BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bazı hadîs-i kudsîler

Bazı hadîs-i kudsîler

Büyük âlim Abdülhak-ı Dehlevî’nin ifâde ettiğine göre, Peygamber Efendimiz, “Hadîs-i Kudsî”leri söylerken, kendisini bir nûr kaplardı ve bu, onun hâlinden belli olurdu...



“Hadîs-i Kudsî”: Ma’nâsı, Allahü teâlâ tarafından, lafızları, kelimeleri ise, Resûl-i Ekrem (sallallâhü aleyhi ve sellem) tarafından olan “hadîs-i şerîf”lerdir. Diğer bir ta’rîfle, Allahü teâlâ tarafından, Peygamberlerin kalblerine bildirilen vahyi, Peygamberlerin kendilerine âit kelimelerle yanındakilere bildirmelerine “Vahy-i Gayri Metlüv” de denilmektedir. Büyük âlim Abdülhak-ı Dehlevî’nin ifâde ettiğine göre, Peygamber Efendimiz, “Hadîs-i Kudsî”leri söylerken, kendisini bir nûr kaplardı ve bu, onun hâlinden belli olurdu. Biz bugünkü makâlemizde sizlere örnek olmak üzere bazı “hadîs-i kudsî”leri arz edeceğiz. HAK TEÂL BUYURDU Kİ: “Lâ ilâhe illallah kal’amdır. Bunu okuyan kal’ama girmiş olur. Kal’ama giren de azâbımdan emîn olur, kurtulur.” (İmâm Ahmed İbn-i Hanbel) Levh-i mahfûza ilk olarak; “Benden başka Allah yoktur. Muhammed (aleyhisselâm) benim Resûlümdür ve Habîbimdir ve her şey benim mahlûkumdur. Her şeyin Rabbiyim, Hâlikıyım (yaratıcısıyım)“ yazıldı. (Müsned-i Ahmed İbn-i Hanbel) “O (Hazret-i Muhammed aleyhisselâm) olmasaydı, Allahü teâlâ mahlûkları elbette yaratmazdı ve rubûbiyyetini belli etmezdi.” (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî) “Kibriyâ (üstünlük) ve azamet (büyüklük) bana mahsûstur. Bu ikisinde bana ortak olanı Cehennem’e atarım, hiç acımam.” (Ebû Dâvûd) “Ben azîmü’ş-şân (şânı büyük, çok yüce), melik-i deyyânım. Benim verdiğim rızkı yiyip de, bana ortak koşanlar ve bana değil de putlara ibâdet edenler nerededirler? O kimseler benim verdiğim rızık ile kuvvetlenip de bana âsî olurlar (karşı gelirler). Cebbâr (zorba kimseler) ve zâlimler (zulm edenler) nerededirler? Kibirlenen (büyüklük taslayanlar) ve öğünenler nerededirler?” (ed-Dürretü’l-Fâhire) “Sâlih kullarım için, Cennet’te, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği, hiçbir insanın gönlünden geçirmediği birtakım ni’metler hazırladım.” (Et-Tergîb ve’t-Terhîb) “Evliyâmdan birine düşmânlık eden, benimle harb etmiş olur...” (Buhârî) “Ey Âdemoğulları! Bir kimse benim kazâma râzî olmaz ve benim tarafımdan gelen belâlara sabretmez, verdiğim ni’metlerime şükr etmez, ihsân ettiğim dünyâ ni’metlerine kanâat etmezse, Ben’den başka bir Rab arasın. Ey Âdemoğlu! Bir kimse benim belâma sabrederse, benden râzî olmuş olur, yâni rubûbiyyetimi tasdîk etmiş olur.” (Dıyâü’l-kulûb) “Kullarımdan herhangi birine; bedeninde, malında veya evlâdında bir musîbet verdiğim zaman bu musîbeti sabr-ı cemîl ile (güzelce sabrederek) karşılarsa, kıyâmet günü onun için mîzân kurmak ve defter açmaktan (hesâptan) hayâ ederim.” (İhyâ) “Kulumu bir belâ ile ibtilâ (imtihân) ettiğim vakit, sabreder ve ziyâretçilerine beni şikâyette bulunmazsa, ona etinden daha iyi et, kanından daha iyi kan veririm. İyileştiği vakit günâhsız olarak iyileşir. Onu öldürürsem, rahmetime yâni Cennet’ime gider.” (Muvattâ-i İmâm Mâlik) Yine Allahü teâlâ buyuruyor ki: “Ey kulum! Emrettiğim farzları yap, insanların en âbidi (ibâdet edeni) olursun. Yasak ettiğim harâmlardan sakın, vera’ sâhibi olursun. Verdiğim rızka kanâat eyle, insanların en ganîsi olursun, kimseye muhtâc kalmazsın. (Mişkât, el-Câmiu’s-Sağîr, Riyâzu’s-Sâlihîn) “Kulum farzları yapmakla bana yaklaştığı gibi, başka bir şeyle yaklaşamaz. Kulum nâfile ibâdetleri yapınca, onu çok severim. Öyle olur ki, benimle işitir, benimle görür, benimle her şeyi tutar, benimle yürür. Benden her ne isterse veririm. Bana sığınırsa, onu korurum. (Buhârî) “...Oruç bana mahsustur. Onun karşılığını ben veririm...” (Buhârî) DİĞER BAZI HADÎS-İ KUDSÎLER Allahü teâlâ yine buyurdu ki: “Size gönderdiğim İslâm dîninden râzîyım (yâni bu dîni kabûl edenlerden, bu dînin emir ve yasaklarına tâbî olanlardan râzı olurum; onları severim). Bu dînde olmak ancak cömerdlikle ve iyi huylu olmakla tamâm olur. Dîninizin tamâm olduğunu her gün bu ikisi ile belli ediniz. (Taberânî) “Nefsine düşmânlık et! Çünkü o, benim düşmânımdır.” (Mektûbât-ı Rabbânî) “Kul, şehvetlerini (nefsinin isteklerini) benim tâatim üzerine tercîh ettiği vakit, ona vereceğim cezânın en hafîfi, bana münâcât zevkinden onu mahrûm etmektir.” (İhyâ) “Ey dünyâ! Bana hizmet edene hizmetçi ol! Sana hizmet edene güçlük göster.” (Berîka)
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT