BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Artık dünyada küçük bir nokta değiliz.”

“Artık dünyada küçük bir nokta değiliz.”

Kupanın gruplarını geçtik. Bundan böyle birbirine toslayacak olanlar işin içinde “hesap” olmayan maçlar oynayacaklar. Ne oyuncu esirgeyebilecekler, ne de “bir puan iyidir” maskaralığına teslim olacaklar. Biraz daha futbola benzer şeyler izleyeceğiz. Ama bugünkü konumuz aslında birer aristokrat olduğunu yüzündeki palyaço makyajını sildiği zaman fark ettiğimiz futbol aktörleri. Daha beteri ise aristokrat makyajı silindiğinde aslında birer soytarı olduğunu fark ettiklerimizdir.



Kupanın gruplarını geçtik. Bundan böyle birbirine toslayacak olanlar işin içinde “hesap” olmayan maçlar oynayacaklar. Ne oyuncu esirgeyebilecekler, ne de “bir puan iyidir” maskaralığına teslim olacaklar. Biraz daha futbola benzer şeyler izleyeceğiz. Ama bugünkü konumuz aslında birer aristokrat olduğunu yüzündeki palyaço makyajını sildiği zaman fark ettiğimiz futbol aktörleri. Daha beteri ise aristokrat makyajı silindiğinde aslında birer soytarı olduğunu fark ettiklerimizdir. Dünya Kupalarının esas derdi budur. Gelen tüm ülkeler fark edilmek için uğraşır. Dünya haritasındaki o küçük nokta olmaktan kurtulabilmenin yeridir bu kupalar. Kimileri kendine yontar, piyasa yapmaya kalkar, kimileri ise geçmişinin mirasını yemeye kalkar. Bazıları şımarıktır başkasının efsanesine dil uzatır, bazıları vardır; sürekli bir kabahatli arar başaramadığında. Uruguay 1924 Olimpiyatlarında, üstelik bir başka kıtada, Avrupa’nın Paris’inde altın madalya kazandığında bu kafileyi oraya götürmek için evini ipotek etmiş ve parayı o yoldan temin etmiş bir adam vardı başlarında. Atilio Narancio... Dört yıl sonra evini satarak götürdüğü Uruguay kafilesi Hollanda’da Amsterdam Olimpiyat oyunlarında da şampiyon olunca şöyle demişti: “Uruguay artık dünya üzerindeki o küçük nokta değildir...” Bu nedenle değil mi 1930 yılında ilk Dünya Kupası organizasyonunun Uruguay’da yapılmış olması?.. Şimdi de 32 ülkenin belki yarısı hiçbir şey elde edemeyeceğini bile bile, sadece bayrağını tanıtmak, insanını dünyayla buluşturmak için katılıyor. Bütün dertleri “fark edilir” olmak. HAKEMLER... Saçma sapan bir “kıta kontenjanı” uygulaması nedeniyle tuhaf tuhaf hakemler izliyoruz. Guatemalalı, Seyşelli veya Özbek.. Yetersizler. Aynı kuralları kendi ülkelerinin futbol anlayışı ve yorumlarına göre farklı şekillerde uygulayabiliyorlar. Bazıları kompleksli... 1966’nın Azeri Tevfik Behramov’u gibi tarihe geçmekten korkuyor, kimileri de tarihe geçmeye çalışıyor. Televizyon Statlara konmuş olan dev ekranlar orada kendini tüm dünyanın izlediğini gören taraftarları kendinden geçirebiliyor, tamam da; sahadaki futbolcuları ne kadar olumsuz etkiliyor fark ettiniz mi?.. Oyuncu ve teknik adamların gözü hep o dev ekranda. Golü kaçırdıktan sonra görüntüye geldiğini fark edince saçını düzelten bile var. Bunların başında Christiano Ronaldo geliyor. Adamın tek derdi kendisini görüntüye getiren ve tüm dünyaya izlettiren kameralarla sevişmek!.. Tuhaf bir pas atıyor ve gözü hemen dev ekranda. Teknik adamlar da öyle. Kimin maça konsantre olduğunu, kimin medya maymunluğunu tercih ettiğini bu yakın çekimlerden hemen keşfedebiliyorsunuz... Hocalardan ve oyunculardan birçoğunun göz ucu hep o dev ekranda ve “dünya beni seyrediyor şu anda, bi klark çekeyim” bakışlarını açık açık hissediyorsunuz. BURNU BÜYÜKLER Mesela İngiltere... Her kupada aynı hayal kırıklığı yaşarlar. Hep çoğunluğun favorisi olarak gelirler ve bir yerde lastik patlatırlar. Onlar kadar kendi ayağına ateş eden bir başka ülke takımı yoktur. İngiltere ligini izledikçe sanırız ki bu ligin içinden çıkıyor bu ülkenin milli takımı. Onları kimse yenemeyecek, diye düşünürüz. Oysa İngiltere ligini seyredilebilir kılan Drogba’dır, Anelka’dır, Tevez’dir, Torres’dir, Berbatov’dur, Ballack’tır... Onlar da İngiltere Milli Takımına karşı oynama ihtimali olanlardır. Geriye kalan İngilizler ahlak özürlü Terry veya bir medya maymunu olan Beckham’dır. Capello ne yapabilir ki?.. İspanya bile bir yere kadardır. Xavi’nin nokta paslarını attığı adam Messi’dir ve 11 Temmuz’a kadar Xavi’yi tanımamaktadır. Görse selam vermez!.. Başarı kendi liginin içindekilerle çıkıp gelenlerden birine değil, dışarıda oynayanlarını getirip oynatacak birine yönelecektir. İtalya’nın Milito’su, İspanya’nın Higuain’i ve Messi’si, İngiliz’in Adebayor’u ve Essien’i yok ki elinde milli formayı giydirebilecek... LEVENT ÖZÇELİK Kardeşim nasıl formunun zirvesinde anlatamam... Levent Özçelik 0-0 biten bir İngiltere Cezayir maçı mı ne anlattı, tadına doyamadım. Bütün bilgileri doğru ve zamanında kullandı, muhteşem anlattı maçı. Meyvesiz bir ağaç bu kadar güzel taşlanabilirdi. Sonra Portekiz-Kuzey Kore maçında turnuvanın tarihi maçı ona denk düştü. Yine harikaydı. Gördüğüm hiçbir şeyi sanki ben görmüyormuşum gibi bana seslendirme yolunu değil, tam tersine maçı daha da renklendirip daha fazla seyredilebilir hale getirmeyi denedi ve başardı. Şu an itibariyle oradaki ekibin -ki ne kadar zor şartlarda iş başarmaya çalıştıklarını en iyi ben biliyorum- yüz akı durumundadır. Formunun zirvesinde ve olgunluk dönemindedir. Sesine sağlık Levent Özçelik. İyi ki varsın kardeşim... MÖSYÖ DONEMEK Zavallı adam... Tam maymun ettiler garibi... Aslında inatla bırakmayarak kendi sehpasını kendi tekmeledi ya, neyse... Şimdi Fenerbahçe Yönetiminin Christoph Daum’a yaptığını ona takımdaki oyuncuları yapıyor. Adamı maskara durumuna düşürdüler. Hiç acımıyorum ona. Müstahaktır... Dönüşte takımın uçağına da almazlar onu herhalde... Yaya dönmek zorunda bırakırlarsa hiç şaşmam. Platini, bir finali peşkeş çekeceğine, bu adamı elle atılan bir golle Dünya Kupası’na göndereceğine, önce kendi ülkesinin takımından utanmalı. 98 Kupa, 2002 grupta 0 çekmek, 2006 final, 2010 grupta yok olmak. Her ülke layık olduğu teknik direktörü bulurmuş sonunda. PARA Para delikanlıyı bozar, derler. Futbolun da ruhunu emiyor para... Juventus, Fiat gibi Agnelli gurubunun malı, Milan ise Berlusconi’nin 300 şirketinden biridir. Parma Parmalat’ın, Sampdoria bir petrol şirketi olan Mantovani’nindir. Paris-Saint Germain Canal Plus’ün, Sochaux ise Peugeot’nundur. Philips, PSV Eindhoven’in, Bayer, Leverkusen’in ve Uerdingen’indir. Astrad bilgisayar devi Tottenham’ın sahibidir. Furukawa diye bir dev elektrik şirketi Japonya’da jef United İchihara diye bir takım kurup Toyota’nın sahibi olduğu Nagoya Campus’un karşısına dikilmedi mi?.. Nissan, Mitsubishi, Panasonic’in futbola bulaşmasını saymıyorum bile. Sumitoma Endüstri grubu bir finansman şirketiydi ve giriştiği amansız mücadeleyi kazanmak için Zico’yu henüz Beyaz Pele iken getirip oynatmadı mı?.. Marsilya tarihinin en yüz kızartıcı maç ayarlama işini Bernard Tapie’nin birçok şirketinden birisi olunca yaşamadı mı?.. Bu kupa ise işe en çok sponsor ve paranın bulaştığı kupadır. Bir sonrakinden Allah bizi korusun.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT