dayanıyordu. Bu düşünce, gerçekten Türk-İslâm târihinde en yüksek derecesini Osmânlı Devleti’nde bulmuş ve müstesnâ bir kudret kazanmıştı. Osmânlı cihân hâkimiyeti ve dünyâ nizâmı ideâli, şüphesiz millî şuûr ve uyanış yanında, asıl kaynağını İslâm dîni ve onun cihâd rûhundan alıyordu. MAZLUMLARIN YANINDA... Endonezya’dan İspanya’ya, Kırım’dan Yemen’e kadar bütün Müslümân milletlerin hâmîliğini yapan Osmânlılar, târih boyunca dâimâ mazlûmların yanlarında yer almışlar, fethettikleri yerlere, hizmetin en üstününü götürmüşlerdir. Büyüklüğü, bütün hasletleri ile üzerinde taşıyan Türk ordusunun fethettiği bir Hristiyân köyünde, aynı gün aç ve açıkta olan kimse kalmaz, kimsesi olmayan dul kadınlara o gün aş çıkar, giyecek ve barınak te’min edilirdi. Bu sebeple, Hristiyân âlemi, atalarımız Osmânlı Türk’ünü dâima kurtarıcı olarak karşılamışlardır. [Bu konuya inşâallah yarın birazcık daha temâs edelim.]
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT