BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > PKK kamplarındaki durumu sergiledim

PKK kamplarındaki durumu sergiledim

Terör uzmanı değilim. Çözümün nasıl olacağını bilemem. Ama ben bir fotoğraf çektim. Tehlikeli de olsa o bölgeye girdim. Aklıma gelen her türlü soruyu sordum. Hatta, iradelerinin olmadığını, Robinson gibi yaşadıklarını bile söyledim. Şimdi olsa belki soramam



GURBET’LE RENKLER VE SESLER GURBET KALAY ZORBA gurbet.zorba@tg.com.tr SUNUŞ Osman Sağırlı, gazetemizde yayınlanan röportaj ve yazı dizilerinin kahramanı. Abarttım diye düşünmeyin. Son bomba iki röportaj bunun ispatı olmaya yeter. Osman Sağırlı’yı gazetede gördüğüm zaman ya bir Afrika ülkesinden geliyordur ya da Irak gibi, Filistin gibi karışıklığın hüküm sürdüğü bir bölgeye yolculuğa hazırlanıyordur. Gittiği ülkelerin yemeğinden, dinine, yönetime her türlü bilgiyi ansiklopedi kıvamında kendisinden öğrenebilirsiniz. Haiti ile ilgili anlattıkları hâlâ hafızamda derin izlerle saklı. Ama itiraf edeyim ki, son iki röportajı (Karayılan ve Karasu) hem sorduğu sorular hem de o bölge ile ilgili arşiv niteliğinde. Çözüme, açılıma, barışa yolculukta önemli aydınlıkta. Biz de cesur röportajların başlangıç ve yayın sonrasına kadar olan aşamaları kendisine sorduk. Samimiyet ve gözlem dolu cevaplar aldık. Ellerine sağlık Osman Sağırlı, diyerek geçiyoruz röportajımıza... Barışın bol olduğu günlere. G.K.Z. Osman Sağırlı çok konuşulan röportajı anlattı: ‘Hangi gazeteci olsa o soruları sorardı’ Ben fotoğrafı çektim AKLIMA GELENİ SORDUM Terör uzmanı değilim. Çözümün nasıl olacağını bilemem. Ama ben bir fotoğraf çektim. Tehlikeli de olsa o bölgeye girdim. Aklıma gelen her türlü soruyu sordum. Hatta, iradelerinin olmadığını, Robinson gibi yaşadıklarını bile söyledim. Şimdi olsa belki soramam SİVİLLERİN ARASINDALAR Bana bazıları ‘Sen bile gidip onları buluyorsun da nasıl bizim ordumuz bulamıyor?’ diye soruyor. Ama şunu söylemeliyim ki, siz ne kadar bombardıman yapsanız da karşınızdakiler sivillerin arasında. Üstelik de oradan ateş ediyor. Siz olsanız ne yaparsınız? “Gazetecilik hayatım boyunca birçok şehit cenazesi takip ettim. Orada yaşanan o hüzünlü havayı ailelerin acılarını çok iyi bilen biriyim. Röportajda sürekli o görüntüler aklıma geldi. Şimdi bakıyorum da soruların birçoğunu geçmişin etkisinde kalarak sormuşum.” YAZAMAMAK KAHREDİYOR ‘Her doğru, her yerde, her zaman söylenmez’ sözüne çok inanıyorum. Bunu sürekli yaşıyorum. Bu röportajda da birçok şeyi yazamadım. Çünkü, bazı meselelere aşırı duygusal tepkiler veriyoruz. Orada ısrarla söylenen bazı şeyleri, mesela karakollara saldıracaklarını, yazsaydım alacağımız tepkilerin boyutunu varın siz hesap edin. Ama bakın saldırdılar ve askerlerimizi şehit ettiler. Bazı mesai arkadaşlarımı bile ikna etmekte zorlanıyorum. İnsanlar propaganda ile gerçekleri birbirinden ayırt edemiyor. Biraz göz göre göre olduğu için en çok ben kahroldum. Kandil’e gitmek o kadar kolay mı? Yani oraya gitmeden önce ben de hep bunu düşünmüştüm. Kuzey Irak’taki yönetimin açıklamalarından oranın kontrol altında olduğu gibi sonuç çıkıyordu. Hatta Neçirvan Barzani başbakan idi kendisiyle yaptığım röportajda, “Orayı kontrol altında tutuyoruz. Lojistiklerini kestik” demişti. Ancak 8-9 kontrol noktası geçmeme rağmen hiç kimse ‘Sen kimsin?’, ‘Nereye gidiyorsun?’ diye bir şey sormadı. Belki de esmer olmam sebebiyle ilgilerini çekmemişimdir. Kaldı ki oraya tek giden de ben değilim. Birçok Türk ve yabancı gazetecinin gidip geldiği biliniyor. Hatta benim yanımda Kürt kökenli bir gazeteci arkadaş da vardı. - Böyle bir haberi yapmak bir nevi risk ve macera. Macera mı aradın? Dünyanın birçok ülkesine gidip geliyoruz. Bu bazen savaş, çatışma ortamı olabiliyor. İşimiz icabı yaptığımız haberler bazen riskli olabiliyor. Bu haberdeki asıl mesele benim daha önce yaptığım Karayılan röportajı. Silahları susturduklarını ve artık çatışmaya girmeyeceklerini söylemişlerdi. Daha sonra 31 Mayıs’ta İmralı’dan yapılan bir açıklama ve ardından ortalık kan gölü... Her gün şehit cenazeleri gelmeye başladı. Ki, öncesinde Sarıyayla ve İskenderun hadiseleri yaşandı. Peki değişen ne oldu? Bu habere çıkarken onun cevabını aradım açıkçası. Yoksa macera olsun diye kalkıp oralara gidilmez. BOMBALAR ALTINDA RÖPORTAJ - Oralarda barınacak yerler var mı? Mesela ben ilk gün bir köylünün evinde kaldım. Ancak ikinci gün bir dere kenarında ağaçların altında sabahladım. Herhangi bir şekilde yerimden hareket etmeme müsaade edilmedi. Zaten bombardıman da sürüyordu. Panik hali vardı. Heronların sürekli görüntü alması son derece sinirlerini bozmuştu. Bu durumlarda zaman zaman bana karşı sert tavırları da oluyordu. Yakınımızdaki bir bölgenin bombalanmasının ardından militanlardan biri, “Bu bombalayanlar senin arkadaşların” diyerek imalı davranışlar sergiledi. -PKK’dakiler de Kuzey Irak’takiler de Kürt... Birbirleri arasında bir gizli anlaşma mı var ki orada rahatça yaşayabiliyorlar? Böyle bir soruya benim cevap vermem mümkün değil. Çünkü bunu tahlil edecek bilgiye sahip değilim. Eminim ki bu sorduğunuz soruyu meselenin muhatapları da sorup gereği için çalışıyordur. -İkinci defa gittin. Hem “Bir Numara” hem de “Üç Numara” ile görüştün. Peki dağdaki diğer teröristlerin görüşleri ile onlarınki örtüşüyor mu? Nasıl insanlar bunlar? Açıkçası Karayılan ile Karasu‘nun görüşleri arasında bile farklılıklar var. Ama örgüt içerisindekilerin şahsi fikrini söyleme hakkı yok. Söyleyebilenler ise Öcalan‘ın kitaplarından öğrendiklerini tekrar ediyor. - Orada sorduğun soruları dikkatle okudum. Gerçekten o soruları sordun mu? Korkmadın mı? Tabii ki sordum. İsteyen ses kayıtlarını dinleyebilir. Şu röportajı bitirdiğimizde sana da dinleteceğim. Çünkü ben oraya propaganda yapmak için gitmedim. Neticede gazetecisiniz, eğer oraya gidiyorsanız her türlü soruyu sorabilmelisiniz. Ben de sordum. Bir de bu gibi durumlarda gazeteci olarak kontrolü elden çıkarırsanız karşınızdakinin propaganda yapmasına imkân tanırsınız. Hem ilk röportajımda hem de bunda kesinlikle böyle bir duruma müsaade etmeyeceğimi, propaganda içerikli konuşmaları dikkate almayacağımı söyledim muhataplarıma... Korkma meselesine gelince, konuşmamızı dikkatli okuduysanız ‘Şu silahlar olmasa daha sert sorular sorabilirim. Silahların olduğu hiç bir yerde medeni insanlar gibi konuşamayız’ diyorum. Bu da aslında çekindiğimi gösteriyor. -Gazeteciler genelde tarafsız olur. Ama senin yazında pek de bu tarafsızlığı görmedim. Bu karşındakileri rahatsız etmedi mi? Röportaj esnasındaki soruların bir çoğu spontane gelişti. Ben teknik olarak bütün soruları hazırlayıp giden, o sorular üzerinden konuşan biri değilim. Şimdi bakıyorum da bazı sorular silahlı bir örgüt yöneticisine karşı gerçekten ağır... Biraz da ‘Cahil cesur olur’ tarzı olmuş. - Rica ederim. Yok, öyle. Kaldı ki böyle bir meselede tarafsız olunmaz. Bazı soruları sormasaydım, sonradan haberleştirirken, ‘Keşke bunu da sorsaydım, şunu da sorsaydım’ diye kendime çok kızardım. Ama hâlâ soramadığım sorular var. TERÖRİSTLER KIZSA DA... Karasu’ya Kürtçe bilmediği halde Kürtçenin anadil olarak kabul edilmesi noktasındaki sözlerini militanların ortasında yüksek sesle hatırlatmam çok rahatsız etti KARASU NASIL GERİLDİ -Hangi soruların teröristleri kızdırdı? Aslına bakarsanız soruların birçoğuna tepkiliydiler. “Neden sizler değil de köylü cahiller ölüyor?” sorum Karasu‘yu çok gerdi. Ekmeğin, etin fiyatını sormamı ise anlamsız buldu. Çünkü cevabını bilmiyordu. ‘Hepiniz birer Robinson gibisiniz, sizin şahsi fikriniz yok. Hiçbir şeyden haberdar değilsiniz. Size ne öğretilirse onunla yetiniyorsunuz’ şeklindeki sözlerime de ciddi reaksiyon gösterdiler. Askerlerin şehit edilmesi noktasında benim çok ciddi tepkilerim oldu. Bu noktada kendilerinden öldürülenler için aynı duyarlılığı göstermemekle itham edildim. Karasu‘ya Kürtçe bilmediği halde bir PKK’lı olarak Kürtçenin anadil olarak kabul edilmesi noktasındaki sözlerini militanların ortasında yüksek sesle hatırlatmam da onları çok rahatsız etti. Aslında kendisini savunurken örgütteki birçok ismin de Kürtçe bilmediğini itiraf etmiş oldu. Bir PKK’lının giydiği 300 euroluk ayakkabı ile ilgili sorularımı ise geçiştirmeye çalıştı. AJAN MUAMELESİ GÖRDÜM - Sana yönelik tepki ve tehditler var mı? Seviyeli tepkiler de var seviyesiz tehditler de... Bunların hepsini de belirli bir noktaya kadar anlayışla karşılamak gerekir. Ama röportaj yayımlandığı sırada ben yurt dışındaydım. Ancak ilk gün anonsunda İskenderun ile ilgili başlık tepki çekmiş. Bu konuda ben de aynı görüşteyim, ölçü biraz kaçmış. Dağdakiler açıkçası bana ajan muamelesi yaptı. Karasu ile röportaj yaparken kenardan tepki gösterenler vardı. Ülkeme döndüğümde ise bu mesele ile uzaktan yakından ilgisi olmayan bazı meslektaşların anlamsız tepkilerine hedef oldum. Bir kısmı ‘Neden onların fotoğraflarına yer verdiniz?’ derken, bir kısmı da ‘Oraya gitmemiştir’ diyor. Maksat haberin içeriği ile ilgilenmek yerine başka şeyler aramak olursa buna karşı ne söylerseniz söyleyin ikna olmazlar. Okurlarımızdan da eleştirilenler oldu, ama emin olun ki teşekkür eden çok daha fazla. Birçok okurumuz ve şehit yakını ile çok duygusal konuşmalarım oldu. -Son yaşanan olay için ne diyeceksin? Ne yazık ki çok üzücü. İnsanı kahreden bir durum. Bu olayları tırmandıracakları belliydi demek istemiyorum. Ama hedeftesin, nereden gelecekleri belli değil. Şehitlerimize rahmet diliyorum. Ordumuz sivillere zarar vermek istemiyor ama... Bu durum nasıl çözülür? Bu sorunuz karşısında kalkıp şöyle olmalı, böyle olmalı gibi boyumdan büyük laflar edecek değilim. Ama Türkiye’nin silahlı mücadelesini sürdürdüğünü Mustafa Karasu da söyledi. Hatta “Türk ordusu, bizimle mücadelede çok başarılı. Görüntü ile tespit edilen yerlere tam isabet ettiriyor, affetmiyor” dedi. Ki, 130 PKK’lının öldürüldüğü şeklindeki sözlerini Genelkurmay Başkanlığımız da doğruladı. Orada olduğum esnada sürekli bombardıman vardı. Bana da bazıları soruyor; “Sen bile gidip onları buluyorsun da nasıl bizim ordumuz bulamıyor?” Ama şunu söylemeliyim ki, PKK’lılar sivil halkın içinde yaşıyor. Askerlerimiz o kadar bombardıman yapıyor. Ama sivil halktan kimseye bir şey olmuyor. En azından bana bu yönde bir tepki vermediler. Bu da bizim ordumuzun ne kadar titiz ve o yöredeki sivillere karşı ne kadar hassas davrandığının göstergesi. Ama İranlılarda öyle bir durum yok. O taraftan sallıyor topu, kime isabet ederse!.. Yakaladığını da idam ediyor zaten. Dediğim gibi benim kalkıp ahkam keseceğim konu değil. Gazeteci olarak bir fotoğraf çektim, kimin nereden bakıp nasıl okuması gerektiğini bilemem.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT