BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Onunla gurur duyuyorlardı...

Onunla gurur duyuyorlardı...

Hazırlıklar birkaç günde tamamlanmıştı. Toparlanmaları zor olmadı. Önce Diyarbakır’a gidecekler, oradan Ankara üzerinden Eskişehir’e ulaşacaklardı. Perihan hanım gerçekleri bilmeyen bir ortama girmek için can atıyordu.



Hazırlıklar birkaç günde tamamlanmıştı. Toparlanmaları zor olmadı. Önce Diyarbakır’a gidecekler, oradan Ankara üzerinden Eskişehir’e ulaşacaklardı. Perihan hanım gerçekleri bilmeyen bir ortama girmek için can atıyordu. Hayatının en büyük sırrı olarak saklayacaktı bu olayı. Hakkari’den ayrıldıkları anda yüreğinin daha ferah, artık daha rahat olduğunu hissetti. Recep’in hapishaneye girmesinden tedirgin olmuştu. Kezban artık bu adamın kendisine hiçbir şey yapamayacağını anlarsa mutlaka oğlunu isterdi. Doğan bey her ne kadar böyle bir şeyin artık imkansız olduğunu anlatamaya çalışsa da genç kadın korkularının esiri olmuş gibi heyecan içindeydi. Diyarbakır’a geldikleri zaman karanlık olmuştu. Zorlu bir yolculuk yapmışlardı. Bindikleri araba eski bir modeldi. Üç defa durmak zorunda kalmışlardı arızalar yüzünden. Hemen hiçbir eşyasını almamıştı Doğan bey. Her şeyi yeniden yapacaktı. Sadece gerekli olanlar alınmış, fazla yük çıkartılmamıştı. Oktay’a gelince o anne ve babasının yanında, gördüğü ilgiden son derece memnun, rahat bir hayatın içinde keyifle büyüyordu. Eskişehir, Serdaroğlu ailesi için bir dönüm noktası oldu... Seneler bundan sonrasında hızla geçip gidiverdi... Ortaokula kadar Eskişehir’de okuyan Oktay ailesinin İstanbul’a taşınmaya karar vermesiyle özel bir koleje kaydoldu. Zaten bu karar Oktay için alınmıştı. Doğan bey emekli olmuş, İstanbul’da bir muayenehane açmıştı. Kısa zamanda tutundu. Oldukça iyi para kazanmaya, çok ferah bir hayat yaşamaya başladılar. Hakkari’den ayrıldıklarından beri yirmi iki sene geçmişti. Oktay tam yirmi ki yaşına gelmişti. Çok da yakışıklı, hoş bir çocuk olmuştu. Perihan hanım istemese de onun bakışlarını yıllar önce bebeği kucakladığı zaman gözlerini yüzüne diken Kezban’ın bakışlarına benzetirdi hep. Ne zaman oğlu yüzüne o şekilde baksa içi burkulur, o zavallı kadını düşünürdü. Kezban ise Recep’in yakalanmasının ardından Hakkari’ye gelmişti oğlunun hasretine dayanamayıp. Aramıştı Doğan beyi. O güne kadar bulunduğu köyden dışarı çıkmadığı için ne yol biliyordu, ne iz. Bulamadı. Yüreğine gömüp sevgisini özlemini geri döndü. Kimseyle konuşmuyordu artık. O günden beri sesini duyan olmamıştı. Yoksulluk içindeydi. Ağanın yardımıyla yaşıyordu. Tek başınaydı kerpiç evinin içinde. Yıllar öylece geçip gitmişti. Oktay liseyi bitirdiği zaman Doğan bey Kezban’a verdiği sözü tutmak için oğluna doktor olmasını istediğini söylemişti. Babasının mesleği genç delikanlıya da cazip geliyordu ama onun ideali diş doktoru olmaktı. Doğan bey bu seçime de itiraz etmedi. Onun üniversiteyi kazandığı haberi geldiği zaman Perihan hanımla ikisi dayanamayıp ağlamışlardı. Onunla gurur duyuyorlardı. Zaten uysal bir çocuktu Oktay. Hiç büyük bir problem yaşamamışlardı. Bir keresinde ağır bir hastalık geçirmiş, Perihan hanımın aklını başından almıştı. Çok şiddetli bir boğmacaya yakalanmıştı. Sabahlara kadar oturmuştu günlerce kadın. Doğan bey ne kadar: - Merak etme Perihan, bu hastalıkları yaşaması normaldir bu çocuğun, bunlar çocuk hastalığı... dese de kadıncağız yine heyecanını yatıştıramamış, korkuyla beklemişti. Liseyi bitirdiği gün diploma merasiminde de çok duygulu anlar yaşamışlardı. Okul üçüncüsüydü Oktay. Tebrikler üst düzey yöneticilerden gelmişti. Anne baba olarak gözleri yaşararak izlemişlerdi töreni. Hele Oktay çıkıp da bir konuşma yapınca, orada söyledikleri Perihan hanımın hıçkırarak ağlamasına neden olmuştu. Oktay kürsüye çıkıp konuşmasını: - Benim başarımdaki en büyük rol çok sevdiğim annem ve babama aittir. Eğer bir daha dünyaya gelseydim anne ve babamın yine benim annem ve babam olmasını isterdim... diyerek bitirmişti. Alkışlar salonu çınlatırken Perihan hanım elinde mendili hıçkırıklar içinde atılmıştı oğlunun kollarına. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT