BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > TGRT Haber Dairesi Başkanı Mehmet Soysal’ın programına konuk olan Uğur Dündar: "Şöhret olmayı isteme

TGRT Haber Dairesi Başkanı Mehmet Soysal’ın programına konuk olan Uğur Dündar: "Şöhret olmayı isteme

Meslek hayatı boyunca sadece toplumun gerçekleri öğrenmesini hedeflediğini belirten Uğur Dündar, “Eğer ben televizyonculuk mesleğine başladığımda, bir gün birisi bana bugünkü görüntümü tarif etseydi, bugün geldiğim yeri daha o zamandan tahmin etseydi, korkar ve çekinirdim. Çünkü ben bu kadar şöhretli bir insan olmayı hiç arzulamadım” dedi.



Televizyon dünyasının ünlü ismi Uğur Dündar, TGRT Haber Dairesi Başkanı Mehmet Soysal’ın hazırlayıp sunduğu “Başbaşa” programının konuğu oldu. Kanal D Genel Yayın Yönetmeni Uğur Dündar, Soysal’ın sorularını şöyle cevapladı: - Soysal - Hıncal Uluç ağabeyimizin bir yazısını internetten çıkardım: “Uğur Dündar olmak”. “Uğur Dündar olmak kolay değil, bunu en iyi bilenlerden biri benim” diyor. “1969’da TRT Ankara Televizyonu’nda, 30 metre kare çaplı minnacık bir daire içinde yayın yaparken, Yılmaz Tekin bir spor servisi kurmuştu. Hazırlanan programı ben sunuyordum. Uğur’u tanıdığımda serviste stajyerdi ama her salı gecesi, yayın sırasında hep oradaydı. Gece yarısına kadar kalan tek kişi oydu, kimse ona görev vermediği halde. Bu günleri hatırlatır mısınız? Dündar -Hıncal ağabeyin benim üzerimdeki emeği çok büyüktür. Bunu hiçbir zaman unutmam. Beni eleştirileri ile çok motive etmiştir. Hıncal ağabey o zamanlar hem televizyonda bir program hazırlar, hem de pazartesi günleri Cumhuriyet gazetesinde bir televizyon bölümü düzenler, orada eleştiriler yapardı. Ben pazar gecelerini çoğu zaman uykusuz geçirirdim, “Acaba Hıncal ağabey bu hafta benimle ilgili bir şey yazdı mı, yazdıysa ne yazdı?” diye. Erkenden uyanır, gazeteyi alırdım. Hıncal ağabey yazar olarak sert mizaçlıdır ama hayatımda yeri olan en unutulmaz yazıları da Hıncal ağabey yazmıştır. Ben ilk Ankara’ya gittiğimde, televizyonun ne olduğunu bilmiyordum açıkçası. Yani evlerimizde televizyon yoktu. İstiklal Caddesi’nde beyaz eşya satan bir iki mağazada teknik üniversiteye bağlı monitör dediğimiz alıcılar vardı. Televizyon bilgimiz bundan ibaretti. Ankara’ya gider gitmez daha kursa başlamadan bulvardaki kafelerden birine oturdum, orada televizyon vardı. Ankara’da kapalı devre yayın yapılıyor. Baktım ekranda çok rahat konuşan biri Hıncal Uluç. Ben başlangıçta hiç ekrana çıkmayı düşünmüyordum. Sadece yönetmen yapımcı olmayı düşünüyordum. Hevesli bir televizyoncu adayıyım. Baktım, baktım Hıncal ağabeye, “Ben bunlar gibi başarılı olamam” diye. O anı hiç unutmam. - Soysal - Burada bir söz var, “kimse ona görev vermediği halde”, yani bu biraz da meslek aşkı, seyirci belki de bu meslek aşkını göz ardı ediyor, yaşamadığı, görmediği için. SEN YILDIZ OLACAKSIN Dündar -Hıncal ağabeyin bildiği başka bir gerçek var, onu da bir yazısında aktarmıştı okurlarına. Şimdi biz televizyona ilk geldiğimizde İngiltere’den, BBC’den gelmiş bir hocamız vardı, Laino Cays. Beni bir kenara çekti ve dedi ki “Sen iyi bir televizyon yıldızı olacaksın, sende o potansiyeli görüyorum.” Ama, “Daha bu mesleğe adımını attığında yıldızların savaştığı bir dünyaya geldiğini bilmelisin. Buradaki kadar kıskançlık hiçbir sektörde yoktur. Buna hazır ol” dedi. Ve ben hazır oldum ve dedim ki benim gibi 50-60 televizyoncu olacak, ben de sevdiğim mesleği yaparak hayatımı sürdüreceğim. Ben de çok sevdiğim televizyonculukta gece gündüz çalışıyorum. Bu arada tatil günleri cumartesi, pazar, bayram, teknik olanaklar boş kalıyor. Yani montaj odaları, kameralar falan. Ben de İstanbul’dan Ankara’ya geldiğim ve bekar olduğum için ne yapacağım, işime dört elle sarıldım. Kullanılmayan olanakları o tatil günleri kullanmaya başladım. Bir gün toplantı yapılıyordu. Televizyon Daire Başkanının önünde yıldızımız da parlamaya başladı. Kıskançlıklar oluşmaya başladı. İşte benim programlarımın başarısından bahsediliyor, oradan birisi atladı, “Bakıyorum diğer insanlar bir gün kamera kullanırken, Uğur bey 4 gün kamera kullanmış, tabii başarır, başkalarına bu olanaklar tanınmıyor” diye. Hıncal ağabey merak ediyor, “Getirin bakayım hangi günler kullanmış” diye. Açıyorlar, bakıyorlar, bayram günleri tamamen boş zaten kimse kullanmıyor, ben kullanmışım. - Soysal - Sizin tarzınızda program zor bir şey. Siz bu zoru başardınız. Halkın kanaati bu. Gül olmak zor. Yani gülün düşmanı çok. En masumu kalsanız bile, mevsim değiştiğinde yine mahkum oluyorsunuz, kimi kopartmak istiyor, kimi kopartıp satıyor. Yani baktığınız zaman gül olarak kaldığınızda, eninde sonunda bir şeye yenik düşüyorsunuz. Uğur Dündar, 30 yıldır bu çizgide, gül sanki kafes, cam vazo içinde, bunu nasıl başardınız? “BABAMI ÖRNEK ALDIM” Dündar -Kafes gerçekten çok iyimser bir terim, cendere içinde yaşıyarak. Şimdi ben üniversitelere gidiyorum. Öğrenciler, “Gelecekte başarılı olmak için ne yapmalıyız?” diyorlar. Ben öğütler vermeyi seviyorum. Sadece onlara: Sevgili gençler, insan geleceğini bilemez. Sayın Başbakan Ecevit, çocukluğunda başbakan olacağını hayal etmiş miydi, zannetmiyorum. Onun için geleceğinizi bilemiyorsunuz. İçinizden çok değerli iş adamları, politikacılar çıkacak, belki ülkeyi sizler yöneteceksiniz. Onun için şimdiden gelecekte size pranga olacak yanlışlıkları yapmayın. Adımınızı atarken, bir gençlik yanlışı olarak yaptığın davranışın, ileride önünüze çok ciddi ve ağır bir fatura olarak çıkarılabileceğini hesaplayın ve ona göre düşünerek atın. Ben babamı örnek aldım. Babam bir emniyet görevlisiydi. Eve haram para sokmayan, cesur, çifte standardı olmayan, halkın polisi olmaya gayret eden, hukuk bilgisi yeterli bir kahramandı. Ameliyat olmadı ve bacağından aldığı kurşunla öldü. Ben hep onu örnek aldım. Onun gibi yaşamaya özen gösterdim. Bizim karşımızda öyle bir cephe var ki Güneri Cıvaoğlu, Show TV’de genel müdürken, bana “Uğur bey herkesin üzerine gidiyorsunuz. Hiç olmazsa 4 kişiyi bir kenara ayırın ki tabutumuzu taşırlar” demişti. Ben de dedim ki “Allah gecinden versin ama her halde halk bizim tabutumuzu taşır.” Böyle yaşamaya mecbursunuz. Ben şimdi, işimden evime, evimden işime gidip geliyorum. Zaten zırhlı arabalarda, zırhlı odalarda kalıyoruz. Evimizin her tarafı kamera dolu. Evimizin önünde polis bekliyor, eskortlarla gidiyoruz. Olağanüstü tedbirlerle yaşamak zorundayız. Benim en nefret ettiğim şey silah taşımaktır. Ama silah taşımak zorundayız. Geçenlerde ABD’li bir meslektaşıma anlattım yaşam biçimimi. Şaşırdı, “Ben bunu rüyamda dahi göremem” dedi. ARAŞTIRMACI GAZETECİLİK - Soysal - Türk kamuoyu sizin Soğukoluk ile ilgili yaptığınız haberleri hatırlıyor. Gazetecilik mesleğine yeni başlamış biri olarak, böyle bir gücü karşınıza almak sizi hiç ürkütmedi mi? Dündar -İlk araştırmacı gazetecilik örneği sayılabilecek çalışmayı TRT’de yaptım. Yanılmıyorsam 1978 yılıydı. Soğukoluk’tan önce. İstanbul’da gazetelere ilan veriliyor. “Kaş’ta deniz kıyısında arsalar” deniliyor. Öyle bir plan yapmışlar ki baktığında en gerideki parsel bile beş dakikada insanı denize ulaştırabilecek kadar denize yakın görünüyor. Kaş’ı bilmeyenler için, bu gazete ilanına bakıp kazıklanmak içten bile değil. Kazıklanmak diyorum, çünkü Kaş’a gittiğinde görüyorsun ki deniz kıyısı gibi görünen parsel aslında bir dağın zirvesinde. Deniz kıyısına inmek için neredeyse sabah ezanında yola çıkıp, akşam namazında varabilmek mümkün. Oraya gittim, elime parselleri aldım. Gazete ilanını gösterdim, bakın sevgili seyirciler dedim. Şimdi şu deniz kıyısında gibi görünen arsanın olduğu yerdeyiz. Şimdi buradan deniz kıyısına inmeye çalışıyorum. Tırmandım, kayalardan indim, ayakkabım yırtıldı, pantolonum çalılara takıldı. Bunu gösterdim ve tabii insanlar kazıklanmaktan kurtuldular. Fakat bir gazetede bir yazı, “Uğur Dündar’ın Kaş’ta arazisi olduğunu öğrendik, dikkatleri kendi arazisinin olduğu tarafa çekmek için böyle bir haber yapmış.” Benim o tarihte bırak Kaş’ı, Türkiye’nin hiçbir yerinde tek santimetre kare toprağım yok. İlk saldırı orada başladı. ÇİLELİ BİR HAYAT Ondan sonra hiçbir şey beni ürkütmedi. Çünkü aynaya bakıp utanabileceğim hiçbir şey yapmadım. Soğukoluk’ta da aynı şekilde oldu. Soğukoluk’a gittik, sıkıyönetim var orada. Kenan Güven paşa komutan. Çok değerli bir insandır. Ona gittim anlattım düşüncelerimi. Buraya ufacık kızları kandırarak, meşrubatlarına uyku ilacı katarak kaçırıyorlar. Burada esir olarak tutuyorlar ve o küçücük çocukları ona buna peşkeş çekiyorlar. Burada bir kanunsuzluk yapıyorlar ayrı bir cumhuriyet gibi orası. Paşa, “Biz önlemleri aldık ama siz gidin bir bakın eğer varsa bir şey gene de bakarız” dedi. Nitekim bilinen o Soğukoluk gerçekleri çıktı ortaya. Sıkıyönetim olmasına karşın yerel medyada bir iki tane tehditvari yazı çıktı. “Uğur Dündar niçin geldin dön. Bizim tek eğlencemiz var bizi ondan mahrum mu edeceksin? Gitmezsen böyle olur, şöyle olur” gibi aba altından sopa göstermeler oldu. Anladık ki hayatımız çileli bir hayat. EVLAT SEVGİSİ - Soysal - Neden geç evlendiniz, bu mesleğin aşkından dolayı mı? İkincisi bir oğul sahibi oldunuz ve adını da Uğur Dündar koydunuz. Onun nasıl birisi olmasını istersiniz? Dündar -Neden geç evlendim? Herhalde eşime çok geç rastladığım için geç evlendim ve evlenmiş olmaktan dolayı çok mutluyum. Küçük Bora Uğur Dündar’a gelince, önce Cenab-ı Allah’a şükrediyorum. Allah’ın bir takdiri, ondan sonra da eşime böyle güzel bir duyguyu tattırdığı için teşekkür ediyorum.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT