BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şiddet ve anneler

Şiddet ve anneler

Okuyucularımız bilirler ki yeri geldikçe şiddete maruz kalan kadınlarımızla, kadın hakları ve kadın erkek eşitliği üzerine yazılar yazarım. Ama bu şiddet, dayak, cinnet olayının başka bir cephesi daha var, onu görmezden gelemeyiz.



Okuyucularımız bilirler ki yeri geldikçe şiddete maruz kalan kadınlarımızla, kadın hakları ve kadın erkek eşitliği üzerine yazılar yazarım. Ama bu şiddet, dayak, cinnet olayının başka bir cephesi daha var, onu görmezden gelemeyiz. Ülkemizde çocuklar da maalesef dayaktan, kötekten paylarını alarak yetişiyorlar. Hatta dayak kimilerince çocuklar için bir eğitim, adam olma aracı olarak görülmekte. Başka ülkelerde de vardır ama bizde ötedenberi çocukların dövülmesi neredeyse hoşgörüyle karşılanmıştır. Çocuk, bilmediği bir aleti kurcaladı mı vur eline, çocuk ağladı mı birşeyi tutturdu mu vur ağzına, içeceğini yemeğini döktü mü, birşey kırdı mı vur kafasına... Çocuk, bu dayaklar sonucu ya sinik, korkak biri olup çıkıyor ya da arsız yüzsüz, utanmaz biri. Dayağın insanları uslandırdığına, adam ettiğine inanmayın. Tam tersine yetenekleri söndüren, cesareti, güveni kıran birşeydir dayak. Hep yazarız çizeriz, ezilen dövülen kadınları... Ya kadınlar, anneler çocuklarına karşı nasıl davranıyorlar acaba? Kimse bunun üzerinde durmuyor. Oysa kadın hakları, insan hakları kadar çocuk hakları diye de birşey var ve olmalı. İlerde çözümsüz sorunlarıyla ortaya çıkan çocuklara önce sorulan sık sık dayak yiyip yemediği. Dayak aile içinde başvurulacak en ilkel yöntem bence. Geçen gün böyle bir olaya üstelik sokakta şahit oldum. Çok genç bir hanımdı, yanında bir hanım daha vardı. Sözünü ettiğim kadın dört-dört buçuk yaşında görünen oğlunu elinden tutmuş yürüyordu, gelgelelim yürüdüğüne hatta yaşadığına pişman. Çocuk birşey tutturmuş ağlıyor, kadın sokağın ortasında olduğunu unutmuş bas bas bağırıyor. Çocuk robadan yün örme paltosu, yün başlığı ile sevimli mi sevimli, toraman birşey, durup sevesiniz gelir. Kadın birden o güzelim çocuğun ağzına vurmaya başladı. Ağzı burnu kanar mı, beyni sarsılır mı düşünmeden. Kocasına duyduğu öfkeyi mi boşaltıyordu, yoksa bir çocuğu olduğuna mı pişmandı bilinmez. Sonra da elini bıraktı, yoldan hızla arabalar gelip geçiyordu, çocuk bir yandan ağlıyor, bir yandan annesinin ardınca yürüyordu. O anda bir arabanın önüne fırlayabilirdi. Seslendim, böyle vurmamasını, çocuğa şu yolda sahip çıkması gerektiğini söyledim. Kadın “Sana ne, sen ne karışıyorsun?” demez mi. Sonradan eve geldiğimde düşündüm. Ne çekiyorsak cehaletin elinden çekiyoruz diye. Çocuğun ağzına inen tokatlar içimi yaralamıştı. Keşke orada bu kadına uzun bir söylev çekseydim ya da yakasını tutup “Sen bu çocuğu ne hakla dövüyorsun?” deseydim... Savaştan vazgeçtiğim için kendimi kusurlu buldum. Hâlâ o çocuğun annesinin ardınca yürümesi, korunmaya muhtaçlığı gözümün önünde. Dünyada kimbilir ne kadar çok evlat sahibi olamamış kadın var. Böyle bir evlat için varını yoğunu verecek olanlar bu çocuğa sahip olsaydılar kimbilir onu nasıl hoş tutar, nasıl sever okşarlardı. Bu ise onun değerini bilmiyor, o güzel varlığı kıyasıya dövüyordu. Ne olur anneler öfkenize yenilmeyin! Çocuklarınızı dövmeyin, onları sevgiyle, şefkatle, iyilikle yola getirmeye çalışın... Onları rahatınıza engel, baş ağrıtan varlıklar olarak görmeyin. Anneliği kutsal bir görev bilin, çocukları ise size verilmiş armağanlar olarak kabul edin. Sonraki pişmanlıklar hayatınızın sonuna kadar içinizi yakar.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT