BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Davutoğlu için işler zorlaşıyor

Davutoğlu için işler zorlaşıyor

2002’den itibaren dış politikamıza şekil veren ilkeler manzumesi, Prof. Davutoğlu’nun bakan olmasıyla zirveye tırmandı. Ama o zirve aynı ilkelerin popülaritesinin inişe geçtiği noktayı da oluşturdu.



ABD’NİN OPERASYON ÜSSÜ 2002’den itibaren dış politikamıza şekil veren ilkeler manzumesi, Prof. Davutoğlu’nun bakan olmasıyla zirveye tırmandı. Ama o zirve aynı ilkelerin popülaritesinin inişe geçtiği noktayı da oluşturdu. RUSYA’NIN ARKA BAHÇESİ “Bilhassa Ermenistan sınırı, AB ile ilişkiler, ABD ile yaşanan soğukluk, İran’la nükleer anlaşma ve İsrail’le yaşanan kriz sebebiyle Prof. Davutoğlu’nu eleştirmek neredeyse bir moda haline geldi.” Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na İstanbul’da düzenlenen uluslararası bir toplantıda soruldu: “Türk dış politikasındaki aktivizm sizin kişiliğinizle mi ilgili? Yoksa yeni Türk Dış Politikası’nın ilkeleri sizden sonra da devam eder mi?” Prof. Davutoğlu, “Bunun geriye dönülmez bir süreç olduğunu ve kurumsallaştığını” savunmuş, bundan sonra kim olursa olsun, “komşularla sıfır sorun”, “ritmik diplomasi”, “yumuşak güce dayanma” gibi kavramların diplomasimizin parçası haline geldiğini ima etmişti. Ben bu cevaba hiç katılmıyorum. Davutoğlu’nun ilklerinin ve ilkelerinin büyük bölümü, Davutoğlu’ndan sonra tarih olacaktır. Hangi yeni bakan, bir öncekinin ortaya koyduğu ilkelerle çalışmak ister ki? Hele bir başka siyasal anlayıştan geliyorsa? ZİRVEYE TIRMANDI Yeni Türk dış politikası dediğimiz şey aslında 2002’den itibaren Prof. Davutoğlu tarafından şekillendirilen, Abdullah Gül’ün dışişleri bakanlığı sırasında takındığı proaktif tutuma paralel biçimde, diplomasimizin üzerine dayandırıldığı ilkeler manzumesidir. Gül’ün cumhurbaşkanı olmasından sonra, Ali Babacan, Prof. Davutoğlu’nun dış politika anlayışını sürdürmemiş bu da zaman zaman gerginliklere sebep olmuştu. Başbakan Erdoğan, sorunun çözümünü Prof. Davutoğlu’nu dışarıdan dışişleri bakanı olarak atamakta buldu. Böylece, stratejiyi oluşturan kişi aynı zamanda icracı bir makamda oturacak; davul ve tokmak aynı kişide bulunacaktı. 2002’den itibaren dış politikamıza şekil veren -kimi kez “Davudizm” diye adlandırlan- ilkeler manzumesi, Prof. Davutoğlu’nun bakan olmasıyla zirveye tırmandı. Ama o zirve aynı ilkelerin popülaritesinin inişe geçtiği noktayı da oluşturdu. Bugüne kadar perde gerisindeki adam olarak, hiçbir siyasi eleştiri almayan, parıltılı bir bakanlık koltuğu işgal etmediği için parti içinde kimsenin haset etmediği, köşe yazarlarının sütunlarına sıklıkla konuk olmayan, yurt dışında çok fazla tanınmadığı için, yabancı düşünce kuruluşu uzmanlarının eleştiri oklarına hedef olmamış Prof. Davutoğlu, bakan olduğu andan itibaren, hiç alışık olmadığı bambaşka bir dünyanın aktörü oldu. Dış politikaya şekil verme gücüne sahip, bağımsız düşünme hakkından asla taviz vermeyen bir akademisyenken, bir yandan kendi ilkelerinin gereklerini Türk diplomasisinde yerine getirmeye çalışırken, diğer yandan da kendisine yöneltilen eleştirilere cevap vermekle uğraşan siyasetçi-bakan oluverdi. Her ne kadar “siyasetçi” olmadığını, TBMM dışından atanan bir bakan olduğunu sıklıkla dile getirse de, bu durum -hele yaklaşan genel seçimler öncesinde- Hükümeti eleştirenlerin, onu sırf akademisyen olduğu için bu eleştiri yağmurunun dışında bırakmaları gibi bir sonucu niye doğursun ki? REALİST DEĞİL İDEALİST Siyasetçiler ve köşe yazarları Prof. Davutoğlu’nun dış politikasını, ancak ayakları yere basan, akademik terminoloji kullanarak eleştirmek zorunluluğunda da değiller. Siyaset alanında, üniversitedeki kurallar geçerli değil. Dolayısıyla, bilhassa Ermenistan sınırı, AB ile ilişkiler, ABD ile yaşanan soğukluk, İran’la nükleer anlaşma ve İsrail’le yaşanan kriz sebebiyle Prof. Davutoğlu’nu eleştirmek neredeyse bir moda haline geldi; bundan sonra giderek daha fazla kişinin benimseyeceği bir moda. Bu noktada, Prof. Davutoğlu’nun kaderi, bakan olmadan ve bakan olduktan sonra yaşadıkları açısından Prof. Henry Kissinger ve Prof. Condoleezza Rice’ın kaderleriyle örtüşüyor. Tabii çok önemli bir fark da var aralarında: Kissinger ve Rice realist ekole mensuplardı. Davutoğlu ise idealist. Hâlâ büyük balığın küçük balığı yutmaya çalıştığı bir uluslararası ilişkiler ortamında, güçlü müttefiklere sahip olmadan, ideallerini gerçekleştirmeye çalışmak ne kadar da zor.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 95245
    % -0.18
  • 5.7568
    % -0.59
  • 6.5423
    % -0.57
  • 7.3043
    % -0.68
  • 260.161
    % -1.91
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT