BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Burası Etiyopya GÖRMEK ÜTOPYA!

Burası Etiyopya GÖRMEK ÜTOPYA!

84 bin kişiye bir doktorun düştüğü Etiyopya’da 500 bin kataraktlı hasta var. Buna karşılık sadece 200 göz doktoru görev yapıyor.



ÖZEL HABER Osman Sağırlı osman.sagirli@tg.com.tr HAZRETİ NECAŞİ’NİN TORUNLARINA VEFA Müslümanlara kucak açan Habeşistan Kralı Necaşi’nin torunlarına sahip çıkan İHH ve TİKA, gözlerinde katarakt olan binlerce hastanın sağlığına kavuşmasına vesile oldu. 500 BİN KATARAKTLI 84 bin kişiye bir doktorun düştüğü Etiyopya’da 500 bin kataraktlı hasta var. Buna karşılık sadece 200 göz doktoru görev yapıyor. İYİ NİYET ELÇİLERİMİZ Medeni ülkelerde 65 yaş üstünde görülen bu hastalıkla mücadele için, İHH ve TİKA, “iyi niyet elçilerimiz” olarak görev başında... HİÇ DOKTOR GÖRMEMİŞ Odaları tek tek gezerken Nuriye adlı küçük kız ile göz göze geliyorum. Babasının fotoğraf çekmem için yalvar yakar olduğu Nuriye de ameliyat olacaklar arasında. Gözündeki kist alınan Nuriye 4153’üncü hasta olarak odasına çekildiğinde ise adeta bir dram çıkıyor ortaya. Her gün 3 saat yol yürüyerek eşeklerle evine su taşıyan Nuriye, hayatında hiç doktor ve okul yüzü görmemiş. Yaşını dahi bilmeyen Nuriye, Türkiye’nin adını bile duymamış. DÜNYA GÖZÜYLE GÖRMEK İSTİYORLAR Addis Ababa’ya yaklaştığımızda uçak öyle bir trübülansa giriyor ki, pilotun ard arda ‘panik yapmayın’ ikazları, yolcuların yüksek sesle okudukları duaların arasında kaybolup gidiyor. Yarım saat boyunca kâh aşağı kâh yukarı, bir sağa bir sola yalpayan uçak nihayet pisti ortalayıp inmeyi başarıyor. Depremden sonra kaçışan insanlar gibi yolcular da uçağın durmasını bile beklemeden kapılara doğru koşuşturmaya başlıyor... Ancak bizim için en büyük problem pasaport kontrol sırasında yaşanacak. NTV’den Can ve Cumhur her ne kadar küçük kamera getirmiş olsalar da kapıdan geçmeleri zor görünüyor. Hele gazeteci olarak asla! İHH’nın Afrika Katarakt Projesi Sorumlusu İhsan Özyürek’in “Endişe etmeyin arkadaşlar. Bu ülkenin insanları hoş görülüdür” telkinleri eşliğinde herkes önündeki formlara, kendilerine göre (gazeteci hariç) bir meslek yazıyor. Beni inşaat mühendisi olmaya layık görmüş olacaklar ki, koca koca objektiflerime rağmen kontrol etme gereği bile duymadan içeri buyur ediyorlar. Ancak Cumhur’un öğretmenliğine itiraz ediyorlar. ÖĞRETMEN BEY BU NE? Federal polis, “Aç bakalım çantayı öğretmen Bey” diyerek Cumhur’u yarım saat boyunca sorguya çekiyor. “Bu kamera profesyonel. Öğretmende bunun işi ne?” itirazıyla kameraya el koyuyor. El Cezire televizyonunun kısa bir süre önce hükümete karşı ayaklanmaların yaşandığı Somali Land bölgesindeki röportajlarının faturası bir nevi bizimkilere kesiliyor. Katar ile her türlü diplomatik ilişkileri kesen Etiyopya’nın gazetecilere yönelik bu kararına saygı duymak zorundayız. Duymasak ne yapacağız? O da ayrı mesele. Alandan çıkar çıkmaz şakır şakır yağan yağmur eşliğinde Dr. İbrahim Ebubekir karşılıyor bizi. İbrahim, hem Marmara Üniversitesi’den mezun hem de Türkiye’den evli. Yüzümüze bakar bakmaz durumu anlıyor, “Olur böyle vakalar, bu tip kameraları Türk polisi de yakalar” sözleriyle gecenin esprisini patlatıyor. “Hele siz şimdi otelde bir güzel dinlenin sabah olunca size kamera buluruz” diyerek bizi Hotel Deselegn’e bırakıyor. Köpek orkestrası gece boyunca konser vermekte kararlı. İhsan Bey de horlama konçertosuyla eşlik etmeye başlıyor ki, gel keyfim gel!.. Bir sağa bir sola dönerek üzerimdeki bütün kışlık kıyafetlere inat birbirine vuran dişlerimi sıkarak sabahı zor ediyorum. FRANCO “1 BİRR” PLEASE! İhsan Bey, sabah her türlü tropikal meyvenin midemize yol almak için hazır kıta beklediği bir kahvaltı sofrasında güzel ziyafet çekiyor. Ardından Dr. İbrahim’in rehberliğinde sağanak yağmura rağmen Addis’in sokaklarına düşüyoruz. “Franco, Franco birr birr (yerel para birimi)” nameleri eşliğinde trafik ışıklarında aracın camlarına yapışan Adis’in dilencileri, “1 birr” koparabilmek için ilahiler söyleyip olmadık yollar deniyor. Kontör ya da kitap satmaya çalışanlar ise İngilizcenin canına okuyor. İşsizliğin yüzde 40, okur-yazar oranının da yüzde 43 olduğu Afrikanın en fakir üçüncü ülkesinde aylık 200 birr’e (yaklaşık 15 dolar) geçinen insanların, bir beyazı yürüyen bir banka şubesi gibi görmesinden daha doğal ne olabilir ki? İhsan Bey, yol boyu kimseyi kırmamaya özen gösteriyor. Bir deste 1’lik birr’i yarım saat içinde herkese dağıtıp dualarını alıyor. Bizler gün boyu meydanlarda maç izleyen insanlarla hasbihal edip, bol bol Etiyopya’nın meşhur acı kahvesi Maketo’yu yudumlarken, İbrahim de sayısız telefon görüşmesinin ardından nihayet NTV’nin kaptırdığı kameranın aynısını buluyor. DÜĞÜNE GİDİYORUZ Artık, İHH İnsani Yardım Vakfı ile TİKA’nın Etiyopya’da ortaklaşa yürüttüğü Afrika Katarakt Projesi için Mekele’ye gidebiliriz. Sabahın 4’ünde buz gibi havaya aldırış etmeden havaalanını yolunu tutuyoruz. Kamera yine problem ama İbrahim bu defa olaya el koyuyor; “Abiler ben düğüne gidiyorum kamera da benim. Siz de ister sanatçı ister davetli olun peşime takılın” diyor. Mesele düğün olunca bütün kapılar sonuna kadar açılıyor. Ülkenin kuzeydoğusuna düşen Tigray eyaletine bağlı Mekele şehri, adeta büyük bir köyü andırıyor... Sabahın ilk ışıklarıyla yollara düşen ve sayıları binleri bulan eşeklerin ayak sesleri şehrin sessizliğini bozuyor. Güneşin dağların arkasından kendini göstermesiyle de ortalık kaynamaya başlıyor. 18 derecelik Addis’in havasına inat, daha öğlen olmadan termometreler 43’e dayanıyor. İhsan Bey hastalara günlerce öncesinden İHH’nın katarakt ameliyatları yapacağının duyurulduğunu söyleyip, “Arkadaşlar sıcak mıcak kaybedecek zaman yok. Çayınızı içtiyseniz hemen çıkalım” diyor. Mekele Sağlık Müdürlüğü’nün hazırladığı araçlara binip uzaklığını yerellerin dahi bilmediği Affar eyaletine doğru yola çıkıyoruz. BUGÜN 10. AYIN 21’İ 10 kilometre gitmeden toprak bir yola sapıyoruz. Sıcak bir yandan, toz bir yandan... Yolda patlayan tekerlekler, arabanın geçmekte zorlandığı engeller ise cabası. Hani bir tane de yol tabelası olsa! Affar’ı kime sorsan, “Elini havaya kaldırıp 10 kilometre ötede” diyor. Sinirler geriliyor, sabırlar tükeniyor. Dr. İbrahim, “Abiler hangi yıldayız biliyor musunuz?” diye soruyor. Belli ki güneş fena çarptı! Gülerek, “2002 yılınının onuncu ayı olan Pagund ayındayız ve ayın 21’i!” diyor. “Bizimkiler İskenderiye takvimini kullanıyor. Biz de her yıl 13 aydır. Seneler 366 gün, gece ve gündüz ise eşittir. Hatta şu an sizin saat 13 ama biz de henüz 6” diyen İbrahim, “Ben bilmiyorum ama belki kilometreler de farklıdır” diyerek olayı şakaya vuruyor. Abartısız tam beş saatlik bir yolculuğun ardından hastaların toplandığı Brahlin bölgesine varıyoruz. Ellerinde bastonlar olan yüzlerce insan, kızgın güneşin altında bekliyor. Küçük çocuklar büyüklerin gölgesine sığınmış, sivrisinekler sorti yapacak beden arıyor. Hastalar, bizi farkedince etrafımızı sarıyorlar. Her biri kendi durumunu anlatma telaşında. Dillerini bilmediğimizden her geleni İbrahim’e gönderiyoruz. Sonunda O da patlıyor. “Arkadaşlar ben Amherikçe konuşuyorum, bunlar Affarca, doktorlar Tigrayca konuşuyor. Burada 80 dil konuşulur. Alfabemiz bile 300 harf, nasıl anlaşacağız” diyor. Haydaaa! nereye düştük böyle! KAMERAYI GÖREN... İhsan Beyin “Arapça bilen var mı?” çağrısı üzerine Somali tarafından gelenler toplanıyor. Onların nezaretinde kalabalığa çekidüzen vermeye başlıyor. İbrahim ise bir iki Amerikçe bulan tespit ediyor, işi hızlandırıyorlar. Elimde fotoğraf makinesi, hastaların arasında dolaşıyorum, her biri başını objektife doğru yaklaştırıyor. İki eliyle gözünü sonuna kadar açıyor. Kataraktlı bölgeyi gösteriyor. Ben “tamam” diyene kadar da öylece bekliyor. Artık vesikalık göz fotoğrafçısı gibi oldum. Bu arada uzun süredir peşimde dolaşan yaşlı bir adam adeta zıvanadan çıkıyor. “Doktor doktor! İnna lillah ve inna ileyhi...” diye diye peşimden koşturmaya başlıyor. Tam bastonu kafama indirecekken elini tutuyorum. Meğerse adam benim fotoğraf makinasıyla ameliyat yaptığımı sanıyormuş, herkes gibi gözünü gösteremediği için kızmış. Kalabalığın arasındaki küçük bir kız dikkatimi çekiyor. İhsan Bey sanki duygularımı okuyor. Çocuğu kaptığı gibi doktorların bulunduğu odaya sokuyor. Adı Halime Muhammed, 10 yaşında. Doktorlar Nigatu, Halisilese ve Futsun Burhan Halime’yi ayrı ayrı kontrol ediyor. Hepsi de kızının başında bekleyen babaya, “Ne yazık ki yapabileceğimiz bir şey yok” diyor. Birbuçuk yıl önce gözüne gelen taşla korneası çizilen Halime, boynu bükük şekilde evine gönderiliyor. KIRMIZILAR AMELİYATA Hastaların biri giriyor diğeri çıkıyor. Doktorlar, kimine kırmızı kağıt verip ameliyat için 5 saat uzaklıktaki Mekele’ye buyur ediyorlar, kimine de damla verip gönderiyorlar. Akşama kadar tam 1000 hastayı tarıyorlar. Hava kararmaya yüz tuttuğunda susuzluktan ve kum fırtınasından hiç birimizde mecal kalmıyor. Bir damla soğuk su bulabilmek için Taro Bora denilen beldeye gidiyoruz. Eritre’ye 35 kilometre mesafedeki beldede bulduğumuz o suya, servet isteseler inanın öderdim. Dönüş yolunda İhsan Bey çoktan uykuya dalmış bile, yüzündeki o tebessüm günün ekrana yansıyan görüntüsü gibi. Ben daha ilk seferde perişan haldeyim. Ama İHH’nın onlarca görevlisi bu topraklara sayısız sefer yapıyor. İnsan düşünmeden edemiyor. Kalkacaksın, binlerce kilometre öteden geleceksin, günlerce olmayan yolları aşacaksın, gideceksin, bırak teknolojiyi suyun bile olmadığı bir ülkede doktor bulacaksın, onlarca motosikleti köylere gönderip yalvar yakar hasta toplayacaksın, hastane ayarlayacaksın, bürokrasi ile boğuşacaksın, sonra da insanlara birşeyler anlatacaksın! Peki kazancın ne? Bunun açıklaması manevi hazdan başka ne olabilir? TÜRKİYE’YE DUA VE SELAM İHH’nın kiraladığı otobüslerle Dr. Futsun Bilal’in polikliniğine getirilen hastalar bizi tekrar karşılarında görünce bir başka mutlu oluyor. İdris adlı 50 yaşlarındaki hastanın ellerime yapışarak ettiği dualar hâlâ kulaklarımda çınlıyor. Hastanede o gün onlarca hasta ameliyat oluyor, her gözü açılan ise karşılarında Türkleri görüyor! Bize ise Mulumahari, Fatma, Hayle Tamesga, Tasful Haragot ve Mahalitez Gabrevelt gibi ağzı dualı Etiyopyalıların ameliyat olmalarına vesile olanlara gönderdikleri selamları iletmek ve Peygamberimizin gönderdiği Sahabelere kucak açan Hazreti Necaşi ve yanında medfun bulunan 16 sahabeyi ziyaret edip, Türki-ye’ye geri dönmek düşüyor... 120 LİRALIK BAĞIŞLA... Afrika Katarakt Projesi Sorumlusu İhsan Özyürek; Etiyopya’da 3 yıldır ameliyat yapıyor. “120 liralık bir bağışla bir katarakt ameliyatı yapılabiliyor. Şu anda ulaştığımız rakam 40 bin, hedefimiz ise 100 bin. Darfur’da da 3 bin ameliyat projemiz var” diyor... 100 SU KUYUSU AÇTIK TİKA Etiyopya Koordinatörü Abdullah Sarı; “Etiyopya’da kişi başına düşen günlük su tüketimi 2.5 litre! Bu rakam Mısır’da 70, Avrupa’da 150 litre. 3 milyon dolar bütçe ayırıp 100 civarında su kuyusu açtık. Türkiye’nin buradaki iyi niyet elçileriyiz” şeklinde konuştu. ÜRKÜTÜCÜ RAKAMLAR Etiyopya Proje Sorumlusu İbrahim Ebubekir, “Etiyopya’da 84 bin kişiye bir doktor düşüyor. Katarakt, medeni ülkelerde 65 yaş üstü hastalık, ancak burada çok yaygın, 500 bin kataraktlı, sadece 200 göz doktoru var” dedi.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 99057
    % 1.2
  • 5.7789
    % -0.85
  • 6.4238
    % -1.02
  • 7.4282
    % -0.65
  • 277.238
    % -0.21
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT