BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Götür beni buralardan Şahin!

“Götür beni buralardan Şahin!

Kadın plastik bir kabın içinde on, on beş parça buz uzattı. Onun dolabı vardı. Onlar da eskiciden almışlardı ama işlerini görüyordu. Getirip sürahinin içine boca etti buzları. Şehnaz geri çekildi, sıçrayan yoğurtlar üzerine gelmişti. Sinirli bir şekilde bağırdı annesine:



Kadın plastik bir kabın içinde on, on beş parça buz uzattı. Onun dolabı vardı. Onlar da eskiciden almışlardı ama işlerini görüyordu. Getirip sürahinin içine boca etti buzları. Şehnaz geri çekildi, sıçrayan yoğurtlar üzerine gelmişti. Sinirli bir şekilde bağırdı annesine: - Yavaş, yavaş... - Kız tepemi attırma benim, paralarım seni şimdi! Doğru konuş benimle gözü kör olmayası... - Bıraksaydın dolap da alırdık, molap da... Seher bir yumruk indirdi “küt!” diye kızın sırtına: - Bırakayım da fingirdeseydin sen değil mi?!. Hemen tencereye su koyup bulguru ıslattı. Domatesleri doğrayıp bol soğanlı bir pilav yaptı. Acıkmıştı. Bankadaki paradan çekmişti bir miktar. Şehnaz yemekten sonra oturduğu köşeden asık bir suratla mırıldandı: - Bari bugüne kadar çalıştığım parayı alayım. Hakkım var atölyede... - İstemez, parası batsın. Var işte bizim paramız. Dudak büktü genç kız: - Hıı, var... bekle... - Senin niyetin o soysuza gitmek bilmiyor muyum ben? Kimin nesi o herif, utanmadın mı, baban yaşında ya o senin... Şehnaz gözlerini açtı: - Yok daha neler?.. Şahin genç bir kere, daha otuz yaşında... Seher hızla kalktı, yürüdü kızının üstüne. Kolunu kaldırıp siper etti Şehnaz. Ama gelen yumruktan koruyamadı kendini. Geceyi her ikisi de uykusuz geçirdikleri için yemekten sonra bir köşeye kıvrıldılar. Sıcağın da etkisiyle dalıp gittiler fazla geçmeden. Önce uyanan Şehnaz oldu. Aklı Şahin’deydi. Saate baktı. Yediye geliyordu. “Şimdi atölyenin kapısında beklemiş, beklemiş gitmiştir” diye düşündü Şahin için. Usulca kalktı, kolları, ayakları ağrımıştı düz yerde yatmaktan. Saçlarını geriye attı, duvarda asılı plastik kenarlı sırları dökülmüş aynaya baktı. Gözünün altındaki morluk iyice belirginleşmişti. Bir yanağı da hafifçe şişti. Pencereye doğru yürüdü. Birden irkildi. Oydu işte... Şahin’di karşıda duran. Arabasına yaslanmış, eve bakıyordu. Heyecandan az kalsın düşüp bayılacaktı. Korkuyla az ileride kıvrılmış, uyuyan annesine baktı. Seher kendinden geçmişti. Bir gün öncesinin yorgunluğu, uykusuz geçen gece, bugün gündüz yaptığı çarşı, pazar, banka gezintisi, bir de öğlen yediği bulgur pilavı kadıncağızın bütün direnme gücünü bir anda yok etmiş, bütün bu didinmelerin acısını çıkartırcasına dalıp gitmişti. Ağzı hafif açık, kesik bir hırıltı çıkıyordu boğazından. Ayaklarının ucuna basarak kapıya doğru yürüdü Şehnaz. Usulca açtı sokak kapısını. Ayaklarındaki terlikleri çıkartıp eline aldı, son hızla koşarak bekleyen arabaya doğru koştu. Şahin onun geldiğini görünce dudaklarının ucundaki sigarasını attı bir fiskeyle yere. - Şahin, götür beni, ne olur götür beni... Bak şu halime! Genç adam hayretle baktı genç kıza: - Ne oldu yahu? Ne oldu sana? - Dün... dün annem gelmiş... Nefes nefeseydi, arada bir korkuyla dönüp eve bakıyordu. - Atölyenin önünde görmüş bizi. Yasakladı artık işe gitmemi, dövdü beni, üzerime zincir vuruyor bir yere giderken. Şahin onun omzundan tuttu, işaret parmağıyla çenesinin altından başını kaldırdı. Yüzündeki berelere baktı: - Vah, vah, vah... Ne biçim kadın bu senin annen yahu, az kaldı öldürecekmiş... Bu gaddarlık... - Götür beni Şahin, kurtar beni. Böylece gelmeye razıyım sana... Genç adam birkaç saniye düşündü. Kimse bulamazdı onları. Çeker giderlerdi. İstediği gibi hevesini alır sonra da bırakırdı nasıl olsa, elinin altında kendisini böylesine seven bir kadının olması işine yarardı. - Atla arabaya, dedi... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT