BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Her zaman, her yerde ve her işte doğru bir rehbere ihtiyaç vardır

Her zaman, her yerde ve her işte doğru bir rehbere ihtiyaç vardır

Mevcûdât (Varlıklar); “Cemâdât: Cansızlar”, “Nebâtât: Bitkiler” ve “Hayvânât: Canlılar” diye üçe ayrıldığı gibi, bir başka yönden de yine üçe ayrılmaktadır: Bunlar da; “Ahyâr: İyiler: Melekler bu kısımda”, “Evsât: Orta Tabaka: İnsanlar ve cinnîler bu kısma girmektedir” ve “Eşrâr: Kötüler: Şeytânlar da bu kısmı teşkîl etmektedir.” “İnsan” denen değerli varlığın mantık kitaplarında bir tarifi var: “El-insânü medeniyyü’t-tab” şeklinde. Bu ibâre, “insan medenî tabîatlidir” demektir.



Mevcûdât (Varlıklar); “Cemâdât: Cansızlar”, “Nebâtât: Bitkiler” ve “Hayvânât: Canlılar” diye üçe ayrıldığı gibi, bir başka yönden de yine üçe ayrılmaktadır: Bunlar da; “Ahyâr: İyiler: Melekler bu kısımda”, “Evsât: Orta Tabaka: İnsanlar ve cinnîler bu kısma girmektedir” ve “Eşrâr: Kötüler: Şeytânlar da bu kısmı teşkîl etmektedir.” “İnsan” denen değerli varlığın mantık kitaplarında bir tarifi var: “El-insânü medeniyyü’t-tab” şeklinde. Bu ibâre, “insan medenî tabîatlidir” demektir. “Kınalızâde Alî Efendi” isimli ahlâk âliminin de, “Ahlâk-ı Alâî” isimli kitâbında ifâde ettiğine göre, “insan” denen şerefli varlık, “medenî” olarak yaratılmıştır. Yanî insanlar topluluk hâlinde, yardımlaşarak yaşayan, kibâr, nâzik, terbiyeli, görgülü kimselerdir. Hayvânlarla insanlar arasında çok büyük farklar vardır. Meselâ hayvânlar medenî yaratılmamışlardır; şehirlerde birlikte yaşamaya mecbûr değildirler. Ama insanlar, nâzik, zayıf yaratıldıkları için, pişmemiş yemek yiyemezler. Gıdâ, elbise ve binânın kendileri için hâzırlanması lâzımdır; yâni san’atlara ihtiyâçları vardır. Kitaplarda Medeniyetin tarifi de şöyle yapılır: “Ta’mîru’l-bilâd ve terfîhu’l-ıbâd”. Bu ne demek? Bunu kısaca şöyle îzâh edebiliriz: “Beldeleri i’mâr etme (bayındır hâle getirme) ve kulları refâha kavuşturma (müreffeh kılma).” HAYATIMIZIN SAFHALARI... İslâm dîni de, Peygamber Efendimiz tarafından, iki madde hâlinde özetlenmektedir: “et-Ta’zîmü li-emrillah ve’ş-şefekatü li-halkıllah”. Ya’nî Allah’ın emrine ta’zîmde bulunmak ve mahlûkâta şefkat etmek. Yaratılmışların en şereflisi kılınan insanoğlunun hayâtı, 4 safhadan ibârettir. Bu, bütün insanlar için mevzûubahistir. 1- “Anne karnındaki hayâtı”: Bu hayât, en kısa olan dönemdir; gerçekten çok kısadır, a’zamî 9 ay 10 günden ibârettir. 2- “Dünyâ hayâtı”: Bu safha, Türkiye’deki ortalamaya göre 60-70 sene kadar sürmektedir. 3- “Kabir hayâtı”: Bu merhale, dünyâ hayâtına nisbetle biraz uzunsa da, o da geçicidir. 4- “Âhıret hayâtı” ise son safha olup dâimîdir. Bunlardan ikinci merhale olan dünyâ hayâtını ele alacak olursak, 30 yaşına kadar “genç”, 50 yaşına kadar “yetişkin”, 70 yaşına kadar “ihtiyâr”, 70’den sonrasına ise “pîr-i fânî” denilmektedir. Demek ki dünyâ hayâtı da, böyle 4 basamak hâlinde ele alınıyor. Görüldüğü gibi, çocuklar ve gençler birinci kategoride yer almaktadırlar. Hepimiz yakînen biliyoruz ki, çocukluk da, gençlik de çok çabuk geçen devrelerdir; her iki dönem de âdetâ yıldırım hızıyla geçmektedir. Önemli olan, ömrün bahârı mesâbesindeki bu çocukluk ve gençlik dönemini, Rabbimizin râzî olduğu şekilde, âilesine, milletine, memleketine, vatanına ve devletine, hattâ bütün insanlığa faydalı olarak geçirmektir... Cenâb-ı Hak, şüphesiz ki bütün insanlara sayılamayacak kadar çok ni’met, iyilik vermiştir. Allahü teâlânın merhameti, ihsânı, ni’metleri o kadar çoktur ki, bunu ancak “sonsuz” kelimesiyle ifâde edebiliriz. Bunların en büyüğü ve en kıymetlisi ise, Resûller ve Nebîler (aleyhimüsselâm) göndererek sırât-ı müstakîmi, doğru yolu, İslâmiyeti, ebedî saâdet yolunu, rızâsına giden yolu, Cennet yolunu göstermesidir. Yüce Allah, kullarına çok acıdığı için, onların dünyada râhat, huzûr içinde, kardeşçe yaşamaları, âhirette de sonsuz saâdete, bitmez-tükenmez ni’metlere kavuşmaları için, yapılması lâzım olan iyilikleri ve sakınılması lâzım olan kötülükleri, bütün Peygamberlerine bildirmiş, bunları bildiren birçok kitap (yüz suhuf ve dört kitap) da göndermiştir. Bilindiği gibi, bu kitaplardan yalnız Kur’ân-ı kerîm bozulmamıştır. Allahü teâlâ, kullarına râzı olduğu ve beğendiği yolu göstermek için, çeşitli kavimlere, zaman zaman Peygamberler göndermiştir. Muhammed aleyhisselâmı ise son Peygamber olarak bütün insanlara ve cinnîlere göndermiştir. Bunun için Peygamberimize “Hâtemü’n-nebiyyîn” veya “Hâtemü’l-Enbiy┠denilmiştir; ayrıca “Resûlü’s-sekaleyn” sıfatı da vardır. EĞİTİMDE İŞİN ESÂSI NEDİR? Eğitimde işin esâsı, hem kendisine faydalı, hem de âilesine, milletine, memleketine, vatanına ve devletine, tüm Müslümânlara, hattâ bütün insanlığa faydalı birer unsur meydâna getirmektir. İşte bu güzel ülkenin bütün müesseselerinin ve vatandaşlarının ana hedefi bu olmalıdır. Bu da, iyi bir eğitim ile mümkün olabilir. Şüphesiz ki, eğitimciler için nümûne-i imtisâl yani örnek insan, ideal eğitimci, bundan 14 asır evvel, tek başına teblîgâta başlayarak 23 sene gibi çok kısa bir zaman zarfında, târihin bir benzerini görmediği ve kıyâmete kadar da göremeyeceği 150.000 kâmil insânın meydâna gelmesine vesîle olan, “Asr-ı Saâdet”in başmi’mârı sevgili Peygamberimizdir...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT