BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Karne mahkemesinde kendimizi de yargılayalım

Karne mahkemesinde kendimizi de yargılayalım

Önümüzdeki hafta okullar tatile giriyor. Karne çıkmazlarına yaklaştık. Şunu bilmeliyiz ki; kırık notlarla şekillenmiş bir karnede bizim tutumlarımızın da etkisi olabilir. Bu ihtimalden hareket ederek çözüm aramaya öz eleştiri yaparak başlayabiliriz



> Şaban Yılmaz RAKAMLAR SEVGİNİZİ BELİRLEMESİN Her şeyden önce çocuğunuzu iyi tanımalı, güvenmeli ve notların ona olan sevgi düzeyinizi belirleyen rakamlar olmadıklarını hissettirmelisiniz. Ebeveynlerin çoğu karneyi ‘hayati’ bir mesele olarak algılamakta ve karneyi çocuklarının ‘gerçek niteliğini ölçen’ bir araç gibi görmektedirler. Karnede ne çocuğun zekâsı (IQ), ne şahsi nitelikleri, ne de yetenekleri ölçülmektedir. Karne çocuğun kapasitesini tümüyle yansıtan bir ölçü değildir. Bunun tersi duygularla hareket eden ebeveynlerin çocukları karne çıkmazına sürüklediklerini her öğretim sezonunun sonunda görmekteyiz. Evde kurulan karne mahkemelerinde çocuklarımızın basına yansıyan menfi girişimlerine hep birlikte şahit olmadık mı? Okul başarısının birçok etkene bağlı olarak şekil aldığını söyleyebiliriz. Şunu bilmeliyiz ki; kırık notlarla şekillenmiş bir karnede bizim tutumlarımızın da etkisi olabilir. Bu ihtimalden hareket ederek çözüm aramaya öz eleştiri yaparak başlayabiliriz. Şu sorulara cevap vererek başlayabiliriz belki. Çocuğuma güzel bir ders çalışma ortamı oluşturabildim mi? Dersleri hakkında dönem içinde ne kadar sohbet edebildim? O ders çalışırken televizyon yerine kitabı ne kadar tercih edebildim? Okul ve öğretmenleriyle ne kadar diyalog kurabildim? Yukarıdaki soruların yerine en son sorulan “Neden zayıf getirdin?“ sorusu her şeyi çözüme kavuşturmadığı gibi işlerin daha da kötüye gitmesine sebep oluyor. Gelişim süreci devam eden çocuk ve ergenlerdeki, özgüven eksikliği, pasif ve bağımlı kişilik gelişimi, başarısızlık duygusu gibi birtakım olumsuz özelliklerin bu dönemlerde başladığını gözlüyoruz. UZMANLAR NE DİYOR Karneye çok fazla anlam yüklenmemesini isteyen uzmanlar, “Çocuklar, ister iyi not alsınlar, ister kötü, anne-babalarının onları hâlâ sevdiğini bilmeliler. Belki o zaman kötü karneleri saklamak durumunda kalmayacaklardır. Hâlâ sevildiklerini bildikleri için de korkuları azalacaktır” diyorlar. Karne zamanı yaklaştıkça çocuklardaki ve ailelerdeki kaygı düzeyinin arttığı, her iki tarafın da ortaya çıkabilecek sorunlarla baş edecek yöntemler geliştiremediğine dikkat çekiliyor. Uzmanlar karne zamanı kötü not bekleyen çocukların saklama ya da kaçma yolunu tercih ettiklerini belirterek bunun da ciddi iletişim problemine yol açtığına dikkat çekiyor. ANNE BABALAR NE YAPMALI? * Çocuğun başarısızlığını aile içinde utanç verici bir durum değil de, çaba gösterince aşılacak bir engel olarak kabul edin. * Karnedeki başarısız notlara dayanarak çocuğunuzu hiçbir zaman katı bir dille suçlamayın. Onlara lakap takmayın, eleştirmeyin, aşağılamayın. Duygularınızı, incitmeden açık ve sade bir şekilde anlatın. * Kardeşi, arkadaşı ve komşu çocukları ile kıyaslamayın. Bu çocukların hoşuna gitmeyen bir davranıştır. Çünkü her çocuğun kapasitesi farklıdır. Başardığı işleri örnek gösterip, diğerini de başarabileceğini belirtin. * Söz ve davranışlarla çocuğunuza her zaman güvendiğinizi ve yanında olduğunuzu hissettirin. * Onun var olabilecek problemleriyle yakından ilgilenin. Kendinizi onun yerine koymaya veya onun yaşında yaşadıklarınızı hatırlamaya çalışın. * Neden okuması gerektiğini anlatın. Geçer not almak için değil, öğrenmek için çalışması gerektiği üzerinde durun. Bilgilerini okul dışı hayatta da kullanabileceğini anlatın. * Boş zamanlarını etkin bir biçimde değerlendirmesi için teşvik edin. Alternatifleri belirleyin ve seçeneklerden yararlanması için onu yönlendirin. * Ders çalışma konusunda çocuğunuza örnek olun. Unutmayın ki sizler çocuğunuz için en iyi modellersiniz. * İyi notlarının yanında zayıf notlar almasının da normal olduğunu ve çalışarak düzeltebileceğini vurgulayın. * Paniğe kapılmadan başarısızlığın sebeplerini birlikte araştırın. Çözümün odağı değil parçası olmayı tercih edin. * Her şeyden önce onu iyi tanımalı, güvenmeli ve notların ona olan sevgi düzeyinizi belirleyen rakamlar olmadıklarını hissettirmelisiniz. HAYAT BİR HİKÂYE CEVHERLERİ KEŞFEDECEK BİRİLERİ MUTLAKA BULUNUR! * 17. asır başlarında Dalmaçya’da Nadin kasabasında Sancak Beyi’nin ahırında uşak olarak çalışan on üç yaşlarında bir çocuk vardı. Herkes tarafından horlanan bu kimsesiz çocuğa bir gün dul bir kadın acımış ve çıplak ayaklarına, kocasından kalmış kocaman bir çift partal kundura giydirmişti. Nadin’den bir vazife ile bir Kapıcıbaşı geçti. Sancak Beyi’nin konağında misafir oldu ve küçük ahır uşağının zekâ ile parlayan gözleri ve kir tabakaları altında kaybolmuş güzelliği nazar-ı dikkatini çekti, çocuğu yıkatıp temizlettikten sonra İstanbul’a getirdi, saraya verdi. Enderun-ı Hümayun çocukları arasına katılan çocuğa, güzelliğinden ötürü Yusuf adı konuldu. Nadinli Yusuf, kısa zamanda yükseldi. Kaptan Paşa oldu. Bir gün Nadin’e, Kaptan Paşa’nın bir adamı geldi ve Sancak Beyi’ne mühürlü bir meşin torba ve bir mektup verdi, mektupta şunlar yazılıydı: “Falan yerde oturan Marya isminde bir dul kadın vardır; bu torba, eğer sağ ise Sancak Beyi’nin ve Nadin kadısının huzurunda o dul kadına verilecektir ve bir senet tanzim edilip bana gönderilecektir.” Kadın sağ; fakat çok fakirdi. Kadının ve sancak beyinin huzurunda Kaptan Paşa’nın torbası kendisine teslim edildi. Torbanın içinde bir çift kocaman partal kundura vardı ve bunların içi altınla doldurulmuştu. Yusuf Paşa kısa bir de mektup yazmıştı: “Anacığım, bir kış günü donmuş çıplak ayaklarıma bu kunduraları giydirdiğin kimsesiz çocuk, ölünceye kadar seni unutmayacaktır.” HAYAT DERSİ * “Yolda yürürken konuşmaya değmez bir adamla karşılaşıp da onunla konuşursanız laflarınızı harcamış olursunuz. Konuşulmaya değer bir adamla karşılaşıp da onunla konuşmazsanız bu defa adamı harcamış olursunuz.” Konfüçyüs ÖZLÜ SÖZ: “Zamanında bir adım atmayan tembel, sonradan yüz adım atmak zorunda kalır.” Giovio Okul hayatı ve hayat okulu 1. Okul hayatında, anlatılmayan konudan soru sorulmaz. Hayat okulunda, soru çıkabilecek her konuyu bilmeniz beklenir. 2. Okul hayatında notumuz “objektif” rakamlarla karnemize yazılır, hayat okulunda “subjektif kanaatlerle” notumuz verilir. 3. Okul hayatında soruların tek doğru cevabı vardır. Hayat okulunda kişiye göre değişen doğru cevapları bilmemiz gerekir. 4. Okul hayatında sınavlar, önceden haber verilerek yapılır ve notumuz yüzümüze söylenir. Oysa hayat okulunda insanlar bizi habersizce sınava çeker ve yargılarını genellikle içlerinde tutar. 5. Okul hayatında tek dersten sınıfta kalanlara ek sınav hakkı verilir. Hayat okulunda bir fırsatı kaçırıp son vagona atlamayanlar için başka fırsat olmayabilir. 6. Okul hayatında bulunduğumuz sınıftan aşağıya düşmeyiz. Hayat okulunda sınıftan düşmek mümkün. 7. Okul hayatında önce dersimizi öğrenir, sonra sınava gireriz. Hayat okulunda önce sınava çekilip sonra dersimizi alırız. KARAKTER EĞİTİMİ ÖNEMLİ “Zayıf karakter günah değildir; ama insanı günaha götürür.” “”Ne kadar âlim olsan, herkes gibi beşersin; Örnek insana uy ki gönül bahçen yeşersin!” Anonim Ekşimsi sözlük: Sınav: Hayatın her anı. SALİH UYAN Etkiliyorum Karne günlükleri 13 Haziran Pazar Sevgili Günlük, Karneyi almamıza beş gün kaldı. Moralim çok bozuk, çünkü matematiğim zayıf geliyor. Babam bütün notlarım beş olursa bisiklet alacağına söz vermişti. Karneme zayıf geleceğini öğrenince sinirli bir şekilde: “Bisikleti unut!” diye bağırdı. Annem de: “Bu yaz bilgisayar oynamak yok sana!” dedi. Dün akşam misafir gelecekti. Akşam yemeğinde babam anneme: “Eğer çocuğun notlarını sorarlarsa sakın bir şey bahsetme!” dedi. Niye öyle söylediğini anlamadım. Misafirler akşam 8’de geldi. Bahadır isminde bir de çocukları vardı. Bütün notları beşmiş. Annesi benim notlarımı sordu, babam hemen konuyu değiştirdi. Herhâlde utandı benden. Keşke benim de bütün notlarım beş olsaydı diye çok üzüldüm. Tuvalete gidip ağladım. Sonra Bahadır’ın annesi bana ne olmak istediğimi sordu. Marangoz olmak istediğimi söyleyince annem kıpkırmızı oldu. Misafirler gidince de beni azarladı. “Doktor olacaksın sen! Marangozluk da nereden çıktı?” dedi. Yatmadan önce gidip anneme sarıldım ve ona: “Söz veriyorum seneye çok çalışacağım, doktor olacağım.“ dedim. “Her sene aynı hikâye” deyip banyoya gitti. Yüzüme bile bakmadı. Babam iki sene önce işten çıkarıldığında gelip bana sarılmıştı. Ben de çok üzülmüş; ama hiç belli etmemiştim. Hep teselli etmiştim babamı. O benim aslan babam; ama herhâlde beni artık sevmiyor. Benimle konuşm... 18 Haziran Cuma Sevgili Günlük, Bugün karne aldık. Matematik zayıf geldi; ama annemle babama söz verdim, seneye çok çalışıp bunu düzelteceğim. Hatta yazın bile çalışacağım. Bu arada geçen hafta yazım yarım kaldı. Çünkü birden kapı açıldı, babam girdi. “Ne yazıyorsun sen?” dedi. Önce göstermek istemedim; ama sonra dayanamayıp gösterdim. Babam yatağa oturup yazdıklarımı okudu. Okurken hep burnunu çekti. Herhâlde hastaydı. Sonra ışığı kapatıp bana sarıldı. Yanağıma ıslak ıslak bir şeyler değdi. “Baba, ağlıyor musun?” diye sordum. “Babalar ağlamaz oğlum” dedi. İşten ayrıldığı gün olduğu gibi sarılıp dakikalarca başımı okşadı. Hiç konuşmadık. Öyle mutlu oldum ki karneyi falan unuttum. Oda karanlık olduğu için uyumuş kalmışım. Rüyamda hep babamı gördüm. Ha, bir de Bahadır’ı gördüm. Karnesi elinde sırıtıp duruyordu. Neyse, şimdi çıkıp sitede yeni bisikletimle biraz dolaşacağım. HATIRINIZ OLSUN Paylaşmak istediklerinizi bize yazın. ‘Hatırlı Tahta’da hatırınız olsun. kursunkalem@tg.com.tr
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT