BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hem güzel olsun hem de zengin diyoruz ama...

Hem güzel olsun hem de zengin diyoruz ama...

Yaş gelmiş otuz beşe... Kendisini çok seven arkadaşı bir türlü evlenmeyen kız beğenmeyen arkadaşına “Yeter yahu, onu beğenmezsin, bunu beğenmezsin, aradığın şartlar ne, söyle de ona göre kız bakalım” demiş.



D E L İ C E Halil Delice halil.delice@tg.com.tr Yaş gelmiş otuz beşe... Kendisini çok seven arkadaşı bir türlü evlenmeyen kız beğenmeyen arkadaşına “Yeter yahu, onu beğenmezsin, bunu beğenmezsin, aradığın şartlar ne, söyle de ona göre kız bakalım” demiş. O da “Evleneceğim kız, ahlaken güzel, yüzü ay gibi olmalı, hurileri kıskandırmalı, aynı zamanda zengin olmalı, hayat pahalılığının dayanılmaz olduğu günümüzde evin geçimini üzerine almalı” cevabını vermiş. Bu cevapla aklı başından gidecek gibi olur ve “Hadi be oradan bu zamanda senin aradığın şartlarda bir bayan bulursam ikinci defa evlenirim, sana niçin isteyecekmişim” diye tepki gösterir. Günümüzde yağlı güreşteki durum da bundan pek farklı değil. Herkes Kırkpınar’daki baş güreşlerin itiş kakış olmasından, hiç oyun gösterilmemesinden şikâyetçi. Biz ısrarla “Bunun çözümü üç ihtar göstermekten geçer. Güreşmeyene, güreşe girmeyene vereceksin üç ihtarı, tribüne göndereceksin” dedik, yazdık. Yazdık ama üç ihtara ne seyirci razı ne de güreşçiler. Seyirci kendi güreşçilerine ihtar verilince feryadı basıyor, güreşçi de ihtar veren kule hakemlerinin üzerine yürüyor, yapabilse ikinci kattaki hakemlerin yanına çıkacak, bir güzel meydan dayağı çekecek. Geçen üç ihtarı hak eden onlarca güreş arasından kule hakemleri ancak bir güreşçiye üç ihtar verebildiler, o da gariban, taraftarı olmayan bir güreşçiydi. Durumu yağlı güreş yetkilileriyle gö-rüştük. “Halil Bey, sana hak veriyoruz. Güreşleri hareketlendirmenin, seyredilir kılmanın yolu üç ihtarı işletmekten geçer. Ama seyircinin tepkisini görüyorsun. İhtarları ikiye kadar veriyoruz, ama üçüncüyü vermeye açıkçası cesaret edemiyoruz” itirafından bulundular. Yağlı güreşin manevi güzelliğini tamamen unutmuşuz, kimsenin böyle bir derdi yok. Herkesin derdi, maddi tarafı. Pehlivanlar “Yağlı güreş ekmek kapımız, yağlı güreşten geçiniyoruz” diye açıkça söylüyorlar. “Kırkpınar’a layık olamıyoruz, onu temsil edemiyoruz” diye bir dertleri yok. Seyirciler de yalnızca güreşlerin daha seyredilir olması derdinde. Ama bunun için bile egolarının yaralanmasına, kendi güreşçilerine ihtar gösterilmesine tahammül edemiyorlar. Ölçü, yalnızca dünya, dünyanın üç günlük menfaatleri olunca neticesi bu oluyor. Eğer ölçü, Kırkpınar’ın temsil ettiği ebedi değerler, güçlüyken adil olmak, nimet arttıkça buğday başağı gibi boynunu bükmek, sahip bulunulan nimetlere şükür, hesabını vermek olsa görün hem Kırkpınar’da hem de gönüller de nice solmaz çiçekler, güller açar.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT