BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bozulmamış tabiat, saklı kalmış hazine: TUNCELİ

Bozulmamış tabiat, saklı kalmış hazine: TUNCELİ

Tunceli dağlık, bu dağlar arasındaki derin vadilerde akan sular, geçtikleri yerlere hayat vermiş. Bu el değmemiş coğrafyada, sadece belgesellerde görebileceğiniz pek çok bitki türüne, hayvana, coğrafi ve tabii oluşumlara rastlamak mümkün...



MEMLEKETTEN HABER VAR HAZIRLAYAN: Behçet FAKİHOĞLU behcet.fakihoglu@tg.com.tr HER ÇEŞİT GÜZELLİK Tunceli dağlık, bu dağlar arasındaki derin vadilerde akan sular, geçtikleri yerlere hayat vermiş. Bu el değmemiş coğrafyada, sadece belgesellerde görebileceğiniz pek çok bitki türüne, hayvana, coğrafi ve tabii oluşumlara rastlamak mümkün...  Keban Barajı’nın içindeki bir adada bütün ihtişamıyla duran Pertek Kalesi, tam anlamıyla kartpostallık bir görüntü oluşturmakta.  Munzur Çayı kıyısında 10 sene önce oturup çay içtiğimiz yerler, şimdi sular altında. Baraj sularının içinde sadece çatısı görülen evler, dalları görülen ağaçlar dikkatimizi çekiyor. Elazığ’ın Kovancılar ilçesinden Tunceli’ye doğru yola çıkıyoruz. 30-35 kilometre sonra Keban Barajı’nın uzantısı görülüyor, adeta sahilde gider gibi yolumuza devam ediyoruz. Malazgirt yakınlarında, Munzur Çayı üzerinde kurulmuş bir diğer barajı görüyoruz ki, bu, Tunceli içine kadar uzanıyor. Aradaki baraj duvarları olmazsa, nerede ise Elazığ’dan Tunceli’ye kadar vapurla gidilecek. Yağışlar bu sene bol, barajlar dolu, etraf yemyeşil... Tunceli şehir merkezine 9-10 yıl önce gitmiştim. Munzur Çayı kıyısında oturup çay içtiğimiz yerler, şimdi sular altında. Baraj sularının içinde sadece çatısı görülen evler, dalları görülen ağaçlar dikkatimizi çekiyor. BARAJ VE DAĞ ARASINDA Baraj sularıyla dolmakta olan vadinin yamaçlarında, yukarıdaki küçük düzlükte şehir merkezi bulunuyor. Hemen arkada da ormanlarla kaplı dağlar... Belediye Başkanı Edibe Şahin’in “barajla dağ arasında sıkıştık” sözü, bir gerçeğin ifadesi. Dağ yamacına doğru evler yapılmış, zaten başka yer de kalmamış... Arıtma tesisi henüz yapılamamış, daha önce Munzur Çayı, atık suları da alıp götürüyordu, şimdi biriken sular ya kirlenip kokarsa!.. Göz alabildiğince ormanlarla kaplı dağlar, bozulmamış bir tabiat ve temiz hava... Tunceli dağlık, bu dağlar arasındaki derin vadilerde akan sular, geçtikleri yerlere hayat vermiş. Bu el değmemiş coğrafyada, sadece belgesellerde görebileceğiniz pek çok bitki türünü ve hayvanı görmeniz mümkün Tunceli-Ovacık arasında uzanan Munzur Vadisi’nde, 42 bin hektarlık bir alan 1971’de Milli Park olarak ilan edilmiş. Milli Parkın kuzeyinde, Munzur Dağlarının üzerinde 2000-3000 metrelik zirvelerde yer alan krater gölleri, Ovacık düzlüğünde kaynayan gözeler ve kanyonlar ile vadi boyunca dökülen şelaleler, parkın güzelliklerine güzellik katıyor... Munzur Milli Park alanında 1518 bitki çeşidi tespit edilmiş; bunlardan 43 çeşidi Munzur Dağları’na, 227 çeşidi Türkiye’ye mahsus endemik türlerden oluşmakta. Munzur Dağları’nın eteklerinde, 200-300 metrelik alanda, karstik kaynaktan irili ufaklı 40 göz halinde fışkıran beyaz köpüklü buz gibi sular yamaçlardan aşağıya küçük şelaleler oluşturarak akmakta ve Munzur Suyunu oluşturmakta. Bütün bu özellikleriyle Tunceli, âdeta keşfedilmeyi bekleyen, gizli kalmış bir hazine gibi... SAHİL İLÇESİ PERTEK! Tunceli şehir merkezinden sahil ilçesi Pertek’e doğru yola çıkıyoruz. Yol, baraj kıyısında başlıyor, sonra ormanlar arasında yükseliyor, müthiş güzellikler sergileniyor. Keban Barajı’nı kuşbakışı görüyor, tekrar inişe geçiyoruz. Pertek Keban Barajı’nın kıyısında bulunan şirin bir ilçe. Ilıman iklimi sebebiyle en fazla sebze ve meyvecilik yapılan yer. Son yıllarda balıkçılık da önemli geçim kaynakları arasına girmiş. Tarihî Sungur Bey, Çelebi Ağa ve Sağman camileri, bu tarihî ilçeden günümüze kalmış eserlerden birkaçı... Feribotla karşı kıyıya, Elazığ’a doğru geçiyoruz. Keban Barajı’nın içindeki bir adada bütün ihtişamıyla duran Pertek Kalesi, tam anlamıyla kartpostallık bir görüntü oluşturmakta. Yine Keban Barajının kıyısında bulunan, feribotların çalıştığı bir başka tarihî ilçe de Çemişgezek. Yelmaniye Camii, Süleymaniye Camii, Ulukale Camii, Uzun Hasan Türbesi, Hamidiye Medresesi gibi tarihî eserler, tarihî hamam ve köprüler, bu ilçenin geçmişinin ne kadar parlak olduğunu göstermekte. Tarıma elverişli tarihî Mazgirt ilçesi; ceviz ve balıyla ünlü dağlık Nazımiye ilçesi; yine cevizi, balı, fasulyesi ve tabii güzellikleri ile ünlü Ovacık ilçesi; hayvancılık, yaylaları, koçbaşı mezar taşları ve mermeri ile ünlü Pülümür ilçesi; ilin en dağlık kısmında yer alan, zengin florası ile ünlü Hozat ilçesi, mutlak görülmesi gereken yerler. 79. şehir de biterken... 79 hafta boyunca bütün Türkiye’yi il il, kasaba kasaba dolaştım. Ülkemizin güzelliklerini öğrendim, gördüm, fotoğrafladım. Güzelliklerimizi hatırlatmak, bilmeyenlere anlatmak istedim. Her hafta perşembe ve cuma günleri, renkli sayfalarımızda bunlara yer verildi. Her bir köşesi başka güzellikte olan vatanımıza olan sevgim, hayranlığım daha da arttı; bunları yansıtmaya çalıştım. Güzel insanlarımızın misafirperverliğini gördüm, ülkemi ve insanlarımızı tanıdıkça daha çok sevdim... Ama 79 il bitti, sadece İstanbul ve Ankara kaldı. Onların da bu çapta bir yazı dizisine sığamayacakları ortada... Hatalarım ve eksikliklerim için de hoşgörünüze sığındım ve güvendim. Umarım faydalı olmuş, güzelliklerimizin tanıtılmasında “çorbada tuz” misali bizim de katkımız olmuştur...  Süleyman Kırmızıtaş Katliamdan son anda kurtulmuş 76 yaşındaki Süleyman Kırmızıtaş anlatıyor: “Bir anda karşıdaki mezralardan asker indi, yağmur gibi mermi yağıyordu... Bizi urganla birbirimize bağladılar ki, o sıra bir emir geldi: İnfazlar durmuştu!” Süleyman Kırmızıtaş, Tunceli merkezine 20 kilometre mesafede bulunan Erdoğdu (Velikesen) Köyünde 1934’te doğmuş. Liseyi Elazığ’da, Kadastro’yu Diyarbakır’da okumuş, 1954’te memuriyete başlamış, 1968’e kadar kadast-ronun çeşitli kademelerinde çalışmış, iki dönem Tunceli Belediye Başkanlığı yapmış... Süleyman Bey’le oturup çaylarımızı yudumlarken, o eskilere dalıyor, yaşadıklarını anlatıyor da anlatıyor... “1938 yılının bir Haziran veya Temmuz günüydü, öğlene doğru kadınlar sağma işi için kovalarını almış, davarın yanına gidiyordu, biz küçükler de orada idik. O zamanlar yiyecek, giyecek pek bulunmazdı, her tarafta sefalet vardı. İnsanlar beslenmek için dağdaki bazı otları toplamaya gidiyordu. Bir anda karşıdaki mezralardan asker indi, yağmur gibi mermi yağıyordu...” DERSİM KATLİAMI Anlatınca, o günlerde yaşanan acılar Süleyman Bey’in yüzüne yansıyor. Yaşlı bir kişi “kaçın” diye bağırmış, herkes daha aşağıdaki mezralara, kuytu yerlere kaçmış. Koyunların bir kısmı telef olmuş. Gittikleri mezrada herkes birilerinin yanına sığınmış. Asker, kendi mezralarında Muhsinkale Karakolunu açmış, 1942’ye kadar burada kalmış. “O yıllar Dersim katliamının yapıldığı yıllar” diyor Süleyman Kırmızıtaş, “Bulabildiklerini götürüp kuytu yerlerde katlederlerdi” diye ekliyor... Yetişkinler nöbet tutarmış, asker görününce “kurt geldi” parolası yüksek sesle söylenir, herkes kaçar, mağaralarda saklanırmış. Bulunabilenler de bir daha gelmemek üzere götürülürmüş. RAHATLATAN MESAJ “Bir gün yine evlere daldılar, beni, annemi, ablamı ve küçük kardeşimi urganla birbirimize bağladılar, diğer buldukları kişilerle birlikte kuytu bir yere götürdüler. Yüksek yerlerde makineli tüfekler kuruluyordu, belli ki biraz sonra hepimizi tarayacaklardı. Genç bir subay vardı, yapılanlardan hoşlanmadığı, huzursuz olduğu yüzüne yansıyordu, sinirli sinirli gidip geliyor, infaz işini oyalar gibi bir hali vardı. Biraz sonra boru öttü, iki süvari son sürat geldi, atlar ter içine kalmıştı. İner inmez subaya bir kağıt uzattılar. Genç subay o kağıdı okudu, yüzünde bir rahatlama görüldü. Bizi götürdükleri zaman bağırarak bir şeyler söyleyen ‘Alo Kaymakam’ (Ali Aşkın) dediğimiz yaşlı zata gitti; ‘amca, bağırarak söylediklerin nelerdi?’ diye sordu. Ali Aşkın; ‘Komutan, benle Muhtar Yusuf Aydın askere gittik, İstanbul Taşkışla’da toplandık, Yemen’e gittik. Yolda şartların kötülüğünden çoğu kişi telef oldu. Yemen’de ve diğer cephelerde yıllarca savaştık. Eve döndüğümde aradan 14 yıl geçmişti. Bütün bunları, bugünleri yaşamak, böyle haksızca katledilmek için mi yaptık diye niyazda bulunuyordum’ cevabını verdi. Subay da, ‘gelen emirde infazların durdurulduğu belirtiliyor, artık serbestsiniz’ dedi...” İşte Süleyman Kırmızıtaş, ölümün kıyısından böyle dönmüş. Ama o günleri, o acıları unutmak ne mümkün. Anlatıyor da anlatıyor. Hatta bunları kitaplaştırmış bile...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 94219
    % 2.13
  • 5.8343
    % -0.59
  • 6.5282
    % -0.96
  • 7.3229
    % -0.53
  • 252.745
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT